|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Doğrusu, Başbakan Erdoğan'ın Amerika gezisini izlemedim. Sokaktaki vatandaş gibi, ben de, gazetelerin yazdıklarıyla iktifa ettim. Böyle zamanlarda gazeteci merakım depreşmiyor. Zihnimi yormak istemiyorum. Bana ne! (Peki, herkes Amerika'dayken ben ne yaptım? Bol bol kitap okudum. İbrahim Tenekeci'nin "Uçuş Denemeleri"ni ikinci kez hatmettim mesela; Celil Oker'den iki, Fatma Karabıyık Barbarosoğlu ve Murat Gülsoy'dan birer roman okudum. Celil Oker'i çok iyi buldum. Murat Gülsoy'u ise hiç beğenmedim. Gülsoy, evet, iyi bir hikayeci, ama romanı bilmiyor; "hikayeyi uzatır sündürürsem roman olur" sanıyor. "Bu Filmin Kötü Adamı Benim", olsa olsa, orta uzunlukta bir hikaye olur; kırpılıp fazlalıklarından arındırılırsa tabii... Fatma Hanım'ın romanıyla ilgili düşüncelerimi belki ileride yazarım. Şu kadarını söyleyeyim; iyi bir roman.) Yakından izlemedim ama, okuduklarımdan gezinin her safahatını biliyorum. İlişkiler masaya yatırılmış, karşılıklı güven tazelenmiş ve Kıbrıs meselesine nasıl bir çözüm bulunacağı tartışılmış. Herkes "başarılı bir gezi" olduğunda müttefik. Hayır, öyle olmamış, "dile gelmesi olanaksız tavizler" verilmiş. Örneğin, Türkiye satılmış, Kıbrıs elden gitmiş, Kuzey Irak'taki nüfuzumuz sona erdirilmiş, vs... Bu görüşü dillendiren daha ziyade muhalefet cephesi... Önceki gün muhalefet liderlerinden birini izledim. Zehir zemberekti... Hükümete söyleniyor, Amerika'ya söyleniyor, Kofi Annan'a söyleniyor, gazetecilere söyleniyor. Tabii, punduna getirip Ömer Dinçer'i de sıkıştırıveriyor araya: Bu Başbakan'la olmaz, bu Amerika'yla hiç olmaz, bu Müsteşar'la zaten olmuyor... Bana göre de bu Amerika'yla olmaz. Bu Amerika'yla olmadığı, olmayacağı Kuzey Irak'ta tecrübe edildi. Çünkü Amerika'nın aradığı "ittifak ilişkisi" değil, bir tür "sömürge-sömürgen" ilişkisi. Bunun ipuçlarını Edelman'ın beyanatlarından görüyoruz. İyi de, nasıl olacak? İlişkiler nasıl düzene girecek? Kıbrıs ve Kuzey Irak meseleleri nasıl çözülecek? Türkiye yeniden "stratejik ortak" konumunu nasıl elde edecek? Bu sorulara cevabı yok. Aslında hiçbir soruya cevabı yok. Sadece itiraz ediyor. İtiraz da bir muhalefet biçimidir ama, bu itirazın istinad ettiği bir "öneriler bütünü" olmalıdır. Örneğin, egemenliğin tanımı ve kullanımıyla ilgili görüşleri nedir? Yargı bağımsızlığı konusunda ne düşünmektedirler? Devlet-birey ilişkisine getirdikleri yeni bir "bakışaçısı" var mıdır? Varsa nedir? Milletvekili dokunulmazlığından sonra memur dokunulmazlığının kaldırılmasına da da onay verecekler midir? AB konusunda, "Biz nasıl AB'ye karşı olabiliriz ki?" dışında dişe dokunur ne söylemektedirler? Daha da önemlisi, Amerika belasını başımızdan defedecek ne tür politikalar önermektedirler? Bunları bilmiyoruz. Aynı muhalefet lideri, başlangıçta, yani hükümet kurulmadan önce, "ılımlı muhalefet" sinyalleri vermiş, gerginlik üretmeyeceklerini, bilakis hükümete yardımcı olacaklarını söylemişti, ama, bu sözünü tutmadı. Artık sadece gerginliğe oynuyor. Gerdikçe irtifa kaybediyor. Bu muhalefet tarzı, evet, belli bir "azınlık" içindeki konumunu güçlendirir. Ama, Türkiye'nin bu "muhalif tavrın" güçlenmesiyle sonuçlanacak "kaybedilmiş" bir beş yıla daha tahammülü yok...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |