AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Peki ya biz, biz niçin hatırlamıyoruz?

Bir köşeyazarı ortaya çıkıp da "Bugüne kadar yazdığım yazılar içinde falanca yazı en tuttuğum yazılarımdandır!" diyebilir mi? Demesi uygun kaçar mı?

Bu soruyu hepinizin "Ne münasebet!" diye cevaplayacağınızı sanıyorum...

Ama bu "uygunsuz" işi bugün ben yapacağım. Birkaç yıl önce (tarihini tam olarak hatırlamıyorum) bu köşede yayımladığım "O artık hiçbirimizi hatırlamıyor..." başlıklı yazımdan (yazının tamamı "Hukuksuzluğun Günlüğü-Vadi Yayınları içinde mevcut) "uygunsuz" da kaçsa bugün böyle söz edeceğim.

Söz konusu yazı Atılcan Saday'ın hikayesi hakkındaydı. 1996'da lise ikinci sınıf öğrencisiyken "örgüt üyesi" olduğu iddiasıyla tutuklanmış, liseyi cezaevinde bitirmiş, ÖSS'ye katılarak İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde öğrenim görme hakkını kazanmış ama "ölüm orucuna" katıldığı için artık hiçbir şeyi hatırlayamaz olmuştu...

Öyle acı bir hikayeydi ki; Atılcan'ın annesi "Devletin gözü aydın, bize sakat bir çocuk bıraktı!" diyordu.

Evet artık herkesin "gözü aydın" olabilirdi... Atılcan artık "Atatürk'ü, Atatürkçülüğü, devletin şeklini, cumhuriyetin ilkelerini" hatırlamıyordu...

Atılcan artık, "devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü, Anayasa'nın değiştirilemeyecek hükümlerini, laikliği, düşünce ve kanaat hürriyeti" filan hiçbir şeyi hatırlamıyordu...

Atılcan artık "Marksizm-Leninizm-Stalinizm'i, sınıf mücadelesini, Öncü Parti'yi, Devrim'i" filan da hatırlamıyordu...

"Örgüt üyesi" bir lise ikinci sınıf öğrencisini ele geçirip, 16 yaşındaki bu çocuktan bir "wernicke korsakoff" hastası yapabilmeyi iyi becermiştik doğrusu...

Bugün dönüp tekrar göz attığım yazıyı şu cümlelerle bitirmişim:

"Atılcan sadece annesini ve babasını hatırlıyor ve bundan böyle de sadece onları hatırlayacak.... Çünkü Atılcan'ı, bırakın hatırlamayı bir saniye bile unutmayanlar sadece onlar... Atılcan sizi niçin hatırlasın ki?"

Bu son cümleyi niçin yazdığımı iyi hatırlıyorum: Ailemizden birisi olmasa da, yakınımızdan birisi olmasa da, tanıdığımızın bir tanıdığı olmasa da, artık hiçbir şey hatırlamayan buçocukları hiçbirimizin unutmaması gerekirdi... Onlar artık bizi hatırlamasalar da, bizim onları hatırımızdan çıkarmamamız gerekirdi... Onları vicdansızlığın "soğuk ideolojisi"nin ellerine teslim edemezdik...

Peki ben şimdi yıllar sonra bu yazıyı niçin hatırladım?

Milliyet'ten (26 Şubat) Belma Akçura'nın haberi üzerine... Akçura, yine bir "wernicke korsakoff" hastasının, 28 yaşındaki Serkan Aydoğan'ın hikayesini anlatıyor. Yine bir "oruç" sonrasında hastalanan ve hasta olduğu için cezaevinden çıkarılıp cezası üç kez ertelenen Serkan, "iyileşemez" raporuna rağmen tekrar cezaevine gönderilmiş... Gazete sunu ve cezasını şöyle belirtmiş: "DHKP/C örgüt üyesi olmak" ve "pankart asmak"tan 16.5 yıl ağır hapis cezası." (Yeri değil ama -yooo aslında tam da yeri- biz yine de soralım: "örgüt üyesi" oldukları için ağır cezalara çarptırılıp halen cezaevlerinde olan mahkûmların "dosyaları" da "Kopenhag Kriterleri" ışığında tekrar gözden geçirilecek mi, yoksa bu konuda AB'ye tam üyeliğe kadar beklenecek mi?!)

Evet, "iyileşemez" (isteyenler İ.Ü. Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Emre'nin tanıklığına müracaat edebilirler) raporuna rağmen Serkan tekrar cezaevinde... Paki Serkan, yani artık "hatırlamayan" Serkan, cezaevine girer girmez acaba neyi "hatırlamıştır" dersiniz?

Haberin bu faslı o kadar acı ki... Gazeteden olduğu gibi aktaralım:

"Hatırladım! Eylemdeydim!"

Yani, kaldığı yerden "ölüm orucu"na devam....

Söylediğim gibi: O artık bir "wernicke korsakoff" hastası, "hatırlamıyor". Peki ya biz, biz niçin hatırlamıyoruz?


1 Mart 2004
Pazartesi
 
KÜRŞAT BUMİN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED