AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Aynalar yalan söylemez

Avrupa Konseyi'nin 'İlerleme Raporu', içerisine sokuşturulan gereksiz ve münasebetsiz ayrıntılar yüzünden, her kesimden haklı tepkiler çekiyor; yine de bugüne kadar fazla üzerinde durmadığımız 'gerçeklerimizi' yüzümüze vurması bakımından rapora gösterilen tepkiler bile önemli. Rapor kendilerinden 'azınlık' olarak söz etmeseydi 'Alevi' vatandaşlar "Biz azınlık değiliz" tepkisini vermez, bizler de konu üzerinde düşünme zahmetine katlanmazdık.

Ancak, gördünüz, dün burada "Azınlık değil, tamam, ama 'ne'?" diye sorma ihtiyacı duyduk. Bize ulaştırılan çoğu olumlu tepkiler sayesinde de, bu konunun, toplumun derinliklerinde ne denli sarsıntılar yaratmaya aday olduğunu bir kez daha anlama fırsatı bulduk...

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın son zamanlarda konuya biraz daha yakından eğildiği fark ediliyor. Devletin anayasa ve yasalarla çizdiği sınırlar içerisinde kalmakla yükümlü bir kurum Diyanet; bu sebeple kurum içi arayış ister istemez mevcut mevzuat sınırları içerisinde kalmak zorunda. Oysa, sıkıntı kaynağı olan da o dar sınırların varlığı; bugünkü Diyanet yönetimi varolanı biraz esnetmeye hazır görüntüsünü verse de, bundan daha ötesini bürokrasiye yol haritası sağlaması gereken siyasî kadrolardan bekleyebiliriz.

Geçmişte biraz zordu, ancak bugünün ortamında bu konuyu da her türlü kısıtlayıcı duygulardan uzak bir rahatlık içerisinde tartışabiliriz. Türkiye'de kendilerini 'Alevi' olarak adlandıran, inanç esasları ve ibadet tarzları farklı insanlar var. Geçmişte, anlaşılabilir sebeplerle farklılıklarını fazlaca ortaya dökmemeyi yeğleyen Aleviler, bir süreden biri, varolan farklı 'kimlikleri' ile toplumda yer alma gayretindeler.

Konunun daha çok üzerinde durulan yönü 'dinî' özellikleri; 'İslâm-içi' bir farklı yorum, bir tarikat veya cemaat olarak mı kabul etmeliyiz Alevileri, yoksa bazı dernek yöneticilerinin iddia ettikleri gibi 'İslâm-dışı' bir inanış olarak mı? Bu soruya verilen cevapların onlarca versiyonu bulunuyor. Uzun yıllar üzeri örtülü bırakılmış 'inanca ait' bir sorunun bir çırpıda çözülüvermesi esasen beklenemez; daha çok ve derinlikli tartışmalara ihtiyacımız olduğu kesin. Bunu da, bugüne kadar olduğu gibi, devletin bir organının tepeden giydirdiği bir kimlik dayatmasıyla gerçekleştiremeyiz.

Aslında bu konuda kapsamlı tartışmalar sonunda bulunacak 'mâkul formül' ile sağlanacak rahatlama, ülkede 'din ve vicdan özgürlüğü' alanındaki başka darboğazların aşılması için de bir 'anahtar' teşkil edebilecek. Türkiye'de dengeler, rejimin kendisi 'Sünnî özellikli' olarak korunurken çoğunluğun dindar kimlikleriyle iktidardan uzak tutulması üzerine oturuyor... 'Lâiklik' eksenli tartışmaların temelinde de, bu yüzden, rejimin 'dinî' rengiyle uyumlu iktidarların, oylarıyla o iktidarın işbaşına gelmesini sağlayan kitlelerden farklı olanlar için bir 'tehdit' oluşturabileceği kuşkusu yatıyor. Aleviler, hiç de haksız sayılmayacak sebeplerle, kendi üzerlerinde hissettikleri mânevî baskıyı, 'Alevi' kimliğini resmen tanımayan sistemin kendilerinden farkı olanlar üzerinde yasaklar aracılığıyla uygulamasını bir 'emniyet kilidi' olarak görüyorlar.

Dinî yön elbette önemli, ancak konunun toplumsal boyutu da ihmale gelmez. Vaktiyle daha çok kırsal kesimde yoğunlaşan Aleviler, hızlı kentleşme sonucu, epeydir ülkenin her yerindeler. Hemen her alanda yoğun biçimde temsil ediliyorlar; ancak 'Alevi' olarak tanınmak isteyenleri bu kimliklerini kullanamamaktan şikâyetçi... Öyle bir kimliğin resmen tanınması belki 'Aleviler' için daha büyük kişisel dertlere yol açacak; fakat konunun enine-boyuna tartışılmaması, muhtemel sıkıntıların ele alınmasını da engelliyor.

Elimizde bu kapsamlı sorunun kısa yoldan çözüm anahtarı yok, kimsenin yok; ancak asırlardır beraberce yaşayan ve bundan sonraki asırlarda da beraber yaşayacak insanlar olarak, rahat ve huzur içerisinde ömrümüzü sürdürmemizi sağlayacak formulü de beraberce arayabiliriz. Neden olmasın?

'AB İlerleme Raporu' ayrıntılarına inildiğinde kasıtlı ve kötü niyetli yönlere sahip olabilir, ancak gerçekleri bütün çıplaklığıyla görmemize yarayan bir aynayı yüzümüze tuttuğu için sevinebiliriz.


12 Ekim 2004
Salı
 
FEHMİ KORU


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED