AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Beyrut dersleri!

Dün Yeni Şafak'ta Başbakan Hariri ile yaptığım söyleşiyi okudunuz. Hariri gerçekten çok ilginç ve o kadar da önemli bir Ortadoğu lideri. Akıllı, zeki, dengeli, gerçekçi ve yurtsever.

Benzer şekilde Lübnan ve başkent Beyrut da o kadar ilginç.

Heterojen yapısı ve sınırları içinde yaşayan insanların yaşamaya olan bağlılıkları ve sevinci bu ülkeyi çok ilginç kıldığı gibi hedef haline de getirmektedir.

1946'da bağımsızlığına kavuştuğu günden itibaren herkes bu ülke ile uğraşıyor.

Batının kışkırttığı ilk iç savaş girişimleri ile Amerikan deniz piyadeleri 1958 Mayıs'ında İncirlik'ten kalkarak Beyrut'a indirme yapmışlardı.

Sonraki yıllarda sağlanan göreceli istikrar ve huzur 1975'te yeni bir iç savaşla bozuldu. İç savaşın arkasında geleneksel olarak Amerika ve İsrail vardı .Ülke inanılmayacak kadar kanlı çatışmalara sahne oldu. Bir taraftan faşist Hıristiyanlar obür tarafta Filistinli ve Lübnanlı tüm yurtsever güçler.

Lübnan ve özellikle Beyrut 15 yıl süren iç savaştan sonra harabeye dönmüştü. Bu savaşın izlerini hala Beyrut'un birçok yerinde görebilirsiniz.

Ama Beyrut yine güzel, yine alımlı!

Lübnan'daki faşist Hıristiyanları kışkırtan ABD bununla da yetinmeyerek Beyrut'u işgal etmek için bu ülkeye asker gönderdi. Beyrut'a çıkartma yapan 6. Filo askerleri bir intiharcının ana karargaha dalması ile tekrar kaçmak zorunda kaldılar.

Ama Şaron kaçmak niyetinde değildi.

İşte o meşhur Sabra ve Şatilla katliamları tam da bu sırada (1982) gerçekleşiyordu...

Lübnan'ın güneyini 18 yıl süreyle işgal eden İsrailliler ve onların yandaşı faşist Hıristiyanlar 1999 yazında başını Hizbullah'ın çektiği bir direniş karşısında çekilmek zorunda kaldılar.

Bu onların Araplar karşısında ilk yenilgileri idi.

Hizbullah bu önder rolü ile önemli bir güce dönüştü...

Bugün Hizbullah Lübnan'da en çok saygı duyulan partilerden birisidir ve Parlamentoda da üyeleri bulunmaktadır.

Bu durum ise doğal olarak İsrail'i rahatsız etmektedir.

Zaman zaman güney Lübnan'ı bombalamakla Hizbullah'a karşı bir şey yapabileceğini düşünen İsrail, sıkıştığında Amerika'dan yardım istemektedir.

Amerika da Hariri'ye baskı yapıyor ve Hizbullah'ın yasaklanmasını istiyor. Oysa Hizbullah işgal altındaki Lübnan topraklarında yalnızca İsrail askerlerini hedef almış ve hiçbir şekilde Lübnan dışında ne İsrail ne de başka bir ülkenin kurum veya kişilerine karşı herhangi bir eylemde bulunmamıştı.

Yani, Amerika'nın tanımı ile, terörist bir örgüt değil...

Ama Amerika için bu fark etmez...

Önemli olan İsrail'in ne istediğidir.

İsrail ise Hizbullahın mücadeleci gücünün tüm Filistinlileri hatta Iraklıları ve genel olarak tüm Arap gençlerini etkilemesindan korkmaktadır.

Bu nedenle İsrail, zaman zaman güney Lübnan'ı bombalamakta ve gerginlik yaratmaktadır.

Buna paralel olarak Amerika, Suriye'nin bu ülkedeki askeri varlığını bahane ederek Hariri'yi sıkıştırmaktadır.

Hem İsrail hem de Amerika'nın üzerinde hesap yaptıkları yegane şey Lüban'ın demografik yapısıdır.

Lübnan'da tümü Arap olan ancak dinsel ve mezhepsel tercihleri farklı olan yaklaşık 5 milyon insan yaşamaktadır.

Bunların yaklaşık % 30'u Hıristiyan.

Hıristiyanlar içinde ise Maruniler, Ortodokslar, Ermeniler, Katolikler ve Süryaniler var.

Müslümanlar ise Sünnilerden, laik (Emel örgütü) ve dinci (Hizbullah) Şiilerden ve Dürzilerden oluşmaktadır.

Bir miktar Türkiye Kürdü de var.

İşte böyle bir sosyal yapılanma içinde siyasal dengeler de ona göre kurulmaktadır.

Lübnan'da Cumhurbaşkanı ve Ordu Komutanı Hıristiyan Maruni. Başbakan Sünni müslüman.Yardımcıları ise Hıristiyan Ortodoks ve dinci Şii. Genel Kurmay Başkanı Dürzi. Meclis başkanı ise Laik Şiilerden. Yardımcısı ise Ermeni. Bakanlar kurulu da benzer bir oranlama ile oluşturulmaktadır.

Aslında bu görev bölümü Hıristiyanların nüfusnu % 50 kadar olduğu zamanlarda kabul edilmişti.Yani 50 yıl önce.

Ancak Lübnanlılar zaman zaman Amerikan ve İsrail kışkırtmlarına rağmen bu dağılıma dokunmak istemiyorlar.

Çok az sayıdaki faşist Hıristiyanların dışında herkes birlikte ve barış içinde yaşama taraftarı. Çünkü herkes 15 yıl süren iç savaşın nelere mal olduğunu gördü.

Şimdi Amerika ve İsrail Lübnan'da deneyip başaramadıkları kanlı planlarını Irak'ta tekrarlamak istiyorlar.

Irak'ın yeni Anayasa'sı bunun ön provasıdır.

Üstelik Irak'taki durum çok daha el verişli.

Nüfus çok daha fazla (25 milyon), Kürtler savaşkan ve Lübnan'daki faşist Hıristiyanlardan sayıca fazla.

Üstelik üç önemli ülkeye (Acem İran, Arap Suriye ve Türk Türkiye) komşu olan bu ülkede petrol var.

Ama en önemlisi Irak, İsrail için Lübnan'dan çok daha önemli.

Çünkü Irak'ın yeni bayrağındaki mavi çizgilerle gösterilen Fırat ve Dicle Büyük İsrail devletinin sınırlarıdır!

Ankara'nın Hariri'den ve her herşeye rağmen bölgenin en demokrat insanları Lübnanlılardan öğreneceği çok şey olabilir!!


12 Mayıs 2004
Çarşamba
 
Dr. HÜSNÜ MAHALLİ


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED