|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Başbakan'ın medyanın önemli isimleri ile yemek yerken sarfettiği sözler üzerine medyamızın bazı örgütleri ve mensupları çok alınmışlar. "Başbakan açıkça oto-sansür yapılmasını istedi" diyorlar. Arkasından da basın özgürlüğünden ve açıklıktan sözediyorlar. Doğru, bana kalırsa da Başbakan haddinden fazla açık koymuş meseleyi. Çok yadırgadım. TV'den haberi izlerken de üzüldüm hatta. Medyanın konumu ve alışkanlıkları ne olursa olsun, Başbakan'ın basından oto-sansür istemesi ve Kıbrıs haberlerine yasakçı bir tarzdan yaklaşılmasını önermesi beni çok rahatsız etti. Denktaş'ı susturabilse daha iyi olurdu. Burada isteğin açıkça yapılmış olması işin tek teselli noktası. Zaten bana kalırsa medya örgütlerinin ve bazı yazarların verdikleri tepki de bununla ilgili. Bizim medya, kapalı kapılar ardındaki toplantılarda brifing, yani talimat almaya ve o brifingler doğrultusunda, bazı 'usta' yazarların yanlış kullanımı ile 'OMERTA' yasaları uygulamayı iyi bilir. OMERTA, gizli örgüt (MAFYA) içindeki sırları dışarı yansıtan, gammazlayan örgüt mensuplarının yokedilmesi, öldürülmesi anlamında kullanılan İtalyanca bir kelimedir.. Kuşkusuz Başbakan'ın gazetecilerden istediği bu değildir. Ama bu isteğin yansıtıldığı medya, istisnaları saymazsak genel anlamında OMERTA'cı bir medyadır. Kamuoyununa bilgi vermek, doğruları yansıtmak ve hükümet ve devlete karşı bağımsız olmak durumundayken, onların bir organı gibi, elemanı gibi davranmayı ana çalışma kuralları arasında saymaktadır. Bizim medya için geçtiğimiz yıllar ve hâlâ, oto-sansür yapmaya gerek yoktur. Onlar zaten neyi sansür edeceklerini, neyin devletin menfaatlerine ve bazı holdinglerin, işadamlarının çıkarına olup olmadığını iyi bilirler. Çeşitli medya organlarının, "Falanca gazete basın ahlak ilkelerine uymaktadır" yollu sloganlara ve kabul ettikleri mesleki kurallara rağmen uyguladıkları başka kuralları vardır. Bunların yazılı olması da gerekmez. Bu gazetelerde Silahlı Kuvvetler, duruma göre hükümetler, bazı kurumlar, kuruluşlar, bazı tabu sayılan meseleler ve holdingler, işadamları vesaire hakkında olumsuz bir tek satıra rastlayamazsınız. O medya organlarında hiçbir gazeteci de kalkıp kendi sınırlarını zorlamaz. Haber yapılması istenmeyen konularda haber yapıp da kendini yormaz, riske atmaz. Ne istenmiyorsa onları zaten yapmaz. Ne isteniyorsa onları yapar. Buna aslında oto-sansür bile denmez. Bir mesleğin katledilmesi denir. Sözgelimi, yıllar sonra bu medya üzerine araştırma yapacak olan araştırmacılar, -Silahlı Kuvvetler'i, MGK'yı falan bir tarafa bırakalım, kaldı ki son zamanlarda onlar bile tartışılır oldular- KOÇ ve SABANCI kuruluşlarının eleştirildiği bir habere rastlayamayacaklardır. Medyanın yazılı olmayan yasalarında buna benzer birçok tabu vardır. Okuyucuya verilen haberler, bütün bu ayıklamalardan sonra geride kalan ıvır zıvır arasından seçilenlerdir. Medya, son zamanlardaki bazı günah çıkartma girişimlerine rağmen hâlâ OMERTA medyasıdır ve brifing dönemlerine ilişkin vebalinden kurtulabilmiş değildir. Çünkü o dönemlerin yöneticileri ve yazarları hâlâ işlerinin başındadır. O nedenle ben, zaten gönüllü sansürcülüğü yayıncılığın ana gerekleri arasında sayan bu medyanın, Erdoğan'ın biraz kaba kaçmış olan, ama aslında bir gerçeği ifade eden sözlerinden neden alınmış olabileceğini iyi anlıyorum. Onlar, kapalı kapılar ardında uyarılmaya alışık oldukları için, her zaman yaptıkları iş bu kadar açıklıkla kendilerinden istenince durumu çok yadırgadılar. Bazan vatan millet, bazan belli çevrelerin menfaatleri doğrultusunda kamuoyunun aldatılması ve yanıltılması görevinin gönüllü uygulayıcıları olarak bu açıklığı sevmediler. Bir de bu talep, devletin bu hükümete sıcak bakmayan odaklarından gelmediği için hafifçe bir tepki koydular. Dikkat edin hafifçe diyorum. Daha sertini koymak, hükümetle olan ilişkileri gözönüne alınırsa zaten onların da ellerinde değil. Onlar yayın hayatlarını ve varlıklarını bir yerlere bağlı olarak sürdürülebileceklerine inandıkları sürece bu sansür, oto-sansür, -gönüllü sansür, OMERTA ne derseniz deyin- durumu devam edecektir. Ve buna bağlı olarak medya kamuoyuna, gerçekleri değil, Başbakan'ın da mecburen talep ettiği gibi, istenilenleri, arzu edilenleri vermeye devam edecektir. Bugün basın özgürlüğünden ve sansürden söz edenlerin, Genelkurmay'a çağırıldıkları zaman koşa koşa gittiklerini ve kendilerinden istenilen şeyleri harfiyen yapmanın ötesinde, gönüllü olarak daha da fazlasını nasıl yaptıklarını unutmuş olmaları beklenemez. Bu gayretkeşlik, menfaat ve kulluk anlayışı uğruna işlerinden çıkarılan, mesleklerini yapmaları engellenen gazeteciler o günleri unutmadı. Onlar unutsa bile arşivlerde herşey mevcut. Bu durum için OMERTA lafını kullanan abimiz çok isabetli bir iş yapmış bence. Bazı istisnalar dışında bu medya OMERTA medyasıdır. Şimdi kalkmış Başbakan'ın onlarla ilgili gerçeği yüzlerine vurmasından alınıyorlar.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |