|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Yarın ele alacağım belediye başkan adaylarının mal beyanları konusunda elimde bulunan malzemeyi sizinle paylaşıp, "Bütün yapacağımız bu malzemeyi araya katacağımız elli sözcükle anlamlı bir yazı haline getirmek" desem, hatta o elli sözcüğü de tek tek versem, belli bir süre içerisinde üreteceklerimiz, bütün ortak noktalara rağmen, birbirinden farklı olmaz mı? Mutlaka farklı olur. İşte o aradaki fark yazarın üslubudur. Benzer bir durum yemekler için de söz konusu; aynı malzemeden yararlanarak masamıza ulaştırdığı yemeğin tadı her aşçıda farklı oluyor. Tıpkı, her yönetmenin, eldeki senaryodan isimleri önceden belirlenmiş aktörleri oynatarak perdeye yansıtacağı sinema filminin de başka bir yönetmenin eserinden farklı olduğu/olacağı gibi... Bernardo Bertolucci'nin bir eserini, diyelim 'Son İmparator'u veya şu sıralarda gösterime giren 'Dreamers' adlı yeni filmini Martin Scorsese çekseydi ne kadar değişik bir sonuç ortaya çıkardı, değil mi? Her yiğidin ayrı bir yoğurt yiğişi olduğu gibi, her aşçının, yazarın ve yönetmenin de farklı bir tarzı vardır... Şu sıralarda Türkiye'de 'Neredesin Firuze' fırtınası esiyor. 'Pop-Star' yarışmasının iki ayrı koldan televizyonları teslim aldığı günümüz ortamına 'cuk' diye oturan bir film bu. 'İstanbul Plakçılar Çarşısı' çevresinde geçen, sesinin güzel olduğuna inanan şöhret heveslisi gençler ve onların doldurduğu kasetlerle köşeleri dönme hayalleri kuran müzik dünyasının iyi ve kötü niyetli unsurlarının ortak hayatlarından bir kesit sunuyor film. O renkli dünyayı âdet olduğu üzere bayağılaştırarak yargılamak yerine, masalımsı bir dille anlatıyor. Filmin bir oyuncusunun "Bu bir kült film olacak" sözü yüzünden değişik beklentilerle sinema salonlarına koşanlar vardır muhakkak. 'Kült' olmak bir yana, bu tür iddialara 'karşı' bir film bu. Yönetmen Ezel Akay, 'Neredesin Firuze' üzerinde öyle durmuş, neredeyse her karesini kılı kırk yaran bir anlayışla öyle planlamış ki, bu titizliği, kendisini, elindeki malzemeyi ekonomik kullanamama noktasına sürüklemiş. Filmin alışılmıştan daha uzun oluşu, büyük ihtimalle, yönetmenin her sahneyi ayrı sevmesinin ve vazgeçememesinin sonucu... Aralarda boy gösteren bir dönemin önemli şarkıcılarının okudukları şarkıları senaryodan bütünüyle çıkartabilirdi sözgelimi; ancak gittiğinizde göreceksiniz, o şarkılar ve şarkıcılardan yoksun bir 'Neredesin Firuze' müthiş eksik, müthiş boş kalırdı. Fellini-vâri düğün ve tv programı sahneleri daha kısa tutulabilirdi; ancak filmin o hoş akışı izleyicide hayal kırıklığına yol açacak biçimde zedelenirdi. Zihnimde filmi kare kare geriye sardım, kendi hesabıma atabileceğim pek bir yer bulamadım. Ezel Akay reklâm filmlerinin vazgeçilmez yönetmenlerinden olduğu için ben de bir önyargıyla gittim sinema salonuna; ancak en keskin mesajları saniyelerle anlatmaya alışmış birinin fuzuli cimriliği yerine, büyük bütçelerle çalışabilen bir reklâm filmi yönetmeninin cömert zenginliğiyle büyülendim: Cancanlı elbiseler, cafcaflı sahne düzenleri, gizemli ayrıntılar, daha iyi işlense daha da keyif verecek diyaloglar... Beyni de yüreği de ihmal etmeyen bir anlatım dili yakalamış yönetmen; kendi coşkusunu oyuncularına da aktarabilmiş... İzleyici eğleniyor, ama oyuncuların da oynarken eğlendikleri belli. Haluk Bilginer, hiç kuşku yok, ülkemizin en iyi sinema sanatçısı. Üzerine oturan rollerde, rol ne kadar zor olursa olsun, abartısız bir başarıyı yakalamayı beceriyor. 'Firuze'yi onsuz da, yerine bir başkasını koyarak da çekmek mümkün olamazdı. Daha önce nice filmde boy göstermiş Cem Özer bile, ilk kez 'Firuze'de usta oyunculuk düzeyini yakalıyor. Demet Akbağ'dan Janset'e uzanan zengin oyuncu kadrosu içerisinde, aksayan, takıma uyum sağlayamamış, "Olmasaydı daha iyi olurdu" dedirten kişi pek yok. Özcan Deniz bile, kendi başından geçen bir öyküye dayandığı bilinmese bile, "Sanki kendi hayatını oynuyor" dedirten doğallıkta bir oyun çıkartıyor... Ünlü bir sanatçı dostum, "Hadi, Firuze'ye gidelim" teklifimize hiç yüksünmeden olumlu cevap verdikten sonra, "Aslında filmi dün izlemiştim, ama ikinci kez görmeye değer" şaşırtıcı itirafında bulunmuştu. Genellikle sanat çevrelerinde "Türk filmi" denildiğinde dudak büküldüğü halde... 'Firuze' kalıp kıran ve 'Türk filmi' kategorisine yeni bir düzey kazandıran değerde bir film gerçekten... Ankara'da çok sayıda sinema salonu işleten bir dostum, "İzleyiciyle birlikte salon sahiplerinin Türk sinemasına yaklaşımı da değişti" dedi bana. Eskiden çevrilen filmleri gösterebilecekleri salon bulmakta zorlanırdı sinemacılar, şimdi salon sahipleri 'Firuze' gibi filmleri havada kapıyor, esas parayı Türk sinemasından kazanıyorlar... Bu müthiş bir yenilik. Artık filmler büyük bütçelerle çevriliyor. 'Neredesin Firuze' için tam 1 milyon 750 bin dolar harcandığını duyunca şaşırmadım. Aslında, bir-iki zengin sahne dışında kapalı mekânlar kullanıldığından az masraflı sanılabilir bu film; oysa o bir-iki zengin sahne için en ince ayrıntılar ihmal edilmemeye çalışılmış, görkeme müthiş titizlenilmiş... Bana iki eğlenceli saat geçirttiği için de 'Firuze'den mutluluk duydum elbette, ama en çok sinemamız usta bir yönetmene daha kavuştuğu için sevinçliyim.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |