AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

K R O N İ K  M E D Y A
HANGİ MANŞET?

Türkiye'de gazeteye manşet atmak tek başına büyük bir yaratıcılık gerektiriyor! Epeyce kafa patlatıp, "Ali"yi "Veli"yi, "isyanları oynamayı" ("Yeter artık!"), aklı, zihniyeti, suçluluk duygusunu, yani özetle epeyce malzemeyi bir araya getirmek gerekiyor...

Deprem tehlikesinin bulunmadığı nadir illerimizden birisi olan Konya'da 11 katlı bir binanın içinde onlarca insanla kendiliğinden çökmesi, tabii olarak gazetelerin hemen hepsinde baş sayfa manşetleriyle duyuruldu. Binanın çöküşünün nedeni malum; proje, malzeme ve işçilik hataları...

Peki 4 Şubat tarihli gazeteler olayı hangi başlıklarla duyurdu? Şu başlıklarla:

"Bu da okumuşu" (Hürriyet). (Gazete binanın müteahhitinin öncekiler gibi diplomasız değil, "mimar" olduğundan söz ediyor...)

"Yeter artık", (Vatan). (Gazete olay karşısındaki ruh halini belirtiyor.)

"Ha Ali, ha Veli!" (Milliyet). (Gazetenin işaret ettiği "Veli", Gölcük depreminin Veli'si.)

"Bir zihniyet çöktü" (Sabah). (Gazete "Her şeyin başı zihniyet!" demeye getiriyor.)

"Kolon faciası" (Yeni Şafak). (Gazete, binanın çökmesine kolonlarının kesilmesinin neden olduğunu hatırlatıyor.)

"Akıllanmıyoruz" (Türkiye). (Gazete olayın bir türlü akıllanmamızdan kaynaklandığın belirtiyor.)

"Herkes suçlu" (Star). (Gazete bu dünyada hiç kimsenin "temiz" olmadığını söylemek istiyor!)

"Göz göre göre" (Tercüman-Ilıcaklar).

"Elbirliğiyle afet" (Radikal).

"Kuralsızlığın sonu" (Cumhuriyet).

Görüyorsunuz, Türkiye'de gazeteye manşet atmak tek başına büyük bir yaratıcılık gerektiriyor! Epeyce kafa patlatıp, "Ali"yi "Veli"yi, "isyanları oynamayı" ("Yeter artık!"), aklı, zihniyeti, suçluluk duygusunu, yani özetle epeyce malzemeyi bir araya getirmek gerekiyor...

Sizin seçiminizi bilemeyiz ama bize göre yukarıda sıraladığımız manşetler içinde olup biteni en iyi özetleyenler, Cumhuriyet ve Radikal'in başlıklarıydı. "Ali"siz "Veli"siz, ama 11 katlı bir binanın sağlam zeminde nasıl olup da çökebildiğini çok iyi açıklayan başlıklardı bunlar.

Bakın Radikal başlığının arkasını da ne güzel getirmiş: "Belediye'nin, müteahhidin, mimarın ve mühendisin elbirliğiyle yarattığı enkaz..." Kısa, ama karşımızda duran faciayı çok doğru açıklayan tek bir cümle... Bakın Cumhuriyet'in manşeti nasıl soğukkanlı ve gerceği nasıl güzel özetliyor...

Bize sorarsanız, son örneği ile Konya'da karşılaştığımız bu tür felaketlerle yukarıda aktardığımız çoğu "magazin" kokan manşetler arasında bir biçimde bir "yakınlık" var... Ülkede başını alıp gitmiş bir "kuralsızlık" ve ülke medyasında yine başını alıp gitmiş bir ciddiyetsizlik... "Yakınlık" dediğimiz böyle bir şey... Bu felaketler ve manşetler arasında sanki bir "neden-sonuç ilişkisi" var gibi... Dolayısıyla, belki biraz abartılı kaçacak ama onu da söyleyelim: Bu tür manşetlerin tedavülden kalkmadığı bir ülkede bu tür felaketlerin sonunun geleceğini sanmak boş bir hayaldir... (K.B.)


TİPİK BİR 'MASABAŞI HABERİ' DEĞİL Mİ?

28 Mart seçimleri giderek yaklaşıyor. Seçime katılacak partiler de adaylarını yavaş yavaş açıklıyor. Biliyorsunuz, partilerimiz bu seçimde de en "iyi akıl"ın "merkez"de bulunduğu varsayımından hareketle, "taban"ın kanaatini hızla gözden geçirip son sözü yine merkez kurullarına bırakma kararı aldı.

Adayları merakla beklenen partilerin başında tabii ki AKP geliyor. AKP, kamuoyu yoklamalarının bu kez yüzde 50'leri bulacağı ileri sürdüğü oy oranıyla adaylar arası yarışın en ciddi yaşandığı parti. Yani bir bakıma, AKP'den "aday" olabilenin büyük ölçüde belediye başkanlığı koltuğunu garanti ettiği bir seçim bu...

AKP şimdilik "belde" adaylarını açıklamış durumda. Diğer adaylarının adı şimdilik meçhul. İşte, Vatan gazetesinden Faruk Mangırcı da bu konuyu, yani AKP aday adaylarının şu sıralar geçmekte oldukları "sınavları" haber yapmış. Mangırcı'nın haberine göre AKP'de şu anda yarışmakta olan 7 bin 600 aday adayı varmış. Parti yönetimi en uygun adayı bulabilmek için "mülakat" yöntemini benimsemiş. AKP'nin 12 Genel Başkan Yardımcısı'nın komisyon başkanı olarak görev aldıkları mülakatlarda aday adayları teker teker jürinin önünden geçiyor ve geçerken de epeyce ter döküyorlarmış. Mangırcı'nın haberini ilginç, daha doğrusu "tipik" kılan bu bilgiler değil. Vatan muhabiri, nasıl yapmışsa yapmış ve bu mülakatlarda aday adaylarına yöneltilen soruları da ele geçirmiş. İsterseniz bu sorulara birlikte göz atalım, çünkü gerçekten şöyle böyle değil!

Mangırcı'nın aktardığı 30 kadar soru içinde, bizim gözümüze belediyeciliğe ilişkin sadece iki soru ilişti. Şunlar: "Evsel atık, sanayi atığı nedir?" / "2B nedir?"

Evet, habere göre belediyeciliğe ilişkin iki soru bu. Peki ya diğerleri? Onlar da şunlar:

"Alnın hiç secdeye değdi mi?" / "Yatsı namazı kaç rekattır?" / "AB Hırıstiyan kulübü müdür?" / "Aday gösterilmezsen AKP'ye hizmet etmeye devam edecek misin?" / "3 Kasım'da kime oy verdin?" / "Şair Nefi'den bir dize okur musun?" / "Mevlana'nın en önemli iki sözünü hatırlıyor musun?" / "Ağrı Dağı'nın eski adı nedir? Hangi ülkenin Ağrı Dağı ile ilgili planları var?" / "Yurtdışına hiç çıktın mı?" / "Ailen yörede daha çok hangi partili olarak bilinir?" / "Hiç sol partilere oy verdin mi?" / "Milletvekillerinden akraban var mı?" / "Saddam Hüseyin hakkında ne düşünüyorsun?" / "Başörtüsü sorununu nasıl çözebiliriz?" / "Ankara Savaşı nerede ve kimler arasında oldu? Timur Türk müdür, yoksa Arap mı?" / "Projelerini üç dakika içinde anlatabilir misin?" / "Bugüne kadar başarı plaketi aldın mı?" / "Aday olduğun ilçe veya beldede mi ikamet ediyorsun?" / "Edirne kaç yıl Osmanlı'ya başkentlik yapmıştır?" / "Alevilik hakkında ne düşünüyorsun?" / Laiklik nedir? Türkiye'deki laiklik uygulamasını nasıl buluyorsun?" / "Erzurum kaç kez işgale uğradı?" / "Herhangi bir cemaate yakınlık duyuyor musun?" / "tarikatlar hakkında ne düşünüyorsun?" / "Aile planlaması hakkında ne düşünüyorsun?" / "Seçim bölgemde arkamda diyebileceğin kaç kişi var?"

Biliyoruz soruları uzattık çünkü içlerinden hiçbirini dışarıda bırakmaya kıyamadık!

Bize sorarsanız, Mangırcı'nın bu haberi "tipik" bir "masabaşı haberi"dir, deriz... Yanlış anlaşılmasın, "masabaşı" derken sadece gazete bürosundaki "masaları" kastetmiyoruz... Bu "masa" (ve "masabaşılık") hehangi bir kafe, pastahane, lokanta masası da olabilir... Ayrıca, Mangırcı ve Vatan ekibi bizi bağışlasın ama habere ilişkin şu yönde bir sezgimiz de yok değil: Bizce bu haberde yer alan "mülakat soruları" tek bir kişinin "habercilik" başarısı sonucunda değil, "kolektif" bir uğraş sonucunda elde edilmiştir.. Yani aşağı yukarı şöyle bir yöntem: Mangırcı önündeki klavyeye bir "soru" yazar yazmaz yanındakilerden de birer soru icadetmelerini istiyor... Ve bu işlem ortaya 30'a yakın soru çıkıncaya kadar devam ediyor... Tabii ki gülerek-eğlenerek, kahve veya Coca Cola içerek ve belki de hemen el altında bulunan bir diski topluca dinleyerek! Hatta belki de, Mangırcı bu haberi Ankara'dan kotarmaya çalıştığı için Vatan'ın İstanbul bürosunda bulunup da "soru" konusunda yetenekli bazı meslektaşların da katkısı sağlanarak...

Haksız mıyız? "AKP Genel Merkezi'nde aday adaylarına işte bu sorular soruluyor!" diyerek okurlara hepsi birbirinden ilginç 30 soruluk bir demet sunan bu haberin başka türlü yorumlanması mümkün mü? Öyle bir soru demeti ki, biraz aklı başında olan bir aday adayının karşılaşır karşılaşmaz "Size de, adaylığınıza da, Şair Nefi'ye de, Timir'a da, AB'ye de, Saddam Hüseyin'e de, Erzurum'un işgaline de, Ağrı Dağı'na da, başarı plaketine de, Edirne'ne de, Osmanlıya'da......." diyerek mülakatın yapıldığı mekanı hızla terketmemesi mümkün değil!

Evet "sağduyu" bunu emrediyor. Ama Mangırcı'nın ve Vatan'ın umurunda mı? (K.B.)


İKTİBAS YOLUYLA MİSAFİR

YÖK'ü ne yapmalı?

Bazıları (en son da yeni YÖK Başkanı) üniversite rejiminde ciddi bir reforma engel olarak 'Anayasa'yı gösteriyor.

Bu, yanıltıcıdır.

1- Söz konusu olan, heyula gibi bir 'Anayasa' değil, onun sadece iki maddeciğidir (130 ve 131); 2- Gerekince ve niyet olunca Anayasa değişikliği de yapılır (ki bu Anayasa'nın kendisi -çok esaslı olmasa da- beş kez değişti), YÖK Başkanı Prf. Erdoğan Teziç'in, 'YÖK'ün temel yapısı değişmez, çünkü Anayasa değişmez' yollu örtük varsayımı temelsizdir; 3- Kaldı ki bugünkü siyasi kültürümüzün ve rüşdümüzün sınırladığı ufkumuzun izin ve imkân verdiği kadarlık bir reformu yapmak için Anayasa'nın 130. ve 131. maddelerini değiştirmeye bile gerek olmadığı yönünde argüman kurmak mümkündür.

Dekan seçimi

130. maddedeki başlıca somut kusur, akademik yöneticilerin meslektaşlarınca seçilmesi ilkesine aykırı olan, dekanların YÖK'çe seçilmesi ve atanması hususudur. ('Rektör, niye Cumhurbaşkanı'nca seçilsin/atansın?' sorusuna bugün için girmiyorum.) Ya hükmün değiştirilmesi için çalışılsın ya da mevcut fiili uygulamaya devam edilmekle yetinilsin. (Dekanlar, birçok üniversitede fakülte genel kurullarında seçilmektedir; YÖK ataması çoğunlukla bir lastik damgadır.)

YÖK teşkili ve askeri temsilci 131. maddedeki başlıca kusur ise YÖK üyeleri beş koldan (Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu, YÖK, üniversiteler ve Genelkurmay Başkanlığı) gelirken, bunlar arasında akademya ile uzaktan yakından ilgisi olmayanlar, yürütme/idare unsurlarıdır. En başta Genelkurmay temsilcisine sivil üniversite konseyinde yer yoktur. Bu hüküm ya değiştirilir ya da cenilmen anlaşmasıyla sıfır itibar edilir ve aday gösterilmez. (Çünkü zaten 131. maddede bu beş kaynağın sayıları belirtilmiyor, özel kanuna bırakılıyor.) İdarenin diğer değerli katkıları için de yine kültür ve rüştle oranlı olarak benzer şekilde hareket edilir: Örneğin, özel YÖK Kanunu'nda, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu'na 5'er-7'şer değil, 1'er-2'şer kontenjan verilir, buna karşılık üniversitelerin kontenjanı yükseltilir. (Bunun için de Anayasa değişikliği falan gerekmez.)

Mevcut mevzuattaki YÖK-ÜAK ilişkisinin ÜAK lehine ve YÖK aleyhine değiştirilmesini öngören reformist görüşün Anayasa engeli çıkarılmayabilir. 131. maddenin 1. paragrafında sayılan YÖK görevlerine, değiştirilecek özel kanunda, ÜAK'a verilen görevler de eklenir ve kompozisyonu belirttiğimiz şekilde ıslah edilmiş olan YÖK adını koruyarak, reformist görüşün görmek istediği ÜAK'a dönüşmüş olur. (Kendi içinden de bir yürütme kurulu çıkarır.) Yani, YÖK zayıflatılıp ÜAK güçlendirilmez; YÖK, kompozisyonu değiştirilerek, güçlenebilir ve reformist görüşteki ÜAK'ın rolünü oynar. Özetle, üniversite rejiminde ciddi reform yapamayız, çünkü Anayasa değişikliği lazım (o da olmaz) denirse, bu a) idari maslahatçılık, b) statükoculuk, c) tutuculuk, d) gericilik mi olur? Doğru yanıt d'dir. Çünkü başka bakımlardan daha sert eleştirilebilecek 130. ve 131. maddeler dahi, verili kültürle sınırlı da olsa reform ihtiyaçlarımızı pek de engellemeyecek niteliktedir.

Üniversite camiasının durumu

Çeyrek yüzyıl önce, askeri darbeden sonra, bir doğramacı, beş darbeci kuyuya bir taş atmıştı, hâlâ çıkarılamıyor. Çünkü bu sefer de, 23 yıl önce olduğu gibi, üniversite camiasının kafası karışmış ve iradesi paralize olmuş durumda; yürütme/idare ise neredeyse yalanarak seyretmekte. Yukarıdaki türden basit dokunuşlardan kaçınmak için, yerinden oynatılamaz bir kayaymışçasına Anayasa'yı ileri sürmek ve/veya sihirli bir sözcük gibi takdim edilen 'hukuk tekniği'nin müsait olmadığını söylemek ayıp oluyor.

Hukuk tekniği bir araçtan ibarettir. Üniversite camiasının dar legalizmden ve kanun eşittir hukuk indirgemeciliğinden sıyrılmasının zamanıdır. Önce meşruiyet, sonra hukuk, en sonra da kanun gelir. Yasal (kanuni) olan; rasyonel, hukuki, meşru, vs. olmayabilir. Tam tersine, pekâlâ, kötü olabilir. YÖK Kanunu böyledir. Alternatif taslakların da böyle olmasıysa zorunlu değildir. Yeter ki YÖK zihniyetinin ve kavramlarının ağırlığından sıyrılınabilsin; mücadele, gündemi şimdiye kadar belirlemiş olanların söylemi ve terimleriyle değil, zihinsel kirlenmeye uğramamış bir biçimde yürütülsün.

Unutulmamalı, özerkliğin ve (mikro) demokrasinin en ziyade yaraştığı toplumsal kurumların başında üniversite de vardır: Meslektaş topluluğunun seçim, katılım, görevden alma vb. mekanizmalarla kendi kendini yönetmesi gerekli ve mümkün olan bir sistemdir. Bu normun bazı bedelleri olabilir, ama özgür düşünce ve yeni bilgi üretimi ancak bundan çıkar. Tersinden hiçbir şey çıkmaz.


5 Şubat 2004
Perşembe
 
YÖNETENLER: Kürşat Bumin
Alper Görmüş


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED