AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Madem sadece AB ile demokratikleşilebiliyor...

Türkiye bir kez daha arkasında Avrupa Birliği itici gücünün bulunduğu önemli bir demokratikleşme adımını atıyor. Yeni tasarı ile epeyidir zaten parça parça değiştirilen Türk Ceza Kanunu geliştirilip, güncelleştiriliyor. Türkiye için AB sürecinde tarihin en kritik İlerleme Raporu'nun yayınlanacağı 6 Ekim öncesi, yeni TCK son ve en önemli uyum belgesi olacaktır. Meclis, daha önce, özellikle ifade özgürlüğüne tekabül eden 159 ve 312. maddelerin değiştirilmesi ile sergilenen iyi niyet gösterisini ay sonuna kadar tamamlayacaktır.

TCK Tasarısı etrafındaki gelişmeler, ülkede sistemin ancak AB motivasyonu ile demokratikleşmeye açık olduğunu bir kez daha teyid etmektedir.

Ak Parti, tasarının komisyon CHP'nin toplantıları boykot etme ihtimalini de hesaba katarak sürecinde büyük bir titizlik ve ince siyaset göstermek zorunda kalmıştı. Bugün ise iki parti tasarı üzerinde beklenmedik bir ittifak ilan ettiler. TCK gibi sistemin iskeleti sayılabilecek bir konuda ittifaka varılması bir siyasal uzlaşma ve işbirliği görüntüsünün ötesinde AB'nin ne denli büyük bir itici güç olduğunun da ispatı olmuştur. Yine iki parti arasındaki görünen en büyük uzlaşmanın 7 ve 8. AB Uyum paketlerinde yaşandığını hatırlamakta yarar vardır.

Buna karşılık Ak Parti, 2B olarak bilinen orman arazilerinin imara açılması konusunda ve YÖK Tasarısı'nda benzer bir ittifak sağlayamamıştı. Dahası, bu ittifak eksikliği nedeniyle süreci Cumhurbaşkanı'nın vetosundan sonraya da taşıyamamıştı. Yani hükümet, toplumun bütün kesimlerinin üzerinde değişikliği için hissedilir bir ittifak kurduğu YÖK konusunda siyasal açılımı gerçekleştirememişti. Sonuca ulaşılamamasının bir nedeni Ak Parti'ye yönelik kategorik itiraz ise, bir nedeni de YÖK'ün AB uyum sürecinde sonucu etkileyecek bir önemi haiz olmamasıydı.

Yani sistem, dışarıdan hissedilir ve etkin bir baskı gelmedikçe demokratikleşme adımı atma konusunda duyarsızlığını her fırsatta göstermektedir. AB denetimi dışında kalan birçok başka kritik temel hak ihlali de bunun göstergesidir. Demokratikleşme demek, pratikte buna konu olacak hususları AB paketlerine dahil etmekle eş anlamlı hale gelmiştir.

TCK, AB ilerleme planı içerisinde bulunmakla avantajlıdır.

Şimdi önemli olan, otokratik eğilimlerin sızacağı bir kapının bırakılmayacağı ceza kanunu hazırlayabilmektir. Bu tür zaaf noktalarının giderilmesi önemsenmelidir. Mesela, başlangıçta tasarının üzerine bir gölge gibi düşen "milli yarar" kavramının daraltılması bu çabaya iyi bir örnek olmuştur. Ya da "bazı kisvelerin giyilemeyeceğine dair" maddenin akıl dışı bir şekilde başörtüsü giyimine bile sınırlama getirmesinin de tasarıdan çıkartılması bir başka endişeyi bertaraf etmiştir.

Şimdi, tasarının önündeki en ciddi tehdit, ünlü 146. maddenin ruhuna tekabül eden Anayasa'yı ihlalle ilgili 309. maddedir. Bu madde üzerinden "ve"lerin "veya"ların egemenliğini kaldırmak lazımdır. Düşünceyi ifadede nasıl "eylem" şartı aranıyorsa, anayasayı ihlalde de "cebir ve tehdit"in aynı anda tahakkuk etmesi şartı aranmalıdır. Biri veya diğerinin yeterli görülmesi; TCK'yı belki yine bir kanun metni yapar ama hukuk belgesi olmasını engeller.

TCK, bir başka kanuna benzemeyen önemli bir markanın adıdır. İnsanların birbirleriyle ve devletle ilişkilerini düzenleyen; onları özendiren veya caydıran bir metnin adıdır.

Meclis'in önündeki tasarı bu yüzden sadece bir AB uyum eşiğini aşma aracı değildir. Önemli bir fırsattır.

Madem Türkiye, sadece AB eliyle demokratikleşip özgürleşebilmektedir; o halde bu fırsatları akıllıca kullanmak lazımdır.


1 Eylül 2004
Çarşamba
 
MUSTAFA KARAALİOĞLU


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED