|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Hatırlatmama gerek yok ama ben yine de üşenmeyeyim: "İktisatçı" değilim, bu yönde bir öğrenim görmedim. Benim bu alanla olan ilişkim, pekçoğunuz gibi gazete ve kimi dergilerde yer alan iktisata ilişkin yazıları okuyup anlamaya çalışmaktan ibaret. Nitekim bildiğiniz gibi, bu şartlar altında boyumu aşan işlere girişmekten geri duruyor ve bu alana ilişkin yazılar yayımlamıyorum. Ama bu söylediklerim yanlış anlaşılmasın; "iktisattan anlamam" dediysem, bundan iktisadi hayata ilişkin olup da önüme gelen kimi apaçık metinleri anlayamayacak derecede "ümmi" olduğum sonucu da çıkarılmasın! Rakamlar söz konusu olduğunda da aynı durum; çok şükür önüme gelen rakamları karşılaştırma yeteneğine de sahibim.... Bu "giriş"i niçin mi yaptım? Günler sonra tekrar TÜPRAŞ meselesine dönüş için. Belki hatırlayanlar vardır; TÜPRAŞ'ın "özelleştirilmesi"nin hemen ertesinde, Güngör Uras'ı yardıma çağırıp, Milliyet gazetesinin bu "ekonomi yazarı"nın özelleştirme ihalesine ilişkin sorularını sizlere aktarmaya çalışmıştım. Önümüze serilen rakamlar öylesine apaçık ki, insanın "Yok canım, bu ihale mutlaka bir yerden geri döner!" dememesi imkansızdı. Özelleştirme Kurulu'dan, olmadı Rekabet Kurulu'ndan, o da olmadı Hükümet'ten, ama mutlaka bir itiraz gelir diye düşünmüştük. Ne gezer... Her şey konuya "iyimser" yaklaşanların tahminleri yönünde gelişti. İhaleyi Zorlu Holding ile birlikte kazanan Efremov Kautschuk GMBH adlı Rus şirketi hakkında ortada bir iki gün kimi söylentiler dolaştıysa da, kısa sürede ortalık yine süt liman oldu. Takdir edersiniz ki, "iktisata yabancı" bir köşeyazarı olarak benim elimden daha fazlası gelemezdi. Uras'tan naklen ortaya hiç de iç açıcı bir ihale sonucu çıkmadığını sizlere (duymayanlara) duyurmaya çalışmıştım. Bu meselede benim yapabileceğim bundan ibaretti... Ama bakın geçen gün (25 Şubat) konu bir yazar tarafından daha gündeme getirildi. Cumhuriyet'ten Korkut Boratav tarafından. Hemen her zaman yapmaya çalıştığım gibi Boratav'ın bu yazısını da dikkatle okudum. Tamam "iktisata yabancı" birisiydim ama yazı haddinden fazla anlaşılır bir dille kaleme alınmıştı. Korkut Boratav'ı tanıtmaya gerek yok sanırım. O benim gibi iktisat söz konusu olduğunda "yabancı" birisi değil. Bir iktisat profesörü, hem de (onu da ben takdir edemeyeceğim için söylüyorum) bu işten anlayanların "en iyilerden" dediği bir isim. Boratav'ın Cumhuriyet yazarı olması kafanızı karıştırmasın; o bugüne kadar (benim görebildiğim kadarıyla) Cumhuriyet'in "soğuk" olarak nitelenebilecek "demirbaş konuları"na girmeden her hafta profesörü olduğu alana ilişkin önemli yazılan yayımlayan bir öğretim üyesi. Yani özetle, Boratav'ın sözünü ettiğim "Karanlık İnsanlar Türkiye'yi Satıyor" başlıklı yazısı, başlık epeyce "aşırı" kaçmış olsa da, içeriği itibariyle hepimizin dikkatini çekmesi, ilgilenmesi gereken bir yazıydı. Boratav, bu yazısının önemli bölümünü Petrol-İş Sendikası'nın konuya ilişkin hazırladığı rapordan aldığı bölümlere ayırmış. Belki bazılarınız için tekrar olacak ama raporun bazı bölümlerini biz de aktaralım: TÜPRAŞ, "Türkiye'deki rafineri kapasitesinin yüzde 86'sına, toplam depolama kapasitesinin yüzde 50'sine sahiptir. Türkiye'deki tek lastik hammaddesini üretmektedir. Deniz tankerleri ile petrol ürünleri taşımacılığı yapan kârlı DİTAŞ şirketinin yüzde 80'i TÜPRAŞ'ındır. 2003'de 13.5 milyar dolarlık ciro karşılığında 24 milyon top petrol ürünü satmış; 635 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirmiştir; 1.7 milyar dolarlık modernleşme yatırım harcamısı yapmış; 460 milyon dolarlık brüt kâr elde etmiş...." Boratav, raporda geçen bu bilgileri şöyle özetlemiş: "Kısacası TÜPRAŞ, Türkiye ekonomisinin yüzaklarından biri; vatanını, halkını seven her yurttaşın üzerine özenle titremesi gereken bir kuruluştur; sıradan bir kuruluş değil, bir sektördür." Peki bu "sektör" nasıl olmuş da, hiç değilse şu kadar "modernleşme yatırım harcaması" yapılmasına rağmen 1.3 milyar dolara özelleştirilebilmişti? Boratav, yazısını şu sözlerle noktalamış: "... Türkiye Cumhuriyeti'nin en büyük kamu kuruluşunu Rus oligarklarına (vurguncu-batakçı zenginlere) pervasızca devreden, karanlık insanların yaptıkları vatanı satmak değilse nedir?" Boratav'ın yazısının (başlığı gibi) bu son cümleleri de çok ağır. Burada ağır bir biçimde suçlanan Hükümet ise (ki öyle görülüyor), Hükümet vatanı niçin "satmaya" uğraşsın, böyle ağır suçlamalarda bulunmanın ne gereği var? Gerçekten çok ağır sözler bunlar... Bu işin içinde olan (Türkiye tarafında) insanlar niçin "karanlık insanlar" olsun? Çok ağır suçlamalar doğrusu.... Ancak -bu çok ağır suçlamalar bir yana- ortada Hükümet'e düşen önemli bir görev olduğu da muhakkak: Hükümet ve özellikle onun özelleştirmeden de sorumlu olan Maliye Bakanı, son olarak Boratav'ın da ortaya koyduğu bu bilgilere ilişkin mutlaka bir açıklama yapmalıdır. Ortada bu derece "inanılmaz" rakamlar dolaşırken, bu özelleştirme hikayesinin herkesi ikna edici bir açıklaması mutlaka yapılmalıdır. Söylediğimiz gibi, Korkut Boratav'ın "iktisata yabancı" birisi olduğunu ileri sürmek kimsenin haddi olmadığı için TÜPRAŞ'a ilişkin ileri sürdüğü fikirler ciddiye alınmak zorunda. Özelleştirmeyi yapanların "vatan haini" olduklarını ileri sürmek de kimsenin haddi olamayacağına göre, toplumu TÜPRAŞ'ın özelleştirilme hikayesinin arkasında yatan akılcı gerekçeler hakkında bilgilendirmek bir görevdir. Şöyle doğru dürüst bir bilgilendirme tabii ki; işi "şakaya vurarak", dinleyenleri güldürmeye çalışarak filan değil....
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |