AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Kendinize vakit ayırın, 'Miniaturk'ü gezmeyi ihmal etmeyin

Bayramlar kendimize ve çoluk çocuğumuza ne kadar az vakit ayırdığımızı bize göstermesi ve hatırlatması bakımından da ayrı bir öneme sahiptir. Sizi bilmem ama ben kendimi ve çevremi ne kadar ihmal ettiğimi bayramlarda daha bir netlikte hissederim.

Modern şehir insanının kendisine ve çevresine vakit ayıramamasının pek çok makul ve anlaşılır sebebi olduğunda kuşku yok. Geçinme zorluğu, iş fazlalığı, ekonomik ve diğer sıkıntılar vs. hepsi doğru; ancak bütün bunlar kendimize ve çevremize yeteri kadar vakit ayırmamamıza gerekçe olabilir mi? Yahut bu gerekçeler içinde bulunduğumuz durumu meşrulaştırabilir mi?

Modern şehir hayatının en önemli özelliği vaktin azlığı, yetersizliği ve zamanın hesaplı kullanılması hususudur. Geleneksel hayatta ve kırsal dünyada vakit güneşin hareketleriyle ölçülür, saate bile ihtiyaç duyulmaz. İnsanlar vakti "öğleden önce", "öğleden sonra", "akşam" gibi genel ölçülerle anlatır ve kendilerini buna göre ayarlarlar. Ancak modern şehirde saat, dakika önemlidir. Randevular saat ve dakika ayarlarına göre verilir; randevuya beş dakika geç kalmanız programınızın iptal edilmesine sebep olabilir. Bu durum ister istemez hayatı mekanikleştiriyor, insanî özelliklerinden uzaklaştırıyor ve bizleri de mekanik dünyanın basit birer parçası haline getiriyor.

Çevremdeki pekçok kişi ile konuştuğumda şunu görüyorum ki akşamları eve erken gelip çocukların okul ödevleriyle ilgilenmiyoruz, onlarla beraber bir hikaye okumuyor birlikte yorumlamaya çalışmıyoruz, hafta sonu birlikte sinemaya veya tiyatroya gitmiyoruz, arada bir çocuklarımızla veya yakınlarımızla birlikte, yaşadığımız şehrin tarihi veya turistik bir mekanını ziyaret etmiyor, birlikte vakti değerlendirmiyoruz.

Oysaki içinde yaşadığımız şehir bize eşsiz imkanlar sunuyor. Hele bir de İstanbul, Bursa, Edirne gibi tarih ve medeniyet merkezi şehirlerde yaşıyorsanız bu merkezlerin orada yaşayanlara sunduğu eşsiz imkanlar var. Yıllardır İstanbul'da oturduğu halde bu şehrin önemli merkezlerini ziyaret etmeyen, güzelliklerini görmeyen, şehrin kimliği üzerinde düşünmeyen pek çok insan var.

* * *

Bunları önceki gün çocuklarla birlikte gezme imkanı bulduğum İstanbul Büyükşehir Belediyesinin prestijli projelerinden Miniaturk parkını görmemle birlikte düşündüm. Yıllar önce Hollanda'da gördüğüm ve adeta hayran kaldığım miniatür parkların niçin bizim ülkemizde de bulunmadığını düşünmüş ve üzüntü duymuştum. Nihayet İstanbul Büyükşehir Belediyesi kuruluşu olan Kültür A.Ş.'nin girişimiyle Haliç kıyısında Sütlüce'de toplam yüz önemli eserin minitürünün gerçekleştirilmesi ile tesis edilen Miniaturk, modern bir gezinti alanı olarak sadece İstanbulluların değil tüm Türkiye'nin ve hatta dünyanın hizmetine girmiş bulunuyor.

Hizmete açıldığından bu yana geçen kısa zaman içerisinde burayı ziyaret edenlerin beklentileri de aşması halkın bu tür güzel hizmetlere olan desteğinin ve takdirinin bir ifadesi olarak alınmalıdır. Gerçekten de burada sergilenen yüz kadar Osmanlı ve Cumhuriyet dönemine ait eşsiz eserlerin minyatürleri, her görenin takdirini kazanmaktadır. Ortalama iki üç saatlik gezintiden sonra gezinti parkından ayrılırken herkesin yanındakilere "ne kadar güzel bir tesis olmuş, çok güzel!" türü cümlelerle takdirlerini ifade etmeleri boşuna değil.

Sanıyorum en önemlisi eserler seçilirken geniş zaviyeden bakılması ve bu ülkenin coğrafyasında bulunan muhteşem eserlerin her birine yer verilmiş olmasıdır. Elbette ki bazı eleştiriler getirilebilir. Şu eser var da şu niçin yok türden sorular sorulabilir. Nihayet bu bir tercihtir ve karar verenler belli kriterlerle bunları tercih etmişlerdir. Mesela Birinci Meclis binası niçin yok, Diyarbakır surlarına yer verilmesi iyi olmaz mıydı, türden sorular sorulabilir. Daha da önemlisi bugün başka devletlerin sınırları içerisinde kalan eski Osmanlı eserlerine de yer verilmesi ulusal sınırlarla sınırlandırılmış kültür ve medeniyet zırhının aşılmış olması ve kendi tarih ve medeniyet coğrafyamız temelinde düşünülmüş olması son derece önemlidir.

Zaman zaman tekrarladığım Mısır'ın, Bosna'nın, Irak'ın, Bağdat'ın, Lübnan'ın, Cezayir'in başka, yabancı ülkeler olmadığı Bursa ile, Edirne ile, Diyarbakır ile farklarının bulunmadığı ve bütün bunların bir bütünün mütemmim cüzleri olduğu tezine uygun bir seçim yapıldığını görmem beni fazlasıyla mutlu etti. Evet Mostar Köprüsü, Kahire'deki Mehmet Ali Paşa Camii, Mekke'deki şimdi yerinde yeller esen Ecyat Kalesi Osmanlı medeniyetinin yani bizim medeniyetimizin birer incisidir.

Büyükşehir Belediyesi'nin Miniaturk parkı, İstanbul'un güzelliklerine dünya çapında bir yeni halka eklemiştir. Bir hafta sonu kendimize, eşimize çocuklarımıza ve sevdiklerimize vakit ayırarak burayı gezmek Osmanlı kültür coğrafyasında sefer yapmak gibidir. İyisi mi kendinize vakit ayırın medeniyetimizin güzelliklerini aynı anda tek bir mekanda gözleme imkanını kaçırmayın.


5 Şubat 2004
Perşembe
 
DAVUT DURSUN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED