|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Hakim sistemin iki ana duyarlılık alanı var: Birisi üniter yapının, diğeri din - devlet ilişkisini düzenleyen çerçevenin korunması. İki alanda da sorun var ve 80 yıl içinde bu sorunlu yapı sağlığa kavuşturulabilmiş değil. Belki aksine, sorunlu niteliği daha da derinleşmiş durumda. "Üniter yapının korunması" meselesi, ülkenin farklı kavmi kökenlere mensup nüfus muhtevasının bir gün dış saiklerin de etkisiyle ayrılma iradesi sergileyebileceği kaygısının ürünü. Laik çerçeve hassasiyeti ise, ülke insanının bin yıllık inanç dokusunu oluşturan İslam'ın her an daha belirleyici bir statü kazanabileceği ihtimalini karşılamaya yönelmiş. Hakim sistemin iki alandaki kaygısı, toplumun aykırı yönelişlerini kontrol amacı taşıyan devlet politikaları üretilmesine yol açmış. Bu politikaların "kuşku" ve "tehlike" eksenli olması, devlet - toplum ilişkilerini problemli hale getirmiş. Üniter yapı hassasiyeti, Türkler yanında ülkenin en ağırlıklı nüfus kesimi olan Kürtler üzerindeki dikkati yoğunlaştırmış, din - laiklik konusundaki hassasiyet ise, Müslüman nüfusun muhtemel yönelişleri üzerindeki dikkatin dozunu artırmış. Yasal düzenlemeler yapılmış, devlet cezalandırıcı ve yukardan aşağı tanzim edici rolleri ile öne çıkmış, kontrol, denetim, gözaltı... bu sürecin bariz görüntüleri olmuş. Sonuç: Sonuçta hala problem var. Hakim sistem adına ne kadar "başarı"dan söz edilirse edilsin, her iki alanda da gerilimden kurtulunduğunu söylemek mümkün değil. Üniter yapı ile ilgili sorun, 15 yıllık kan dolu bir süreçten ve Türkiye'ye binlerce cana, milyarlarca dolarlık maddi kayba mal olduktan sonra "Kürt meselesi"nin uluslarası planda somutlaşması sonucunu doğurmuş, kendi kendimize çözemediğimiz sorun, uluslararası güçlerin kanırtmasıyla, henüz son merhalesi görülmeyen siyasi bir mahiyete bürünmüştür. Toplumsal açıdan baktığımızda ise, ortada, çocukların, kadınların bile siyasi bilinç kazandığı bir durum söz konusudur. Bu konuda olağanüstü duyarlılık sergileyen hakim sistem gelinen noktadan mutlu mudur? Hiç sanmıyorum. O çevreden şu anda sadece ve gene üniter yapı ile ilgili kaygı sözcükleri dinliyoruz. Ne yazık ki gelinen sonuçtaki kendi payını görmezden gelerek... Din - devlet - toplum ilişkileri ile ilgili alanda da hakim sistemle toplum arasında sağlıklı bir iletişim gerçekleşebilmiş değil. Hakim sistemin din - devlet - toplum ilişkilerini düzenleyen laiklik yorumu, geçen zaman içinde toplumun, dinin ve devletin en olumlu buluşma noktasını gerçekleştiremediği için, hakim sistemde "laikliğin elden gitme tehlikesi içinde bulunduğu" gibi bir kaygının, toplumda ise "en temel özgürlük alanlarının yokedildiği" gibi devlete karşı burukluğun oluştuğu bir sonuç ortaya çıkmıştır. Gerilim, siyaset alanını etkiliyor, eğitim, hukuk, ekonomi, hatta giyim kuşam alanını etkiliyor. Sonuçta devletle toplumun iletişim kurduğu tüm alanlarda, İslam'ın yerini tayin farklılığından kaynaklanan sorun oluşuyor. Buradaki sorunun Kürt meselesinden farkı, uluslarası ilgiden yoksun olmasıdır. Ne islami alandaki siyasi sembollere, ne özgürlük taleplerine, ne hukukun siyasallaşmasına karşı uluslararası planda bir ilgi, tepki, baskı oluşmuş değildir. Aynı zamanda "milli hassasiyetler"e de sahip bulunan islami camia da, yakın zamanlara kadar bu uluslararası ilgiyi talep etmekten kaçınmış, içerde, ülkenin bağımsızlığı zedelenmeden sorun çözme ümidini taşımıştır. Buna karşılık hakim sistem adına hareket eden çevrelerin islami alana yönelik daha derin kuşatmaları ile karşı karşıya kalınmıştır. Sonuç: Sonuçta hala problem devam etmektedir. Şu söylenebilir: Eğer islami alan da, uluslararası ilgiler -destekler arayışı içinde olsaydı, ya da uluslararası ilgiler islami alanda da mevcut bulunsaydı, bugün, AB ile, AİHM ile, Avrupa Konseyi ile ilişkilerde bir de "İslami sorun"la yüzyüze gelinirdi. Bu alandaki gariplik şu: Hakim sistem, islami alana yönelik gerilimde bu AB kurumları ile paralel hareket eder, en azından özgürlük taleplerine ilgisizliğin desteğini alırken, kendi toplumu ile derin problemler yaşamaktadır. Kamuoyu yoklamaları, hakim sistem ile toplumsal yönelişler arasındaki derin açı farkını ısrarla ortaya koymakta, hakim sistem bu gerçekliği, "halka rağmen"ciliğin sözümona meşruiyyetine sığınarak izah etmeye çalışmaktadır. Hakim sistemin, Avrupa istediği için değil, ülke yararına olduğu için sorun çözme iradesi olsa, evet toplumdaki her etnik kökenin küçük olsun büyük olsun kültürel taleplerine ilgi gösterdiği gibi, toplumun hemen bütününü ilgilendiren islami alandaki taleplere de ilgi göstermesi gerekirdi. Şimdi birileri "AB dayatması var" diye ferlyad ediyor, ulusalcılık oynuyor. Öyleyse sen çöz. AB dayatmasının olmadığı alanda bir adım at. Yok, o alanda, toplum kıvranıyor, hakim sistem adına ise, sadece öfkeler, "özgürlük sınırlarınızı biz belirleriz" efelenmeleri duyuluyor. Sevgili bağımsız yargımız, başörtüsü ve İmam Hatipler konusunda da toplumu rahatlatıcı bir karar verseler ya... Sevgili Cumhurbaşkanımızın İHL'lere yönelik o ünlü veto gerekçesi sizce gerilimi sona erdirebilecek bir durulukta mı? Sorunlarını çözemeyene çözdürürler ya da kıvranır durursunuz.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |