AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Dış dengeyi uzun vadede düşünmek

Türkiye'nin dış dengesi ile ilgili temel meselesinin sadece bir döviz olayından kaynaklanmadığını ve bu anlamda bir fiyat vakıasından ibaret olmadığını bu köşede defalarca dillendirdik. Bu ülkenin ekonomisi, dış kaynak ihtiyacı olmadan büyüyemiyor. Daha da önemlisi, ihtiyacı olan dış kaynağı ancak pahalı ve kısa süreli elde edebiliyor. Bunu da verimli ve döviz arttırıcı yatırımlarda kullanamıyor.

Geçmişte yaşanan istikrarsızlar ve enflasyonist ortam, ekonominin yapısal bozuklukları, finans kesiminin aracılık hizmetini etkin bir şekilde yapamayışı, içeride biriken tasarrufların büyük ölçüde kamu kesimi açıklarının finansmanı için kullanılması gibi sebepler, hem kaliteli ve uzun vadeli yabancı sermayenin ülkeye akışına sekte vurmuş, hem de ülkede üretici yatırımları verimsizleştirmiştir.

Neticede Türkiye'de tarımsal, sınaî ve hizmet üretimi, küreselleşen dünya piyasalarının gerektirdiği şartlara uyum sağlamakta zorlanmış hep. Prim yapan, yüksek marjlarla çalışan ve bir anlamda dünyanın iktisadi gelişiminde etkin olan sektörlere kolayca giremiyor Türkiye. Bunun yerine, artı değeri gerilediği için gelişmiş ülkelerin terk etmeye başladığı ve dünya çapında ciddi rekabetin olduğu sektörlerde at oynatmaya çalışıyoruz. Uluslararası bir reklâmasyon ve organizasyon tahayyülümüz ve imkânımız olmadığı için de, marka satamıyoruz. Rekabet avantajımız sadece düşük reel ücretler sebebiyle nispi bir fiyat avantajından öte geçmiyor. Bunu da Çin gibi ülkelerin rakibimiz olması ve TL'nin değerlenmesi gibi sebeplerle devamlı kaybediyoruz. Dahası, ülke içi üretim, uluslararası piyasalardan kalite olarak daha düşük, fiyat olarak daha pahalı ve/veya teknik açıdan yetersiz kaldığı için, dış ticarette etkin olduğumuz tüm sektörlerde de ciddi anlamda ithalata bağımlı yaşıyoruz.

Son günlerde artık iyice gündeme oturan cari açık meselesinin temelinde bunlar var. Şüphesiz ki, son bir yılda eğer döviz kurları peyderpey yukarı çekilseydi, reel faizler de daha düşük seviyelere yerleşseydi, kısa vadeli sermaye hareketlerine karşı tedbirler zamanında alınsaydı, bankaların ellerinde biriken fonları tüketici kredileri yerine yatırıma yöneltebileceği ortam hazırlansaydı, bugün cari açığın en azından tüketimden kaynaklanan kısmını sineye çekmek durumunda kalmamış olacaktık. Muhtemelen enflasyon bu kadar hızlı gerilemeyecek, büyüme de daha yavaş olacaktı. Şu aşamadan sonra bu adımları atmak, bugüne kadar açığı finanse etmiş olan sıcak paranın hareketlenmesine sebep olabileceği için zor, ama yine de gerekli. Bu tedbirler, IMF ve AB sürecinde uyumlu ve olumlu gelişmelerle birlikte Türkiye'yi mevcut tehditten kurtarmaya yetebilir.

Ancak sonuçta, Türkiye'nin dış denge sorunu hallolmuş olmayacak. AB'den tarih almamız da tek başına bu meseleyi ortadan kaldırmayacak. Bu ülkenin ekonomisini ihya etmek istiyorsak, istikrar, piyasa güveni ve kısa vadeli tedbirlerin ötesine uzanıp orta ve uzun vadeyi kucaklamamız gerekiyor.

Ekonomik koordinasyonu bile hakkıyla yapamayan ve kâle almayan anlayışımız, ekonomik vizyon konusunu aklında dahi getirebilmiş değil.


1 Eylül 2004
Çarşamba
 
MELİKŞAH UTKU


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED