|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
AYŞE OLGUN / İSTANBUL
Hırka odasında gerginlik Özellikle kadınların ezici çoğunlukta olduğu Hırka-i Şerif Camii'nin bahçesindeki hırka kuyruğuna biz de giriyoruz. Erkeklerin ayrı kadınların ayrı kapılardan gerçekleştirdiği ziyaret kuyruğunda her kesimden ve yaşlı, genç, çocuk her yaş grubundan insan var. Yoğun kalabalıkta birbirlerini kaybetmemek için elele tutuşanlar adeta bir sevgi seli oluşturmuş. Sohbet ve telaşın uğultuya dönüştüğü avlu ve caminin alt katından yukarı çıkıldıktan sonra artık nefesler tutuluyor. Yükselen selat-ı selamlara eşlik ederek hırkanın olduğu bölüme büyük bir saygıyla giriliyor. Dua mırıltıları ve heyecanın dorukta olduğu bu sahnede sükuta bürünen yüzler, hırkanın iki yanındaki görevliler tarafından nedense sürekli azarlanıyor. Dışarı çoğu ziyaretçi üzüntü içinde çıkıyor. Dilencilerin güvenlik önlemini delemediği bu bahçede dikkatimi çeken bir başka şey ise adım başı karşılaştığımız para toplayıcıları. "Camiye yardım" adıyla ziyaretçilerden bağıra çağıra para almalarına rağmen kimse makbuz sormuyor.
KUYRUK ÇİLESİNİ EĞLENCEYE ÇEVİRİYORLAR Camiden çıkan kalabalık, cami bahçesinde yer alan vakfın müzesindeki diğer kutsal emanetleri de ziyaret etmek istiyor ve hep beraber daha uzun bir kuyruğa giriyoruz. Bu arada sık sık kaybolanların yakınları tarafından adları cami avlusunda anons ediliyor. Kuyrukta sıkılan ve yorulan insanları oyalamak ise bahçeye ellerindeki sermeyeleriyle girmeyi başaran satıcılara düşüyor. Sıkı pazarlıkların yapıldığı bu alışverişlerde yapma kırmızı güller, nazar boncukları, ayet el-kürsi yazılı kolyeler, yarım metre boyundaki kalemler, esanslar, yumurta fırçaları hanımlar arasında büyük ilgi görüyor. İlgi gören bir başka şey ise kuşe kağıda basılmış olan resimli tablolar. Bu arada kuyrukta sıkılanlar önünde ve arkasındakilere, 'sen nerden geldin, ben Trabzon'dan' gibi cümlelerle başlayan sohbetlere giriyor ve zamanın akışını bu sohbetlerle hızlandırıyorlar. Nihayet sırası gelenler ikinci kutsal emanetlerin bulunduğu mekana saygıyla giriyor. Öyle bir saygı ki, 'ayakkabılarınızı çıkarmayın' diye bağıran görevlilere rağmen insanlar hürmetle eğilip ayakkabılarını ellerine alıyor ve başları önlerine eğip, ellerini göğüs hizalarına koyarak selamla içeri giriyorlar. Duaların dudakları yaktığı, gözlere yaşların hücum ettiği bu ikinci ziyarettin ardından kurulan çarşıdan 'öte beri' alınıp ikindiye yetişmak için yola koyuluyorlar. Hayatın ve duanın birbirine karıştığı bu makanlardaki insanlar değişse de kalabalık iftar vaktine kadar hiç değişmiyor.
İstanbul'un manevi fatihi
• AKŞEMSEDDİN
Akşemseddin, kamil bir mürşid bulabilmek için Anadolu'ya geldiğinde bazı arifler ona Hacı Bayram Veli'ye gitmesini tavsiye ettiler. Fakat kendisi bazı sebeplerden ona derviş olmak istemedi ve Halep'e gitti. Orada bir rüya gördü. Rüyasında boynuna bir zincir takmışlar ve kendisini zorla Hacı Bayram'ın eşiğine bırakmışlardı. Bu rüyayı görünce hali değişti; gerçeği anladı ve dönüp Ankara'ya geldi. Akşemseddin ile hiç ilgilenen olmadı. Sonunda köpeklere verilen ekmekten yemeye başlayınca Hacı Bayram acıyarak kendi sofrasına oturttu. Ve "zincirle zorla gelen konuğu böyle ağırlarlar" dedi. Zaman içinde Akşemseddin büyük mesafe kat ederek yüksek dereceler elde etti. Başta tıp ve matematik olmak üzere pek çok ilim sahasında benzersiz bir üstünlük kazandı. Padişah tabiplerinin bile iyi edemediği hastaların hastalığını hemen teşhis edip doğru ilacı seçmesiyle ünlenmişti. Çok zikir ve ibadette bulunan şeyhin yüzü, saçı, sakalı bembeyazdı. Elbiseleri de ekseriyetle bembeyaz olduğu için Akşemseddin diye anıldı.
Fatih Sultan Mehmet'in hocası olan Akşemseddin, İstanbul'un onun tarafından fethedileceği müjdesini verdi. Bunun üzerine girişilen kuşatma uzun süre başarısız oldu. Sabırsızlanmaya başlayan padişah, şeyhten fetih vaktini kesin olarak tespit etmesini istedi. Küçük bir çadırda, toprağın üzerine secde halinde ağlayarak uzun süre dua eden Akşemseddin Hazretleri sonunda hücum saati ve yerini söyleyerek İstanbul'un fethini kesin olarak bildirdi. Söylenen saatte şehir fetholundu ve semalar ezan sesleriyle doldu. Üçüncü gün Ayasofya, camiye çevrildi ve ilk hutbeyi de Akşemseddin okudu. Kendisinin başta Eyyub-i Ensari'nin mezarını tam olarak tespit etmesi olmak üzere, cinlerle konuşması, körlerin gözlerini açması, borcunu alması için alacaklıyı, her yaprağında akçe olan bir bahçeye sokması, kabirlerde yatanlara Allah'ın izniyle şefaat etmesi gibi bilinen pek çok kerameti vardır.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
|
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © ALL RIGHTS RESERVED |