AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

K Ü L T Ü R
Hollywood'un Türk prensi

1980'lerin ortalarında Şehremini Lisesi'nde okurken "Bir gün gelecek, dünya sinemasına yön veren kişilerden biri olacağım" dediğinde, arkadaşları da öğretmenleri de ona alaycı bir tebessümle bakıyordu. Belki de bu yüzden yakın çevresindeki lâkabı da "hayâlperest"di.
Yıl 2004… Göktuğ Sarıöz, Hollywood'un gözde şirketlerinden Miramax'ın bir numaralı kreatif yönetmeni ve Quentin Tarantino'nun son filmi Kill Bill'in tanıtım organizasyonunun teslim edildiği bir avuç sanatçıdan biri… İşte size Türk usülü bir "Kafama koyarsam mutlaka yaparım" öyküsü…

Yönetmen Göktuğ Sarıöz, genç Türklerin çok çalışarak ve sabırlı olarak Hollywood’da kendilerine mutlaka iyi birer yer edinebileceğini savunuyor.

  • ALİ MURAT GÜVEN
    Doğrusu ya, son yıllarda yaptığım hiçbir söyleşi beni bu denli mutlu etmemişti. Bunun da iki nedeni var. Birincisi, ülkemiz topraklarının, sahip olduğu genç insan potansiyelinin yeteneklerini ve umutlarını ziyan etmedeki olağanüstü yüksek başarı grafiğine karşın, birilerinin bu kumpası kırıp "El mi yaman bey mi" diyerek düşlerine doğru yelken açısını -ve sonunda da çatır çatır başarmasını- izlemenin verdiği o eşsiz keyif... İkincisi ise son yıllarda Hollywood'da "Türk prensi" olarak anılan Göktuğ Sarıöz ile aynı okulda, hem de aynı dönemlerde birarada bulunmanın getirdiği göz yaşartıcı bir gurur duygusu…

    Evet, Şehremini Liseli Sarıöz, hayat yolunda -ne mutlu ki- "başaran"lardan biri… Hem de bizim çoğu zaman o geleneksel "Türk naifliğiyle" abarttığımız türden tartışmalı başarılardan biri değil bu; 2002 yılında "Scary Movie-2" filmine hazırladığı fragmandan dolayı aldığı "Key Art" (en iyi kreatif yönetmen) ödülüyle yeteneği Hollywood otoriteleri tarafından da tescillenmiş durumda…

    1986'da Şehremini Lisesi'ni, 1992'de de Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil Tasarım Bölümü'nü bitirdikten sonra bir süre İstanbul'daki bazı reklâm ajanslarında çalışan Sarıöz, 1994 yılında gemileri yakıp büyük umutlarla New York'a göç etmiş. New York Teknoloji Enstitüsü'nün İletişim Sanatları bölümünde yüksek lisans yapan çiçeği burnunda sinemacı, bu kalabalık dünya başkentinde geçirdiği kimi zaman zevkli kimi zaman da sıkıntı dolu bir kaç yılın ardından, film endüstrisinin parlayan yıldızı Miramax'ın kurt yöneticileri tarafından keşfedilmiş. Eh, ABD eğer bunca toplumsal çürümeye karşın hâlâ bir türlü çökmüyorsa bu özelliğinden dolayıdır herhalde; çünkü orası -ırkı ve dini ne olursa olsun- mahir bir insana baktıklarında hamurunu görebilen ve onu derhal doğru alanda değerlendiren insan sarraflarının ülkesi…

    Nitekim Sarıöz de bu saptamamızı onaylıyor. "Gayretli, sabırlı ve çalışkan her insan için Hollywood'da kesinlikle bir umut ışığı vardır" diyor altını çizerek, "Gizli ırkçılık olayları falan bir yere kadar önünü kesebilir insanın. Ben de başlangıçta bu sektörde alttan alta varolan ayrımcı bir tavrın varlığını sezmiştim. Ama eğer belli değerleri olan, hayatta sağlam duruşa sahip bir insansanız, bir süre sonra çevrenizdeki herkes sizi dininizle ve milliyetinizle benimsiyor, giderek saygı da duymaya başlıyor. Çünkü burada insanı ilk önce mesleği adına yaptıklarıyla değerlendiriyorlar."

    Ödül ile gelen büyük prestij

    Miramax'da usta bir kurgu yönetmeninin yanında stajyer olarak işe başlayan Sarıöz, kendisine tanınan fırsatları üstün bir başarıyla değerlendirince bir buçuk yıl gibi kısa bir sürede şirketin en gözde kreatif yönetmenlerinden birine dönüşmüş. Son dönemin ses getiren filmleri "Bridget Jones'un Günlüğü", "Şikago", "New York Çeteleri", "Çikolata", "Diğerleri", "40 Gün 40 Gece", "Kate ve Leopold", "Soğuk Dağ", "Yaşgünü Kızı", "Pokemon 4" ve "Korkunç Bir Film-2"nin bir çok televizyon ve sinema fragmanında onun imzası var. Özellikle de adını andığımız bu son çalışması ile 2002 yılında Amerikan sinemasının otorite yayını "Hollywood Reporter" dergisi tarafından 31. kez dağıtılan "Key Arts" ödülünü alması hayatını tümden değiştirmiş. Öyle ki aynı yılın ödül töreninde, kendisi gibi Yeni Dünya'ya göç etmiş bir başka Türk'ün, grafik tasarım sanatçısı Emrah Yücel'in de "en iyi film afişi" dalında "Key Art" almasının sinema çevrelerinde bayağı büyük bir sansasyona yol açtığını, "Yoksa Türkler Hollywood'u istila mı ediyor?" muhabbetleri başlattığını anlatıyor gülerek. "Tabiî" diyor, "Emrah da ben de böyle bir durumun gerçek olmasını çok isteriz, ama şimdilik biraz abartılı bir iddia bu. Daha çok insanımız gelmeli ABD'ye. Daha fazla sayıda yetenekli Türk bu sektöre girmeli ve giderek bir lobiye dönüşmeliyiz. Tıpkı Ahmet Ertegün ve Arif Mardin'in müzik endüstrisinde başardıkları gibi…"

    Bu arada, Miramax'daki başarılı temsilcimiz geçen yılki "Key Art" ödüllerinde bu kez de ünlü "Şikago" müzikali için hazırladığı fragmanlarla finale kalarak, başarısının tesadüfî olmadığını cümle aleme bir defa daha göstermiş. Bu arada, ABD'ye kendisinden sonra gelen bir başka yetenekli Türk'e, genç kurgu yönetmeni Barış Attila'ya deneyimlerini aktararak, onun da sinema sektöründe kısa süre içinde dikkat çeken çalışmalara imza atmasına katkıda bulunmuş. Şimdilerde Attila'yla Miramax'da birlikte çalışıyorlar.

    "Türk sinemacılarına fahri danışmanlık yapıyorum"

    Son olarak, "Hollywood'daki bu denli parlak bir kariyerin ardından Türkiye'ye dönük bir projen var mı?" diye soruyoruz Sarıöz'e… "Var elbette" diyor, "Sonuçta ben bir Türk'üm ve sinema kariyerimi de vatanıma dönük kalıcı birşeyler üretmek için geliştiriyorum. Son yıllarda bir dizi önemli Türk filmine dışarıdan danışmanlık yaptım, filmlerin tanıtımındaki kimi makyaj eksikliklerini giderdim. Türk yönetmenlerinin çektiği bazı filmlerin fragmanlarına el atıp, tanıtım sürecinde onlara daha profesyonelce bazı fikirler katmaya çalıştım. Ama Türkiye'de bugüne dek çok da fazla organize bir çalışmaya girmiş değilim. Çünkü Miramax'ın kadrolu bir mensubuyum ve aynı anda bir başka şirkete aktif hizmet veremiyorum. En büyük hedefim ise Türkiye'ye sönüp sıkı bir uzun metrajlı film çekmek. Bunun için gerekli koşulları da hemen hemen sağlamış durumdayım.

    Daha önce üç kısa metrajlı film yönettim. Bunlar, kendi ölçeklerinde ses getiren çalışmalardı. Ama artık yavaş yavaş uzun metraja girmenin zamanı geldi. Kafamda sıkı bir proje var. Bunun için de muhtemelen önümüzdeki yaz Türkiye'de motor diyeceğiz."

    "Tarantino çok titiz adamdır"

    Göktuğ Sarıöz'e "Quentin Tarantino'nun tüm dünyada fırtınalar koparan son filmi 'Kill Bill'in uluslararası tanıtım kampanyasında da ciddi katkıların olduğunu öğrendik. Onun gibi şöhretin zirvesinde bir yönetmenin çok önem verdiği bir filmi ambalajlamak hayli keyifli olsa gerek" diyoruz. Göktuğ, alçakgönüllülüğünden hiç bir şey yitirmeksizin "Evet, Kill Bill 1 ve 2'nin bütün TV fragmanlarını ben hazırladım. Normalde yönetmenler, onların filmlerini gösterime hazırlayan bizim gibi kişilerden nefret ederler. Çünkü bu insanlar filmlerini çocuğu gibi korur, biz ise albenisini artıracak nitelikte -kimi zaman da saldırgan- tanıtım stratejileri planlarız. O yüzden, Miramax'daki yöneticiler kreatif direktörlerle yönetmenleri pek fazla biraraya getirmemeye çalışır. Çünkü kurguda yönetmenlerle didişmekten doğru düzgün iş yapamıyoruz. Sürekli kavga çıkıyor, yok orayı niye kestin, yok burayı fragmana niye koydun diye…

    Zor beğenen Tarantino, Sarıöz'ün fragmanlarını gönül rahatlığıyla onaylamış.
    Quentin de acaip derecede titiz bir adamdır. Yaptığı filmlere kalpten bağlı bir sanatçıdır o, işine başkalarını karıştırmaktan hiç hoşlanmaz. Sağolsun, bizim Kill Bill için yaptıklarımızı tek tek izledi, beğendi ve onayladı" diyor, "Bu filmin fragmanlarında az ama öz konuşan bir konsepti tercih ettim. Sanırım sonuçları da iyi oldu. Quentin yıllar sonra yeniden müthiş bir sıçrama kaydetti. Onun yapıtları üzerinde çalışmak gerçekten büyük zevk…"

    "Pekiyi ya, Tarantino Türkiye hakkında ne düşünüyor? Var mı bu taraflara gelmek gibi bir niyeti" diye soruyoruz bu kez. "Türkiye'yi zaten belli ölçüde tanıyor" diyor ve ekliyor: "Çılgın bir adamdır, yeni senaryolarından birini pat diye Türkiye üzerine kurabilir. Hollywood'da her an herşey mümkün."


  •  
    'İyi bir hikayeci yalan söylemez'
    Epeyce zamandır hor görülen edebiyat eleştisi alanına 'Acemi Şansı' ile yeni bir şans veriyor Selçuk Orhan. Birun Yayınları'ndan çıkan kitabında 1990'lardan sonra yayınlanan hikaye kitaplarını 'eleştiri'yor.
    'Rüyamda bile beyit yazdım'
    İslam tarihi çalışmaları yapan Prof. İhsan Süreyya Sırma 'Sen Geldin' adlı yeni eserinde Peygamber Efendimiz'in insanlığa getirdiği mesajı kronolojik ve manzum olarak anlatıyor.
    Kitaplık
    9 Mayıs 2004
    Pazar
     
    Künye
    Temsilcilikler
    Abone Formu
    Mesaj Formu
    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
    Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
    Bilişim
    | Dizi | Çocuk

    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
    © ALL RIGHTS RESERVED