|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Evet hangi İsa gerçek? Resmi-Ortodoks Hristiyanlar'ın İsa'sı mı? Yoksa Kilise'nin yok saydığı, sahih saymadığı yine Hristiyanlar'ın yazdığı yüzlerce gerçeklere dayanan İsa mı? Hangisi? Yoksa Kur'an-ı Kerim'in Hz. İsa'sı mı?
Mel Gibson'un Hz İsa'yı anlatan filmi ile İsa 'Peygamber'in 2 bin yıldır tartışılan tarihsel kimliği ile misyonu yeniden gündeme oturmuş bulunuyor. Şüphesiz İsa hakkında ciltlerce kitap yazılabilir. Ancak biz kilise mensuplarına bazı temel sorular sormayı uygun bulduk. Şimdi hemen konuya girerek özet olarak Hz İsa'nın şahsiyeti, misyonu, mesajı, tarihsel kişiliği hakkındaki çelişkilere değinelim, Çarmıh olayı ile ilgili çelişkiler: "Mevcut resmi (kanonik) İncillere baktığımızda insanları 'asli günah'tan kurtarmak bu günaha kefaret olarak kendini Roma haçında feda eden bir İsa figürü ile karşılaşırız. Yani bugünkü resmi Pauluscu Hristiyanlığa göre İsa, Hz Adem ve Havva'nın cennette işlediği günahtan insanlığı kurtarmak için kendini Haç'a gerdirmiştir. Fakat mevcut İnciller de bir çelişki olarak İsa dönemin radikal Yahudi mezhebi Ferisiler'in kışkırtmaları sonucu Roma'nın Filistin valisi Pontius Pilatus onu istemeyerek haç'a gerdirmiştir." SUÇLU, ROMA HUKUKUNA GÖRE ÇARMIHA GERİLİRDİ Diğer taraftan resmi kiliselerin iddia ettiği gibi İsa çarmıhta kendini insanlık için feda ettiğini söylemiyor, aksine İbranice 'eli eli lima sabakteni' (Tanrım Tanrım beni niçin terkettin) diye acı acı inlemektedir. Diğer taraftan kiliseye göre 'logos' Tanrı'nın yeryüzündeki kelamı, dolayısıyla 'insan bedeninin de cisimleşmiş Tanrı' olan İsa'nın çarmıhta aciz kalması da ayrı bir çelişki. Ayrıca Roma hukukuna göre imparatora karşı işlenilen suçlarda insanlar çarmıha gerilirdi. Halbuki mevcut İncillere göre İsa Roma ya karşı suç işlememişti hatta Vali Pilatus bile onu suçsuz bulmuştu Öyleyse Pilatus onu neden çarmıha gerdi? Eğer İsa Tanrı'nın oğlu olduğunu söyleyerek Tevrat'a karşı suç işlediyse Yahudi Yüksek Haham Meclisi (sanhedrin) onu niçin yargılayarak recm cezasını uygulamadı? Çünkü Yahudi Şeriati'ne göre zındıklar taşlanarak öldürülür. İSA TANRI'NIN OĞLU DEĞİL Yine Roma hukukuna göre Şabat'ta (cumartesi, Yahudi kutsal günü) suçlu salıvermek adet olmamasına rağmen İsa ile beraber çarmıh cezası alan Bar Abbas niçin salıverildi? Neden ilk kilise yazarlarından sayılan Basilides İsa'nın çarmıha gerilmediğini söyledi? Hatta İsa'nın Filistin'den Mecdelli Meryem (Maria of Magdelena) ile beraber deniz yoluyla Marsilya'ya yahut kara yolu ile Keşmir'e gidip vefat ettiği konusunda kilise niçin sessizdir? Yoksa çarmıh olayı Pauluscu Hristiyanlığı temellendirmek için uydurulan bir senaryo mu? Ya da İnciller İsa'nın vefatından en az 50-70 yıl sonra yazıldıkları için, özellikle Paulus'un yaptğı gibi Roma'ya şirin görünmek adına Yahudiler mi suçlanmaktadır? Eğer İsa, kilisenin iddia ettiği gibi Tanrı'nın oğluysa Hz İsa'nın üvey kardeşi ilk Yahudi-Hristiyan cemaatinin (Ebionitler'in) lideri Yakup, niçin Pauluscular'a dolayısıyla Teslis inancına karşı mücadele ederken şehit edildi? O kardeşinin Tanrı'nın oğlu olduğunu neden kabul etmedi? Bugün Arius gibi İsa'nın Tanrı olmadığını söyleyen bireyler ve üniteryen cemaatler, teslise karşı çıkan akımlar, hangi gerekçe ile sapkın (hetorodoks) sayılabilirler? Mevcut İncillere göre Hz.İsa'nın medeni durumu bekar gösterilir ve bekarlıkta övülür. Halbuki İsa Yahudi hem de Rabbi olduğuna göre yani sinagog ve havralarda vaaz ettiği için evli olması gerekir. Zira Yahudi şeriatine göre evli olmayan birisi sinagoglarda öğretemez. Mevcut İncillerin de belirttiği gibi İsa Başhaham Kayafa ve Hanna tarafından Sanhedrin'de yargılanmıştır. İlgi çekici olan İsa ya evli olmadığı halde sinagoglarda nasıl vaaz ediyorsun diye bir suçlamanın yöneltilmiş olmamasıdır. Bu durum İsa'nın evli olduğunu büyük olasılıkla ya Mecdelli Meryem'le ya da Marta ile yahut Marta'nın kardeşi Meryem'le evlendiğini doğrulamaktadır. Çünkü Hz. İsa İncillerden de anlaşılacağı üzere, adı geçen bayanlara karşı Yahudi şeriatine göre ancak evli olabilecek bireylerin davranışlarını sergilemektedir. Çünkü bu bayanlar İsa'ya dokunabilmekte yahut yalnız seyahat edebilmektedirler. Yahudi şeriatine göre bütün bunlar ancak evli olanlar arasında geçerlidir. RESMİ İNCİLLER BİLE KİLİSEYİ YALANLIYOR Öyleyse İncil'de bahsedilen düğün İsa'nın kendi düğünü müdür? Niçin birtakım Hristiyan yazarlar İsa'nın evli ve birçok çocuğa sahip olduğunu iddia etmektedir? Resmi kiliseye göre İsa son derece pasif, uysal, barışçıl olarak tanıtılır. Hatta bundan dolayı Peygamberimiz'in savaşlara katılması Hristiyanlar için eleştiri konusu olur. Halbuki bırakın apokrif sayılan İncilleri, resmi İnciller bile kiliseyi yalanlamaktadır. İsa bir gün Süleyman Mabedi'ne girer satıcıların, tefecilerin, para değiştirenlerin, masalarını devirir, onları kamçılayarak militanca bir tavır sergiler. Başka bir sözünde 'kimin bir kılıcı yoksa esvaplarını satıp kılıç alsın' der. Hatta havarisi Simon Petrus İsa'yı tutuklamaya geldiklerinde bir kılıç darbesi ile Baş- haham'ın uşağının kulağını keser. HRİSTİYANLIĞA BİLE TERS Yani bu durum resmi kilisenin aksine İsa'nın havarilerinin silahlı olduklarını göstermektedir. Yine İsa diğer bir sözünde 'sanmayın ki, ben barışı getirmeye geldim, ben baba ile oğulun, koca ile karının, kaynana ile gelinin arasını ayırmaya geldim' başka bir vaazında 'ben şeriati kaldırmaya değil bilakis tamamlamaya geldim' Oysa teslisi kabul eden Ortodoks Hristiyanlar'a göre İsa sünnet dahil Yahudi şeriatinin bir- çok şekli unsurunu yürürlükten kaldırmıştı. Şimdi hangi İsa gerçek. Tevhid geleneği için Yahudi ve Romalılar'la mücadele eden İsa mı yoksa Paulus'un Romalılaştırdığı teslisçi, işbirlikçi, 'pagan tanrıları'na hoş görünen İsa'mı? Zira; İsa kiliseye göre "Allah'ın hakkını Allah'a, Sezar'ın hakkını Sezar'a verin" diyerek Roma ile uzlaşmıştı. Halbuki İsa aynı İncillerde "siz aynı anda hem Allah'a hem de 'mammon'a ibadet edemezsiniz" diyerek resmi Hristiyanlığa ters düşmüştür. Mammon kelimesi Kur'an'- daki Tağut kelimesi ile hemen hemen aynı anlama gelir. (Din dışı siyasi güç ve dünyevi zenginlikler anlamına gelir.) 'Tepkisellik' kavramı Kavramlar, günlük hayatımızda vazgeçemediğimiz, sahip olduğumuz dünya görüşüyle ifade edip gereklerini hayatımıza yansıttığımız unsurlardır. Elbette asıl olan, bu kavramları yaradılış gerçeklerine uygun olarak algılamaktır. İşte yaşantımızdan uzak tutamadığımız, gündelik hayatımızın bir parçası, adı ile kendini ifade eden bir kavram tepkisellik. İnsan gerçeğiyle girift, adeta insanı oluşturan zincirin halkalarından biridir. Değerler çatışmasının yaşandığı günümüz dünyasında, beşer kaynaklı ideolojiler diğerlerine olduğu gibi bu kavramada el atmış, evirip-çevirmiş bazen ilahi motiflerle süslenmiş, toplumların önüne kutsal bir tavırmış gibi, bazen de tamamen heva ve heves, belli çıkar gruplarının ekmeğine adeta yağ süren bir tavır edasıyla karşımıza çıkmaktadır. Rabbani değerleri hayatında ilke edinen kimseler için durum oldukça farklıdır. Onların tüm davranışlarında olduğu gibi, tepkisellikte de kalkış noktaları vahiydir. Tepkisellik ama vahyin sınırlarını çizdiği, virgülünü-noktasını koyduğu bir tepkisellik. Bu noktada insanın şahsi tasavvuru söz konusu değildir. Fıtrat, heva ve heves kaynaklı tepkiselliği kabullenmez iken bu durum ferdi ve toplumsal sünnetullahın tecellisine de etkendir. İnsanlık tarihi fıtratla zıt düşen bu tip tepkiselliklerle bir yere varılamadığının örnekleriyle doludur. Nitekim Kur'an; muvahhidler için 'onlar Rabbin rızası için sabrederler' derken bu ilke açıkça kendini ortaya koymaktadır. Sabır da bazen tepkiselliğin ifadesi olmaktadır. Bu noktada Peygamber- (a.s.)'in yaşantısı bizim için yegane örnek olmalıdır. Namaz kılarken üzerine hayvan leşi atılan, Taif girişinde çocuklara taşlattırılan, Uhud Savaşı'nda mübarek dişi kırılan bir Peygamber olarak Muhammed (a.s.)'in hiçbir zaman heva ve heves kaynaklı bir tepkisellik koyduğunu görememekteyiz, göremeyiz de. Yaşantısını Mekke-Medine diye tanımladığımız Peygamber'in tüm tepkisel tavırlarının sınırlarını vahiy çizmekte, şekillendirmektedir. Tüm davranışlarımızda olduğu gibi, tepkiselliğimizde de mihenk taşı olarak vahyi ölçü, Allah'ın Rasülü'nü örnek almak durumundayız. Heva ve heves kaynaklı tepkiselliklerin faturasını bu ümmet asırlardır ödedi, durum o ki böyle devam ederse ödemeye de mahkum kalacak. O halde vahye dönelim, Kur'an ahlakı ile ahlaklanıp, tepkiselliğimizde ahlaki olsun!. Aşkın yeni enstrümanı: İNTERNET Siz eski zaman insanlarından daha deli değil misiniz? Onlar hiç olmazsa cumbalar arkasından gördükleri birilerine tutulup, mektup gönderdiler. Ya siz? Aslı, Şirin, Kerem veya Ferhat'sınız... Eski zaman aşklarında; duyduğumuz, okuduğumuz, dinlediğimiz kadarı ile yazı önemli bir yer tutarmış. Sevgililer birbirlerine olan duygularını mektuplarla pek güzel anlatırlar, şiirler, maniler ile süslerlermiş. Bu dönemin yaşadığımız coğrafyada, yazının bulunması ile başlayıp 1980'lere kadar sürdüğü tahmin edilmektedir. 18. yüzyıldan 1980'lere kadar ülkemizde bu yazışmalar PTT'nin Posta'sı ile yapılırdı. Telefon ağının düzenli işler hale gelmesi 1980, hatta 1983'ten sonra oldu ve PTT'nin bu defa Telefon'u devreye girdi ama Telgraf'ı hiç kullanılamadı. Seksenlerden sonra mektubun, yazışmanın gözden düştüğü bir ara dönem yaşandı ülkemizde. Bu ara dönem ülkemin insanın dışa açılma dönemiydi, duyguları, düşünceleri, parası ve yatırımları ile birlikte. Doksanlı yılların sonunda sevgililerin iletişiminde gene yazının, yazışmanın, mektuplaşmanın kabul gördüğü üçüncü dönem başladı. Eski sevdalara taş çıkartırcasına tutkulu, sevdalı mektuplar atılır oldu bu dönemde. Tek farkla divitin, mürekkebin, kalemin, kağıdın yerini, Q klavyeler, monitörlar, mini tower kasalar, mektubun yerini elektronik posta, postacının ve PTT'nin yerini internet aldı. Gönderilen güllerin sanal olması kaçınılmazdır artık. Hayali bile değil, sanal. Yani aslında olmayan ama varmış gibi olan. Duygularda artık zaten ìmışî gibidir. O gidip gelen beş mektuptan sonra koparılan görüşme gününü, yapılan o sohbetin yerini chat odaları alır. Yüzyüze buluşma ise beş mektuba değil onlarca gidip gelen e-postadan, chat odalarında 'privacy /whisper' yapılan yazışmalardan sonra ancak olabiliyor. Ve dahi ne aşklar, ne yaşanmamış duygular, sevgili için ne mücadeleler geçiyor bu sanal ortamda... Leyları Mecnunları gülümseten, Ferhat'a 'deli mi bu ahir zaman insanlar?' dedirten sevdalar. Ne anlatılmaz bir ruh halidir o. Yalnızca mesajlarından size anlattıklarını kadarı ile bildiğiniz biri sizi gülümsetebilecek, kızdırabilecek, hatta onu tanımadığınız kişi tanımadığınız kadın/erkeklerden kıskanacaksınız bile. İnternet'e bağlanır bağlanmaz ilk işiniz gelecek mesajı düşünerek mesajlarınızı, elektronik postanızı kontrol etmek olacak. Muhtemelen siz ülke ortalamasının üzerinde eğitimli, çevrenizde aklı başında bilinen birisiniz. İlk mesajı kim atacak diye bekleme süreci başlar... Arkanıza yaslanıp şöyle bir düşünün siz eski zaman insanlarından daha deli değil misiniz? Onlar hiç olmazsa cumbalar arkasından gördükleri, yüzünü görmeseler bile endamını gördükleri birilerine aşık olup, mektup gönderdiler. Ya siz? Aslı, Şirin, Kerem veya Ferhat'sınız.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |