AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
İslam dünyası: Bayram, medeniyet, kriz

Kurban Bayramı'nın bitişiyle birlikte geriye dönüp baktığımızda hafızalarımızda üç olay kaldı. Her üç olay da yakın coğrafyamızın dramatik görünümünün bir yansıması.. Dışardan görünen haliyle bu fotoğraf hiç de iç açıcı değil. Peşpeşe yaşanan bu üç olayın analizi İslam dünyasının içinde bulunduğu sorunların boyutlarını ortaya koyduğu gibi çıkış yollarını da gösteren bir örneklik teşkil ediyor.

Mekke'de hacc ibadeti sırasında izdiham sonucu 250 kadar Müslüman'ın hayatını kaybetmesiyle haccın çoşkusunu, bayramını sevincini ilk günden adeta bastırdı. Hiçbir kutsalı kalmamış medyanın vulgarize ettiği bu dram Suud yöneticilerinin beceriksizliğini aşan bir suçlamaya yöneldi. Gizliden gizliye İslam'ı hedef alan ve İslami değerlere bağlı kalmakta direnen kitlelerin akibetine gönderme yapan haber tarzıyla gündeme getirildi. En insaflı görünen kalemşorlar; mevcut İslam anlayışı ve yorumu (ne demekse) değiştirilmedikçe bu belalar az bile demeye gelen oryantalist yorumlar yaptı.

Mekke'deki izdiham haberinin ardından Erbil'den gelen patlama haberleri krizi teolojik boyutlardan jeo-politik ve jeo-stratejik boyuta taşıdı. Bayramlaşma sırasında gerçekleştirilen bombalı saldırıda Kürt liderlerin ve temsilcilerin hedef seçildiği belli oluyordu. Daha saldırı sonrası yayılan yanıltıcı haberlerin (missinformation) etkisi bombalar kadar sarsıcıydı. Bölgedeki siyasi çelişkiyi daha da derinleştirici açıklamaların MOSSAD güdümlü kanallardan yayılması bölgede neyin hedeflenmek istendiğinin bir işareti sayılmalıdır.

Ve en son olarak, bütün bu gelişmelerden kendimizi bir bakıma 'steril' saydığımız, hatta din, siyaset gibi konularda akıl vermek bir yana gelişmişliğimiz açısından örnek teşkil ettiğimizi ima eden yorumların mürekkebi kurumadan Konya'daki acı veren acziyet tablosu ortaya çıktı. Bu satırların yazıldığı sırada çöken binanın enkazı altında 30 a yakın vatandaşımızın hayatını kaybettiği kesinleşmişti.

Yaşanan bu üç olayın ardından İslam dünyasının perişan halini belgeleyen bir fotoğraf çıkarmak mümkün. İşte ibadet adına insanların birbirini ezdiği, ilkelliğin, irrasyonalitenin hüküm sürdüğü bir mozaik. İbadet sırasında bile birbirini ezmekten sakındırmayan bir ögreti ve bu öğretiye dayalı(!) siyasi yapının izdihamı önleyecek tedbiri almaktan bile aciz oluşu...

İkincisi, din adına intihar saldırılarının düzenlendiği, bayramda bile insanların birbirin boğazladığı İslam dünyasına ait siyasi ve etnik kargaşanın boyutların gösteren resim. Ortadoğu'da, yani İslam'ın merkezi coğrafyasında halkların temel insan haklarından mahrum bırakılışının, insanca siyasi mücadele kültüründen ne kadar uzakta olduğunun belgesi olarak bayramın temsil ettiği değerlerle kolayca ilişkilendirilecektir.

Ve Konya'da bunca demokratik ve laik geçmişine, Batılılaşma geleneğine rağmen onlarca insanının enkaz altında can vermesine neden olan teknolojik ve etik zaafiyet örneği olarak jeo-kültürel yapının son karelerini tamamlamış oldu.

Bir bayram bilançosundan birbiriyle tamamen zıt iki sonuç çıkarılabilir. "İslam dünyası ait olduğu değerlerden kaynaklanan bir bunalım içindedir; Batılılaşma'yı gerçekleştirmediği sürece geri kalmışlıktan, vahşetten kurtulması mümkün değildir." Bu retorik, zaten birkaç yüzyıldır oryantalist söylemin kaba bir tekrarından ibarettir. İslam medeniyetinin çoktan bitmiş olduğunu, aydınlanmanın kazanımlarını özümsemeden bir yere varmasının mümkün olmadığını telkin eden Batılılar'ın ve mustagriplerin görüşü. Bunlar arasında en iyimser görünen ve Batı medeniyetine de eleştirel bakabilen Toynbee bile, İslam medeniyetine aşağılayıcı bir yaklaşıma sahiptir. Toynbee bahsinde bir parantez açarak şunu hemen belirtmekte yarar var: İslam medeniyetini "durdurulmuş medeniyet" tanımlamasını yapan ünlü tarih felsefecisi, İslam'ı antik çağın kabile toplumlarıyla aynı kategoriye indirgeyerek İslam medeniyetine ayrı bir değer veriyormuş gibi görünse de aslında son derece aşağılayıcı bir yaklaşıma sahiptir.

Yaşananlar karşısında tam zıt perspektiften ama benzer indirgemecilikle malül, İslam dünyasının içinden şöyle bir uç bir yorumla karşılaşmak sürpriz olmaz: Tüm bu olayların ve içinde bulunduğumuz durumun sorumlusu sömürgeci Batı'dır, kendi çıkarları doğrultusunda İslam dünyasını birbirine düşürmektedir.

Her iki yorumun da gerçeğe tekabül eden bir yanı var. Ancak her iki yaklaşım tarzının da İslam dünyasının tarih içindeki yolculuğunu ve İslam medeniyetinin temel dinamiklerini yansıtmakta yetersiz ve de yanıltıcı.olduğu bir gerçek.

Her şeyden evvel İslam medeniyeti hâlâ diridir ve temel dinamikleri sağlamdır. Krizde olan İslamın değerleri/İslam medeniyeti değil İslam dünyasıdır. İslam dünyası kendi medeniyetiyle sahih bir ilişki kurmaktan koptuğu ve koparıldığı içindir ki kendisine empoze edilen değerlerin ürettiği krizlerle yaşamak durumunda kalmıştır.

Hiçbir komplo ve dış etken kendi başına belirleyici olamaz. Komploya açık bir yapı, ortam varsa dış etkenler belirleyici hale gelir. İslam dünyası entelektüel, siyasi, askeri, teknik, kültürel anlamda dış etkilere açık hale gelmiş/getirilmiştir. Daha önce aynı faktörlerin neden belirleyici olmadığını her iki yorum sahipleri düşünmelidir.

İslam dünyasının sorunlarını üç olaydan hareketle bir çırpıda çözecek formüller üretmek abes olur. Ancak yıllardır zihinlerimizde kalan medyatik tortuyu bir karıştırdığımızda İslam adına oluşan algının tümüyle provakatif bir içerik yüklü olduğu görülür: Bu imge tümüyle olumsuz, barbar ve itici bir İslama gönderme yapmaktadır..

İslam dünyasının neden geri kaldığı ve ya "bu halde" olduğu sorusu hep sorulacak. Bunun cevabını herkesten önce Müslüman entelijansiya, ulema, aydınlar ve öncüler vermelidir. Fakat ister içerden ister dışardan olsun İslam dünyasına ilişkin kafa yoran herkes şu gerçekle yüzleşmek/kabul etmek zorunda: İslam dünyasına kurtarıcı gibi sunulan siyasi, ekonomik,ve özellikle felsefi çözümlerin hiç birisi İslam dünyasını diriltecek formülasyonu içermemektedir. Aksine bunalımı derinleştirmektedir. Mevcut kriz daha önce Batı'nın empoze ettiği statükonun sonucuydu, yeni çözümler eskileri gibi kaostan başka bir işe yaramayacak.

Her şeye rağmen İslam bu geniş coğrafyada yaşayan milyarı aşana insanı tanımlayan, belirleyici biricik kimliktir ve aidiyetini bu kimlikte bulmaktadır. İslam yüz milyonların bireysel değil toplumsal hayatlarını belirleyen en temel değer olmayı sürdürmektedir.

Ortaya konan olumsuz kriz tablosunun bile bayram, hac gibi doğrudan dinden kaynaklanan kavramlarla ilişkilendirilmesi bile dinamiklerin diriliğini göstermiyor mu?


5 Şubat 2004
Perşembe
 
AKİF EMRE


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED