|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Son bir haftadır dünya neredeyse tek bir konuyu konuşuyor.. Mel Gibson'un yönettiği 'İsa'nın Tutkusu' filmini.. Hazreti İsa'nın yaşamının son 12 saatini ve çarmıha gerilişini en ince ayrıntısına kadar ve oldukça dramatik bir şekilde irdeleyen film İsa'nın ölümünden Yahudiler'i de sorumlu tutuyor. Bu ise Hıristiyan inancının gereğidir. Papalık bu filme onay vermişti.. Bu konu ile ilgili bir şey söylemek istemiyorum.. Ancak Amerika'da yaşayan değerli meslektaşım Güler Kömürcü'nün Akşam gazetesinde cuma günü yazdığı yazıdan bir paragraf aktararak olaya farklı bir açıdan bakmak gerekir diye düşünüyorum.. Kömürcü, 'Washington yönetiminin göze çarpan özelliğinin; Judea-Hıristiyanlar'dan oluştuğunu, Yahudi dünyasının Ortadoğu hedefine destek verenlerin de 'evangalist Hıristiyanlar' ile muhafazakar Museviler olduklarını belirterek bakın ne diyor: "Irak savaşıyla beraber yaşanan acılar, ABD'nin koyu Katolik çevrelerinde 'her şeyin sebebi olarak görülen Judea-Hıristiyan yönetime farklı bir tepkinin başlamasına neden oldu. Ve sivilce içinde bulunduğumuz bu günlerde çok farklı bir platformda patladı; sinema ve edebiyat dünyasında".. Kömürcü ayrıca Mel Gibson'un babası Hutton Gibson'un WSNR radyo programına verdiği demecinden bir paragraf aktarıyor: "Museviler tek bir dünya dini ve tek bir dünya hükümeti yaratmaya çalışıyorlar. Bu işin içinde Yahudi bankerler ve ABD Merkez Bankası bulunmaktadır".. Kömürcü'nün tesbitleri gerçekten çok önemli.. Önümüzdeki dönemde yaşanacak tartışmalara bir ışık tutuyor.. Bu nedenle de ben filmi tartışmak yerine, Gibson'u bu filmi yapmaya iten koşul ve ortamı değerlendirmek istiyorum. Çünkü herkes İsrail'in ve Yahudi lobilerinin Hollywood'da ne kadar etkili olduklarını bilir. Başka bir deyişle bu filmi yapmak gerçekten bir cesaret işidir. Ya da başka bir ifade ile bu cesaretin arkasında oldukça önemli nedenler ve dinamikler olmalıydı.. Hep birlikte hatırlayalım .. Nisan 2001'de İsrail tankları işgal altındaki Filistin şehirlerini yerle bir ederek Arafat'ın Ramallah'taki konutunu yıkmıştı.. Dünyanın sesi çıkmıyordu.. Bundan cesaret alan İsrailliler bu kez Hıristiyanlar için en kutsal yerlerden biri olan Beyt Lehim'deki Kıyamet Kilisesi'ni kuşattı. Kilisede sözde bazı aranan Filistinliler vardı. Papazlar Filistinliler'i teslim etmeyince İsrail tankları İsa'nın doğduğu kiliseyi topa tutmuştu.. Hıristiyan Avrupalılar ve Papalık bir kez daha Amerika'nın baskısı altında İsrailliler'e ses çıkartmamıştı.. Ama iki yıl sonra 15 AB üyesi ülkede yapılan kamuoyu araştırmasında Hıristiyan Avrupalılar'ın %56'sı İsrail'i dünya için en büyük tehlike olarak ilan ediyordu. Bu oran bazı Avrupa ülkelerinde % 80'e varıyordu. Amerika ise yine Avrupalılar'a göre dünya barışını tehdit eden üçüncü ülkeydi.. Aynı sıralarda yine Avrupa ülkelerinde yapılan başka bir araştırmada Avrupalılar'ın % 63'ü 'Hitler'in Yahudiler'e yönelik katliamları ile ilgili olarak söylemlerin abartılı olduğuna inandıklarını' söylüyordu .. İsrail'den dolayı Yahudiler'e karşı Avrupa'da giderek artan bir tepki gözleniyordu.. Hemen bu sıralarda BBC yayınladığı bir belgesel ile İsrail'in sahip olduğu kitle imha silahlarını dünya kamuoyuna yansıttı ve İsrail'i bölge ve dünya barışı için çok büyük bir tehlike olarak gösterdi. Yahudi inaçlarına dayanarak oluşturulan siyonist ideolojinin yarattığı İsrail'in Müslüman Filistin halkına yaptıklarını bir kenara bırakarak, Hıristiyan Batı'nın tepkisini bu film ile yansıtması gerçekten çok ilginç bir o kadar da önemlidir. Hiç kimse dinsel olarak Yahudilerden nefret etmiyor. Hele Müslümanlar asla .. Hıristiyanlar'ın, Yahudiler'le İsa'dan dolayı bir sorunları varsa o da onların konusu.. Ancak burada tartışılması gereken temel konu İsrail politikalarıdır.. Dünyanın dört bir tarafında nefret uyandıran bu politikların dünyayı nerelere sürüklediğini Gibson'un filmi ile artık çok daha net görebiliriz . Keşke Hıristiyan Batı filme gerek duymadan İsrail'e baskı yapabilseydi ve onu işgal ettiği Filistin ve Arap topraklarından çekilmeye zorlayabilseydi.. Ama olmadı ve İsrail de başka bir dili anlamak istemedi.. Ne Filistinliler ne de genel olarak Araplar tarih boyunca Yahudiler'e acı çektirmediler. Tersine Yahudiler en rahat yaşmalarını hep Arap ve Müslüman ülkelerde sürdürmüşlerdir. Yahudiler'in çektiği acıların kaynağı hep Hıristiyanlar olmuştur. Yahudiler'den intikam almak ve kurtulmak isteyen Hıristiyan Batı onlara Filistin'de bir devlet hediye etmiştir. Yahudiler'in bir sorunu varsa, bunu öncelikle Hıristiyanlar'la çözmelidirler.. Yani Roma ve Bizans torunları ile.. Bunlardan biri de Mel Gibson'dur..
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |