|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Yalnızca fikrî tartışmalarda değil, fakat bir eylemin değerini belirlemede de, meseleyi temelinden -en dibinden- ele almak gerekiyor. Ancak bunu yapabilmek için o fikrin veya o eylemin bir ilkeye dayanarak icra edilmiş olması, önümüze bir ön şart olarak çıkıyor. Oportünist bir zihniyetle öne sürülmüş olan bir fikrin veya bir eylemin ilke temelinde ele alınması, meselenin tabiatına aykırı düşer. Şöyle ki, bir fırsatı değerlendirmek için "imal edilmiş" bir fikrin veya hayata aktarılmış bir eylemin, hangi ilkeye dayandırılarak değerlendirileceği hususunun kendisi bir soru halinde kalır. Yetkiyi kullanacak olan bir merci, bu yetkiyi kullanması hususunda sorumlu tutulmamış bile olsa, ortada ilkeye göre davranılmasını gerektiren bir mesele bulunuyorsa, o mercii temsil eden kişinin, sorumlu tutulacakmış gibi hareket etmesi, en azından bir ilkeye riayet çabası olarak değerlendirilebilir. Fakat o kişi, yetkisini, sorumlu tutulmayacağını da bilerek sorumsuzca tasarruf etmeye yeltenirse, ortada, ne ilkenin, ne ahlâkın, ne namusun sözünün edilebileceği bir zemin bırakılmış olur. O zaman, ortada, yalnızca oportünizme göre hareket eden kişinin kişisel ve keyfî tasarrufundan başka bir şey kalmaz. İşte tam da bu yüzden, dön dolaş aynı şeyi söylemek zorunda kalıyoruz: tartışmayı en temelinden ele almalıyız; tartışmaya en temelinden girmeliyiz, diyoruz. Ortada bir hukuk varsa, o hukukun da kendine özgü ilkelerinin bulunması gerekir. Ben burada, o hukukun hangi kültürün ürünü olduğu meselesini göz ardı ediyorum. Uygulanmakta olan hukuka göre bir meselenin ele alınması ve o hukukun ilkelerine göre o meselenin tartışılması gerektiğini söylüyorum. Ortada bir hukuk, belli bir mercie, belli bir tasarrufu ifa etmesi için bir yetki vermişse, bu yetki kullanılırken, o merci bu tasarrufundan dolayı sorumlu kılınmamış bile olsa, sorumlu bir merci gibi hareket etme zorunluluğunu hissetmelidir, diyorum. O merciin eline veya vicdanına bırakılmış olan yetkiyi kullanma inisiyatifi, hiçbir biçimde sınırlandırılmamış bile olsa, böyle bir yetki gene de keyfîliğe mahal bırakılmadan kullanılmalıdır. Ama bunun yapılabilmesi için, yetkiyi tasarruf edecek merciin, ilkeli olması ve ilkelere riayeti şiar edinmiş olması gerekir. Aksi takdirde ortada yalnızca sorumsuzca ifa edilmiş bir tasarruf ve tasarrufun sorumsuz sahibi kalır. Demek ki, bir meselenin en temelinden, en dibinden ele alınıp tartışılabilmesi bile, ortada bazı ilkelerin var bulunmasını gerektiriyor. Kendine tasarruf yetkisi bırakılmış olan merci veya kişi, kendini hiçbir ilke ile bağımla görmüyorsa, oportünizme veya pragmatizme göre hareket ettiğini söylüyorsa, bu durumda, bir meselenin temelinden tartışılması hususundaki bir ilke de berhava edilmiş olur. Böyle bir zeminde, anlamsızlık ve saçmalık bile nirengi noktasını kaybetmiş olur. Hukuk da, ilke de, bunlara bağlı olması gereken öteki her şey de, lâfügüzaf haline gelir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |