AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Niçin herkes Tevhid-i Tedrisat'a atıfta bulunur?

Bu ülkede en can sıkıcı tartışmaların ülkenin eğitim-öğretim sistemini konu edinen tartışmalar olduğu muhakkak...

Siz ne düşünürsünüz bilemem ama ben çok eskiden beri böyle düşünüyorum. Çok da ezbere konuşmuyorum yani; bugüne kadar eğitim-öğretim üzerine epeyce toplantıya katılmış birisi olarak konuşuyorum.

Bu çerçevede, ülkede sayıları kimbilir kaça ulaşmış olan Eğitim Fakülteleri'nin bugüne kadar ufkumuzu hiç mi hiç açmadığını da söyleyebilirim.

Oysa biliyorum ki (hiç değilse kuvvetle seziyorum ki) eğitim-öğretim meselesi dünyanın üzerinde tartışılması en zevkli konularının başında gelir. Çünkü tartıştığınız konu asıl olarak (üniversite bambaşka bir alan olduğu için üniversiteliyi bir kenarda tutalım) çocukların ve gençlerin kendilerini nasıl, hangi yöntemlerle en iyi gerçekleştirebileceğidir. Ne yapmalı, nasıl yapmalı da çocuk ve genç adam kendinde saklı duran ve üzerindeki toz kaldırılmadığı takdirde gün ışığı görmeyecek olan yeteneklerini, kendinde saklı olan gücünü, ruhunu ve bedenini, hülasa kendisini keşfedebilsin?

Eğitim ve öğretimin önüne koyduğumuz bu amaç belki bazılarına -özellikle de ekonomik açıdan sorunlarını çözememiş toplumlar gözönüne alındığında- fazla seçkinci gelebilir. Ama gelmemeli; eğitim-öğretim kurumlarının her çeşitinde çocuğun ve genç adamın kendisini keşfetme hikayesi gözlenecek hususların başında gelmeli.

Bu amacı yepyeni hatta "deneysel" diyebileceğimiz yöntemler uygulayan bir okulun avlusunda da aramalıyız, tek öğretmenle ayakta duran köy okulunda da ...

Necdet Sakaoğlu'nun genişletilmiş baskısı İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları arasından çıkan "Osmanlı'dan Günümüze Eğitim Tarihi" adlı kitabını karıştırıyorum... İşte önümüzde 30'lu yılların Iğdır'ında açılmış bir "Eğitmen Mektebi"nin fotoğrafı duruyor. Yirmi kadar kız ve erkek öğrenci "Eğitmen"lerini ortalarına almış olarak objektifin karşısında yerlerini almışlar... Hiçbiri gülümsemiyor; gülümsemiyor, çünkü "üstlerinden başlarından", hal ve tavırlarından belli ki yoksul, hem de çok yoksullar... 7-8 yaşlarındaki bu çocuklar (ve "Eğitmen"leri) nasıl da ciddiler... Her birinin çok mu çok gururlu, birer gurur abidesi oldukları nasıl da besbelli... O kara gözlerini nasıl da çatmışlar... Her birisi şimdiden birer "kücük adam" olmuş bunların... Ama hiçbiri gülümsemiyor... Çünkü yoksul, hem de çok yoksullar... Ciddiyetleri asıl olarak bundan... Ama inanın öyle bir fotoğraf ki, bu güzel çocuklar ortalarına aldıkları o güzel eğitmenleri ile birlikte çok güzel şeyler yapacaklarından adları kadar eminler... Bu işi "Okul"la yapacaklar, bu işi öğrenerek yapacaklar... Yoksul ama temiz giyimli eğitmenleri onlara model olacak... "Hadi çocuklar" diyecek (demiştir), "Sizler bakışlarınızdan belli ki akıllı çocuklarsınız ve her biriniz mutlaka kendinde taşıdığı zenginliği keşfedecek!"

İşte yine aynı kitaptan bu kez bir başka fotoğraf... 40'lı yılların "Köy Enstitüleri"nden birinde çekilmiş... Çocuklar çalışıyor, okullarında, yatakhanelerinde kullanacakları kerpiçleri döküyorlar... Bakın onlar da, bu küçücük çocuklar da şimdiden birer "küçük adam" olup çıkmışlar... Okul kuracaklar, yürüyerek ya da at sırtında geldikleri bu bakir alanda okuyup kendilerini keşfedecekler... Tabii ki onlar da çok yoksul... Olsun, bir mucize olmuş ve asıl zenginliğin kapısı önlerinde açılmak üzere...

Bugüne kadar yazdıklarımı biraz olsun karıştırmış olanlar biliyordur: "Okul" söz konusu olunca gerçekten bir uçtan diğerine gidip geliyorum... Biraz önce söz ettiğim Iğdır köy okulu fotoğrafında yer alan öğrenci çocuklarla karşılaşınca "Okul" gözümde o kadar büyüyor ki, Tevfik Fikret'in dizelerini hatırlamamam imkansız... Rahmetli annemin at sırtında köylerden "Enstitü"ye çocuk taşıdığını hatırlayınca, "kültür" merkezli bir ilerlemeci olmamam imkansız... Öğretmenleri ve öğrencileri kuşatan o heyecan beni de çok hem de çok heyecanlandırıyor...

Ama diğer taraftan da, "Okul" hakkında hiç iyi şeyler de düşünmüyorum... "Okul"un biraz önce göklere çıkardığım Iğdırlı çocukların gözlerindeki pırıltıyı yok edebilecek bir kurum olduğunu da biliyorum.

"Enstitüler"in, rahmetli babamın tarif ettiği kadar olmasa da (!), sadece annemin at sırtında çocuk taşımasıyla kavranabilecek bir kurumdan ibaret olmadığını da unutmuyorum... "Okul"u nereye koysam, şaşırdım gerçekten! Ama şurası muhakkak herhalde: Ben "Okul"u herhalde sadece, yoksulların yoksulluklarını aşmalarında akla ilk gelen kurum olduğu için beğeniyorum...

Iğdırlı köylü çocuklarını ve "Eğitmen"lerini bir araya getiren fotoğrafın ya da Köy Enstitüleri'nden görüntülerin beni "yoldan çıkarması" bu yüzden olsa gerek!...

Aranızdan bazılarının "İyi de Tevhid-i Tedrisat ne oldu, ondan hiç bahis yok?!" dediklerini duyar gibiyim.... Haklısınız, başlığı önceden atarsanız sonuç tabii ki böyle olur... Ama inanın, bugün karaladıklarımın Tevhid-i Tedrisat ile çok yakın ilgisi var. Göreceksiniz...


12 Mayıs 2004
Çarşamba
 
KÜRŞAT BUMİN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED