AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
AK Parti'nin siyasetteki en büyük rakibi

1 Ocak 2004 tarihinde Fatih Altaylı kimsenin görmediği ya da görmek istemediği bir noktaya parmak bastı. "Genelkurmay adına kim konuşur?" Başlıklı yazısında dedi ki, "Ağustos askeri şûrasından sonra Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök bir açıklama yapmış ve Genelkurmay adına kimlerin konuşmaya yetkili olduğunu belirtmişti. Buna göre Genelkurmay Başkanlığı adına konuşabilecekler Genelkurmay Başkanı, Genelkurmay 2. Başkanı ve Genelkurmay Genel Sekreteri olarak sınırlanmıştı. O günden bu güne geçen 4 ay boyunca bu kurala uyuldu. Ancak 2003 yılının son gününe girerken kural çiğnendi. Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman gece saatlerinde gazeteleri arayarak AKP Milletvekili Hüsrev Kutlu'ya yönelik zehir zemberek bir açıklama yaptı. Genelkurmay Başkanlığı ise bu açıklamanın ''arkasından'' giderek ''Yapılan açıklama Genelkurmay'ın görüşüdür'' dedi. Açıkçası izlenen yol beni şaşırttı. Açıklama Genelkurmay'ın görüşü ise niye Genelkurmay adına konuşmaya yetkili kişiler tarafından yapılmadı. Doğrusu merak ettim..

Aslında herkes merak etti. Ama bunu yazmaya sadece Altaylı cesaret etti. Türkiye'deki sistemi ve geçirilen olağanüstü süreci iyi tahlil edenler merak ettikleri kadar olayın nasıl gerçekleşmiş olacağını da üç aşağı beş yukarı tahmin ettiler. Olan olmuştu ve Genel Kurmay Başkanı ertesi gün yaptığı açıklama ile olaya vaziyet etmiş oldu!

Fatih Altaylı'nın şu teşhisi de çok yerinde. Fatih Camiindeki görüntüleri yorumlarken diyor ki, "Aynı cami birebir aynı görüntüleri bundan yaklaşık 5 yıl önce yine yaşadı. O zaman kaldırılan cenaze, aynı ''şeyhin'' damadına aitti. Gelenler de, el etek öpenler de aynı kişilerdi. O gün o görüntüler bizi çok rahatsız etmişti. Fakat benzer görüntülerin bugün daha büyük bir tedirginliğe neden olduğunu görüyorum. Bunun tek bir sebebi var. İktidar farkı. O gün Anasol-D hükümeti vardı. Bugün AKP hükümeti var. Görüntüler aynı, iktidar farklı. AKP ile ilgili önyargı görüntülerin vahametini artırıyor. Keza Meclis'teki Atatürk portresi tartışması. Meclis'te sivil kıyafetli bir Atatürk portresi önerisi CHP'li milletvekilinden gelse, bunun adı ''sivilleşme'' olarak konulabilirdi. Ama AKP'li bir milletvekilinden gelince, ''Atatürk'ten rahatsız oluyorlar'' diye yorumlanabiliyor. "

Altaylı olayı doğru okuyor ve AK parti'nin en büyük rakibini de yine aynı yalınlıkta ifade ediyor. Diyor ki, "AKP'nin siyasetteki en büyük rakibi işte bu önyargıdır. Bu yüzden AKP bu gibi konularda sıradan bir iktidardan çok daha fazla dikkatli olmak zorundadır.. AKP'liler bin düşünüp bir konuşmadıkça bu ülkedeki ''gerilim tacirlerinin'' ekmeğine yağ sürerler."

Altaylı'nın bu tespitlerine katılmamak mümkün değil. Bu önyargı AK Parti'nin peşini bırakacağa benzemiyor.

Bu önyargıdan hareketle yapılan açıklamaların, ne kadar demokratik olduğunu ve Türkiye'deki demokratikleşmenin hangi boyutlarda bulunduğunu göstermesi açısından da anlamlıdır!

2004 yılının sonunda müzakere bekleyen Türkiye'de sergilenen bu görüntüler AB'den nasıl görülür nasıl değerlendirilir, orası da ayrı bir konu.

AB bir yana, Altaylı'nın dediği gibi, "Bu ülkenin gerilmesinden zarar görecek olan ise sadece ve sadece bu ülke vatandaşları olacaktır."

Bu gerginliğe mahal vermemek konumu ne olursa olsun her vatandaşın vatandaşlık ve insanlık görevi olsa gerektir!


3 Ocak 2004
Cumartesi
 
Resul Tosun
RESUL TOSUN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED