|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Oynan oyun apaçık ortada. Türkiye'nin AB'den müzakere tarihi alacağı hemen hemen kesinleşmiş durumda. Hangi tarih verilirse verilsin kabulumüz. Bir tarih verilsin yeter. O tarih verilecek. Sonra... Sonra uzun yıllar sürecek müzakereler başlacak. Türkiye'de tarih meselesinin hallolduğu anlaşıldıktan itibaren cereyan eden gelişmelere bakarsak, bu müzakerelerin, AB içindeki en iyimser çevrelerin bile beklentilerinin ötesindeki tarihlere uzanabileceğini tahmin etmek zor değil. Türkiye tarih aldıktan sonra yine 'biz bize kalacağız.' AB sürecine karşı çıkmaz görünen, daha doğrusu AB yanlısı, özgürlükler yandaşı imiş gibi rol yapanlar şimdi ellerini oğuşturuyor. 17 Aralık'tan sonra, "Şimdi biz bize kaldık" diyecek olanlar onlar. Hatta 17 Aralık'ı bile bekleyemediler farkındaysanız. Hükümet, ister AB yolunda yapmak zorunda kaldığı için, ister gereğine inandığı için bir İnsan Hakları Danışma Kurulu oluşturdu.Bu kurulun üyelerini de kendi seçti. Kurul kanunla kuruldu ve resmen başbakanlığa bağlı. Görevleri arasında rapor hazırlamak da var. Kurul böyle bir rapor hazırlamak istedi. Üyelerin çoğu ilgilenmedi bile. Toplantılara uğramadılar. Zaten çoğunun böyle bir kurula niçin seçildiğini anlamak çok zor. Bazıları ise rapor hazırlandıkça ortaya çıkan tablodan ürküp, korkup rapor görüşülürken ortadan kayboldular. Geriye kalanlarla rapor tamamladı ve katılanlar arasında oylandı. Kabul edilen metin başbakanlığa gönderildi.Bu arada rapor medyaya da yansıyınca kıyamet koptu. İlk tepki hükümetten geldi. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, ne raporu ne de bu komisyonun resmi hüviyetini kabul etmediklerini söyledi. Komisyonu suçladı. Belli ki ortaya çıkacak tepkiler konusunda ya uyarılmıştı ya da onları tahmin ederek hükümetini korumaya çalışıyordu. Daha sonra, o zamana kadar ortada görülmeyen bazı komisyon üyeleri çıkıp rapor hakkında veryansın etmeye başladılar. Raporu hazırlayanlar neredeyse vatan haini ilan edildiler. Komisyon Başkanı Prof. İbrahim Kabaoğlu'nun basın toplantısı bu komisyon üyeleri tarafından basıldı. Hazırlanan insan hakları raporu, başbakanlığa bağlı bir binada zorbalar tarafından başkanın önünden alınıp yırtıldı, toplantı engellendi. Olup bitenler TV'lerde yayınlandı. Sadece Türkiye'de değil, Avrupa'da anında izlendi. Mutlaka böyle bir eylem için belli odaklar gereken yeşil ışıkları yakmış olmalılar ama, Gül'ün gösterdiği tepkinin de bu zorbalara cesaret verdiği muhakkak. Arkasından Adalet Bakanı Cemil Çiçek'ten bir açıklama geldi: Çiçek olaya, 'Kurul üyelerinin birbirine ve kendi kendilerine saygıları yok; kendi içlerinde çekişiyorlar. Türkiye'deki aydın kalitesini görmek için bu kurula bakmak yeterli' şeklinde yaklaştı. Hükümet, kendi oluşturduğu bir kurulun, benimsemek zorunda olmadığı, danışma niteliğindeki bir raporuna bu tepkiyi gösterirken başka odaklar niye sussun? AB üyeliği meselesinin şampiyonluğunu yapan ve kendisine göre Türk basının amiral gemisi olan gazete bu olayı şöyle yayınladı: Başlık: "Azınlık raporu kavga çıkardı" Haberin metnine de bakarsanız sanki raporu yazanlar birbiri ile kavga etmişler zannedebilirsiniz. Haber, "Azınlık raporu tartışması kurul üyelerini birbirine düşürdü." cümlesiyle başlıyor. Arada olaylarla ilgili doğru bir iki bilgi var ama, başlık dahil genel havası raporu, hatta rapordaki fikirlerin önemini unutturmaya, meseleyi tarafların çekişmesi imiş gibi sunmaya yönelik. Aynı gazetenin başyazarının yazısı da böyle. Olay kınanmakla birlikte, olaydan Kabaoğlu sorumlu tutuluyor. Memleketin tartışılamaz bazı hassas meselelerini dile getirme cüretini gösteren bir rapora sahip çıktığı için eleştiriliyor. Başyazar, raporu kaleme alan Prof. Baskın Oran'ın rapora 'sokuşturduğu'nu söylediği Türkiyelilik kavramının Prof. Kabaoğlu tarafından da benimsendiğini söyleyerek yazısını şöyle tamamlıyor: "Hoş, Kaboğlu bu konularda pek de Oran'dan farklı düşünüyormuş gibi görünmüyor. O zaman da birileri bakıyorsunuz tepkinin ayarını kaçırıveriyor." Yazıyı okuyunca, "Vah, vah" diyesiniz geliyor. Topantı basıp, rapor yırtan zavallı zorbalar bu saçma öneriler olmasa tepkilerini bu kadar sert koymayacaklardı ama, ne yapsınlar, birileri de onları tahrik ediyor işte! Tabi sadece bunlar olsa yine iyi. Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un açıklamalarına bakılırsa Türkiye'de bu gibi şeylerin tartışılması çok sakıncalı. General açıkça şunu söylüyor: "Türkiye'nin üniter devlet yapısını tartışmaya açmak TSK tarafından tasvip edilemez" Hani AB müzakere sürecinde herşey konuşulabilecek ve tartışılacaktı? Bu hoşgörü yaklaşımından vaz mı geçildi? Prof. Baskın Oran raporda belirttiklerinin Türkiye'nin AB ile müzakere sürecinde yapmak durumunda olduğu şeylerden ibaret olduğunu söylüyor. Son olaylara baktığımızda ise birilerinin ne pahasına olursa olsun bu gelişmeyi engellemeye kararlı olduğunu gösteriyor. Herhalde, "Nasılsa bir bize kalacağız" diyorlar. Raporun açıklanması sırasında çıkan olaylara kesin tavır koymayıp ikili oynayanların şunu anlaması lazım: Türkiye'de artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |