|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Politikacıların gazete okumaya vakitleri olmadığını biliyorum; hele bakan ve başbakansalar kendileri için özel hazırlanan basın özetlerinden başkasını pek okumazlar. Gerçeklerle aralarında danışmanları olur devletlüların; manşetleri ve haberlerin nasıl değerlendirildiğini kendi gözleriyle görmek yerine, danışmanın tercihlerini araya sokarlar... Bundan bir adım ötesi, Rockefeller'in pembe gazetesidir... Dünyanın ilk petrol zengini John Rockefeller, ileri yaşlarında, gördükleri, işittikleri ve okuduklarından rahatsız olmaya başlayınca, etrafındakiler çareyi ihtiyar kapitalisti dünyadan tecritte bulmuşlardı. Bu sebeple, her sabah, sırf patron için hazırlanmış bir gazete hazırlamaya başladılar. Literatürde buna "Rockefeller'in pembe gazetesi" deniyor. Bir çok resmî kurumun hazırladığı basın özetleri o türden... Vakitleri olsaydı, ülkeyi yönetenlere, şu günlerde tarihçi Yılmaz Öztuna'nın 'Bir Darbenin Anatomisi' kitabını okumalarını hararetle tavsiye ederdim... Son basımı Babıali Kültür Yayıncılığı (Tel: 212- 454 2165; Faks: 212- 454 2171) tarafından yapılmış bu kitapta tarihimizin çok yakın bir dönemi ele alınmıyor. Eserin eksen kişisi Sultan Abdülaziz; ancak o ve hemen sonraki dönemlerin bildik yüzleri de gerçek kimlikleriyle kitabın sayfalarından kanlı-canlı karşımıza çıkıyor: Midhat Paşa, Mütercim Rüşdü Paşa, Süleyman Paşa, Abdülhamid, Şehzade Murad, saraydaki kadın efendiler... O günlerin tarihimizin en kritik dönemi olması şu yüzden: Modernleşen Osmanlı ordusunun komutanları ve dönemin devlet adamları asker-sivil ilişkilerini bugün bile fazla değişmeyen bir zemine o günlerde oturttular... Yenileşme hareketleri, Avrupalı olma kararlılığı, ahaliyle ilişkiler... Koskoca padişahın basit bir saray darbesiyle devrildiğini anlatmıyor kitap yalnızca, beşerî zaafların 'büyük' bilinen insanlara nasıl yansıdığına da ışık tutuyor. Gerçeklerden kendini soyutlayınca, pehlivan sultan, soytarıların oyuncağı haline dönüşmüş... Kendisine nimet sunana insan bu kadar nankör de olur mu? Okurlar, özellikle gençler, sık sık, "Ne okuyayım?" sorusunu yöneltirler yazarlara; ben de o tür sorulardan sıkça nasibini alanlardanım. "Elinize geçen her şeyi okuyun" dediğimde yüzüme aval aval bakanlar çıkıyor. Oysa, insanın zekâsı ve belleği bir garip; en ciddi kitapla en sulusu arasında gidip gelmekte hiç zorlanmıyor, abur cuburdan da günü yorumlamaya ve geleceği anlamaya dair ayrıntılar çıkartabiliyor. Bir oturuşta okunan macera romanlarını bile ihmal etmem ben. Çocukluğumun gecelerini çalan 'Kibar Hırsız' Arsen Lüpen'in maceraları yeniden yayınlanmaya başladı (Güncel Yayıncılık, Tel.: 212- 511 2237; Faks: 212- 522 8668) 'Bütün Maceraları: 4' başlığını taşıyan 'Kibar Hırsız'da, hapisteki Arsen Lüpen'in hem de günü ve saatini önceden haber vererek, bir şatodaki kıymetli eserleri nasıl çaldığını okurken, o gün Meclis'e yürüyen öğretim üyeleri aklıma geliverdi. Yüksek sesle "Kibar Hırsız taktiği" demişim; uçakta yanımda oturan genç hayretle bana baktı... Başbakan ve bakanlarına dönüp "Ne olur, hiç olmazsa Arsen Lüpen okuyun" desem, herhalde hemen oracıkta aptallığıma hükmederler. Oysa, şu anda olup bitenleri daha iyi anlayabilmeleri için, hem son 150 yıllık tarihimizi, hem de başka türlü hiç akıllarına gelmeyecek bitirim hayatı taktiklerini öğrenmeye ihtiyaçları var. Önlerine çıkan olaylar defalarca tekrarlanmış benzer taktiklerden izler taşıyor çünkü... Türkiye'yi perde gerisinde olanlarıyla iyi bilen bir dostum, "Bunların bir ulusal güvenlik danışmanına ihtiyacı var" diye başımın etini yiyip duruyor. Siyasî kimliği olmayan, fakat bakanlar kurulu toplantılarına dahi katılan, karar alma süreci içerisinde yer alan birine... Bush'un Condoleezza Rice'ı belki kötü bir örnek, onun iyi yüreklisi ve daha bilgilisi... Her şeyi okuyan, herkesle konuşan, okudukları ile izledikleri arasında ilinti kurabilecek zekâ cevvaliyetine sahip biri... Mevcut kadroyu eksikleri olsa da iyi niyet açısından yeterli bulduğum için bugüne kadar baş sallayarak geçiştirdiğim bu beklentiyi son zamanlarda bayağı önemsemeye başladım. Ekonomik dengeleri etkileyen, dışta-içte, sevene-sevmeyene "Ne oluyor?" diye sorduran bir dizi olay yaşandı son hafta içerisinde... Kahramanlarını dinlediğimde, olumsuz gelişmelere yol açan 'sağırlar diyalogu' görüntüsü yanlışlığına, bir merkezî değerlendirme eksikliğinden düşüldüğünü anlıyorum. Tepeden bakabilen donanımlı biri, istenen sonucu hasarsız almalarını sağlayabilirdi... Başbakana Arsen Lüpen'in maceralarını okuması aklını veren münasebetsiz birinin dinleneceğini sanmam, ama, hükümet üyeleri ile Ak Parti yöneticileri, sanki yola yeni çıkıyormuş zihin açıklığı ve herkes eşitmiş havası içerisinde yapacakları bir genel değerlendirme toplantısı düşünsünler... Hem de acele... Hatayı göremeyen tekrarlanmasını nasıl önleyebilir? Sultan Abdülaziz'in sonunda hayatına da mâl olan olaylar zinciri gelişmeleri doğru değerlendirebilse bir noktada kırılabilirdi. Şu kadarını kaydedeyim: Yılmaz Öztuna'nın anatomisini yazdığı 'darbe' önlenebilirdi ve önlenebilseydi tarihimiz çok farklı gelişirdi... Bu yazıyı nafile bir çığlık da sayabilirsiniz.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |