AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Bu yargıyı AB'ye almazlar

Türkiye'nin Avrupa Birliği macerasının sonuna doğru yaklaştıkça, Türkiye'deki kurumların AB performansları da biraz daha önem kazanmaya başladı. Ecevit hükümeti döneminde başlayan 'AB uyum yasaları' AK Parti iktidarıyla birlikte adeta bir maraton koşusuna dönüştü. Demokratikleşmede 'devrim' niteliğinde adımlar atıldı. Hiç değişmeyeceğini sandığımız MGK Genel Sekreterliği sivilleşti, inisiyatif siyasal iktidara devredildi.

Gerek devlet kurumları, gerekse Türkiye Odalar Birliği, TÜSİAD, TESEV, Hak-İş, Türk-İş, Mazlum-Der ve İHD gibi sivil toplum kuruluşları AB konusunda harıl harıl raporlar hazırlıyor, zaman zaman da Avrupa başkentlerinde lobi faaliyetlerinde bulunuyorlar.

Kısacası, toplumun bütün aktif ekonomik ve toplumsal merkezleri, Türkiye'nin demokratik dünya ile bütünleşmesi konusunda adeta bir seferberlik yürütüyor.

Hatta bugüne kadar, Avrupa Birliği'ne girişin önünde bir engelmiş gibi algılanan ordu "tabuları yıkıyor" ve son derece çağdaş bir yaklaşımla toplumun önüne bir "Avrupa vizyonu" koyuyor. Örneğin, Genelkurmay Başkanı Özkök geçtiğimiz hafta içinde gazetelerde yer alan, "Türkiye sevgisi en çok TSK'da vardır diye bir anlayışa katılmıyorum. TSK da eleştirilebilir" sözleriyle müthiş bir demokrasi örneği sergiledi. Belki de ilk kez bir genelkurmay başkanı, modern ve demokratik bir üslupla Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecine doğrudan katkıda bulunuyor. Özkök, bu sözleri yıllar önce kıyasıya savaştığımız ülkelerin kurduğu birliğe girme sürecinde söyüyor.

Özellikle, Avrupa Birliği'nin bugüne kadar Türkiye'ye ilişkin "askeri vesayet" dillendirmesi dikkate alındığında, Genelkurmay Başkanı Özkök'ün yaklaşımının önemi bir kez daha anlaşılacaktır.

Görüldüğü gibi, Türkiye bütün resmi ve özel kurumlarıyla birlikte Avrupa Birliği yolunda önemli işler yapıyor. Ancak bir kurum hariç... Maalesef Türk yargısı, bu Avrupa Birliği fotoğrafında henüz yer alamadı. Çünkü, özellikle yüksek yargı bugünlerde, bir bakıma Türkiye'nin "demokrasi rüyası" olan Avrupa Birliği ile ilgili değil, "Çakıcı" gibi alengirli işlerle uğraşıyor.

Anayasa değişiyor, yasalar değişiyor, evrensel hukuk insanlığın önüne yeni yorumlar koyuyor ama Türk yargıçları "tabuları" aşıp, modern dalga ile bir türlü buluşamıyor.

28 Şubat'ta "postmodern darbe" sürecini yaşayan Türk ordusu, AB rotasında modern bir görüntü sergilerken, yargı hâlâ 28 Şubat'ın "brifing mevsimi"nde yaşıyor.

Yargının, özellikle yüksek yargının dejenerasyonu Türkiye'nin AB yolundaki en ciddi engeldir. Muhataplarımızın sadece bu yüzden süreci tıkamalarını haklı kılacak talihsiz bir mazerettir. Yargı etiğine sahip olmayan isimler sadece kendilerini veya bağlı oldukları kurumları küçük düşürmüyor; aynı zamanda Türkiye'nin "hukuk devleti" kimliğine de açık ve görünür bir darbe indiriyorlar.

Türkiye, bu hukuk tablosuna rağmen AB yolunda büyük mesafeler alabilmişse bu, diğer kurumların gösterdiği üstün performansın yargıyı kamufle etmesinin payı büyüktür.


1 Eylül 2004
Çarşamba
 
MEHMET OCAKTAN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED