AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Hicret toplumu

Türk ve İslam dünyasıyla birlikte bütün dünya yeni bir hicri yıla girdi. İslam Peygamberi'nin Mekke'den Medine'ye hicretinin üzerinden 1425 yıl geçti. Hicret dünya tarihinde Stefan Zweig'ın deyişiyle "Yıldızın Parladığı Anlar"dan biridir. Öyle bir an, öyle bir gün ki, yüzyıllarca yorumlandığı gibi, Kıyamet'e kadar da yorumlanmaya devam edilecektir. Hicret tarihin dönüm noktalarından biri olma yanında, zamanın akışının da belirleyici unsurudur.

Hz. Peygamber'in hanımları, ülkesi neresi olursa olsun, bütün Müslümanların anneleridir. Bu yüzden, her Müslüman'ın anadali Arapça olduğu gibi, anavatanı da Mekke'dir. Mekke'nin kalbi de Kabe'dir. Bütün Müslümanların Mekke'de yaşaması mümkün olmadığı için, her inananın ömründe en azından bir kere, Mekke'yi ziyaret etmesi, Kabe'de tavaf yapması, Arafat'ta duaya durması ve Mina'da şeytan taşlaması beklenir. Böylece her Müslümanın Namaz'la Kabe'yi, Hac'la da Mekke'yi yanında taşıması sağlanır.

Mekke'den Medine'ye hicret eden Müslümanlar, Mekke'yi yanlarında taşıdıkları gibi, Medine'den bütün dünyaya hicret ederek, Mekke ve Medine ile birlikte Kur'an ve Sünnet'i de gittikleri her coğrafyaya götürmüşlerdir. Hicret kültürüyle yoğrulan Müslümanlar, yeryüzünü bir mescit gibi görerek, onun her köşesinde ezan okumaya gayret etmişlerdir. Müslümanlar tarih boyunca hep hicret halinde, bir "Hicret" toplumu olmuşlardır.

Hicret toplumunda, Global toplumda olduğu gibi, sınırların önemi yoktur. Hicret toplumunda inananlar, bütün dünyayı fethedilecek, "Yeni Mekke"ler olarak görür. Onlar, bu vizyonla, Hicret'i izleyen yıllarda, Atlantik'ten Pasifik okyanusuna kadar toplumları "Ezan" da birleştirerek, tarihin akışını değiştirmiş. İlk Müslümanlar gibi, yeri ve zamanı gelince hicret etmesini bilen bir toplum, yerleşik toplumlardan daha canlı olduğu gibi, daha da güçlü olur.

"Tarım" toplumundan "Sanayi" toplumuna, "Sanayi" toplumundan da "Bilgi" toplumuna geçişin kaynağında "Hicret" toplumunun dinamikleri vardır. Çünkü, Hicret toplumlarının değişmez sınırları ve aşılmaz duvarları yoktur. Onlar kalelerle değil, sürekli hareket halindeki kervanlarla korunur. Kervanlar sularıyla çevrelerine hayat kazandıran nehirlere benzer, geçtikleri coğrafyaya ekonomik ve kültürel açıdan büyük bir canlılık kazandırır.

Türklerin göç kültürü, İslam'ın Hicret kültürüyle karışınca, Türk toplulukları, Asya'dan Avrupa'ya üç kıtaya büyük bir Hicret ülkesi olarak algılamış. Selçukluların dağılma, Osmanlıların kurulma döneminde Anadolu bir cihad beldesi olarak görülmüş. Bunun için İslam dünyasının düşünürlerinin uğrak yeri ve açık üniversitesi olmuş. Mevlana Asya'dan, İbn Arabi de Avrupa'dan Anadolu'ya gelerek, Konya'da buluşmuş. Konya Anadolu'nun Medine'sine dönüşmüş.

Onlar Selçuklular, Abbasiler, Kuzey Afrika ve İspanya'daki yönetimlerin parça parça olduğu, Kudüs'ün yeniden Hristiyanların eline geçtiği bir dönemde, Anadolu'ya gelerek, osmanlı oluşumunun altyapısını hazırlamış. Bu yüzden de, Osmanlılar, onların en büyük ve en güçlü varisleridir. Mesnevi ve Fusus, uzun "Osmanlı Barışı"nın temelini oluşturmuştur. Onların kurdukları duvarsız ve kapısız eğitim ve kültür ocaklarının izleyicileri İslam dünyasıyla birlikte Batı dünyasını da etkilemeye devam ediyor.

Müslümanların tarih içindeki dinamizmlerinin kaynağında "Hicret" toplumu olmanın getirdiği hareketlilik ve üretgenlik vardır.

Müslümanlar geçen yüzyılda Avrupa ya hicret etti. Yeni yüzyılda da Amerika'ya hicret edecekler.

Avrupa'da doğan çocukların yarısından fazlasının ismi Mehmet ve Ayşe'dir.


29 Şubat 2004
Pazar
 
NAZİF GÜRDOĞAN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED