|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
"Gün dargınlıkların, kızgınlıkların, acıları körüklemenin günü değildir. Gün daha çok bütünleşmenin, herkesin ama herkesin kendisini önyargılardan arındırarak, kardeşlik duygularıyla, 21. yüzyılın evrensel değerleriyle buluşma günüdür..." Önceki gün tahliye edilen DEP'li eski milletvekillerinden Leyla Zana'nın bu sözleri ne denli önemliyse, Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya'nın tahliye sonrası açıklamasından derleğimiz şu sözleri de o denli önemlidir: "Dört eski DEP'linin tahliye kararları siyasi değil, hukukidir... İnsan hak ve özgürlüklerinin ön plana çıktığı bir çağı yaşıyoruz. İnsan hak ve özgürlükleri tabanı olan ve tavanı olmayan hak ve özgürlüklerdir... Türkiye'de uyum yasalarıyla temel hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi yönünde çok önemli adımlar atıldı... Şimdi uygulayıcılar da buna bakıyor. İşte yargının yaptığı bu. Anayasa'nın 90. maddesindeki değişiklikle temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmelerin ulusal yasalarla çatışması halinde bunlara üstünlük tanındı. Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin verdiği ihlal kararlarını yeniden yargılama nedeni olarak kabul etti. Bunlar sürecek. İnsan hakları eğitimine, AİHM kararlarını içtihatlarımıza yansıtmaya önem verdik. Bunun için 9. Ceza Dairesi ile 8. Ceza Dairesi üyeleri yakın tarihte AİHM'yi ziyaret etti. Adalet Bakanlığı da uzun süredir yargıçlara insan hakları eğitimleri veriyor, AİHM kararlarını yararlanmaları için savcı ve yargıçlara sunuyor. Tahliye kararlarında bütün bu çabalar ve gelişmeler de etkili oldu..." Demokrasiye "özgürlüklerin faydacı bir şekilde ele alınıp, tanımlanmadığı, siyasi yorumlara tabi tutulmadığı, yargının bağımsızlığı ile hukukun üstünlüğünün mutlak olduğu yapılar"la eliyle ulaşılır. Türkiye demokrasiye doğru yol alıyor... Alınan tahliye kararına ilişkin Yargıtay Başkanı'nın yorumu, atılan adımın Türkiye'yi AB'ye yaklaştırma amacı güden "siyasi operasyon" olmaktan çok, AB hattında yaşanan demokratik değişimin sonuçları olduğunu gösteriyor. Bu sonuçlar sadece özgürlük alanının evrensel hukuk değerlerine göre genişlemesiyle ortaya çıkmıyor. Aynı zamanda bu alanı koruyan ve kollayan yargı gücünün bağımsızlığa doğru aldığı yola da işaret ediyor. Bu gelişmenin kalıcı ve sürekli olmasının başka koşulları da var. Bunlardan "birincisi" özellikle siyasi alanda "sorun giderici adımların atılması"dır... Bu tür siyasi adımlar gerilimleri ortadan kaldırıp, risk faktörünü azaltarak yargının işini kolaylaştırır, demokrasinin önünü açarlar. Bu konuda belirleyici olan ikinci husus ise ülkedeki, özellikle Güneydoğu'daki "toplumsal ruh hali"dir. Leyla Zana'nın siyasi varlığı ve sözleri de bu açıdan önemlidir. Şu açık: Kürt siyaseti karışık bir dönem geçiriyor. Örgüt içi bir darbe, en azından bir bölünme sonucu kontrolu ele alan grup hem diğerlerini tasfiye etti, hem tekrar silaha sarılacağını açıkladı. Bu gelişme Kürt siyasetinin kendi içinde farklılaşması, bir farklılaşma sürecinin başlangıç noktası olarak da değerlendirilmelidir. Toplumların ve toplulukların yapısı ve doğası gereği bu farklılaşmanın demokrasi çerçevesinde bir çoğulculaşmaya ulaşması ihtimali bulunmaktadır. Nitekim, "taleplerin ifadesinde ve taşınmasında çoğulculaşma ve demokratikleşme" isteği Güneydoğulu'nun ortak isteği haline gelmiştir. Başka bir deyişle "Kürt sorunu duyarlılığına dayalı siyasi alanın demokratikleşmesi", çağa uyması artık Güneydoğu'nun temel meselelerinden birisidir. Bölgenin karizmatik ve etkili liderlerinden birisi haline gelen Leyla Zana'nın Güneydoğu'da yapacağı bir haftalık gezi, bu gezi sırasında takınacağı tavır ve yapacağı açıklamalar işte bu açıdan son derece önemlidir. Umarız bu "zor oyun"un tüm tarafları, her ilişkide, başta devlet-toplum, siyaset-devlet arası, siyaset içi ve toplum içi olmak üzere her noktada "demokrasi"yi öne almayı bilirler...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |