|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Sayın Gündüz Aktan'ın Radikal'de yayımlanan 23 Eylül 2004 Perşembe tarihli yazısında söylediklerini de 'bilgi' ve 'yorum' arasındaki nisbet bakımından ele almak mümkün. Açıkça ifade etmek gerekirse, kendileri, tahkik etmek imkânından yoksun oldukları bilgi parçacıklarını, daha sağlıklı yorumlara ulaşmak için genişletmeye veya geliştirmeye çalışmak yerine, onları kullanmayı (!) tercih etmekten memnun görünüyorlar. Ne düzeyde olursa olsun eldeki bilgileri, önceden verilmiş birtakım yargıları desteklemek veya sabitleşmiş görüşlerimize tarihsel renkler katmak için 'kullanmak' başka, bugünü anlamak için geçmişi bilmeye, geçmişten istifade etmeye çalışmak çok daha başka bir yöntemdir. Sayın Altan'ın, üzerinde durduğu meselelerin veya bu meseleleri açıklamak sadedinde öne sürdüğü yargıların beni pek alâkadar ettiğini doğrusu söyleyemem. Ancak kendilerinin, görüşlerini temellendirmek için fevkalâde özensizce 'kullandığı' fikrî, siyasî ve tarihî malzeme, bu malzemeyi seçme ve yorumlama tarzı, hepsinden önemlisi aslında biraz titiz davranılması halinde ziyadesiyle yararlı bir tartışmaya kapı açabileceğini umduğum irtibat modelleri, herhalukârda dikkat ve ilgiyi hak ediyor. - "Bu soruna her zamanki gibi, salt Aydınlıkçı laik açıdan yaklaşabilir ve dinin çağdışı niteliklerinin terk edilmesi gerektiğini söyleyebiliriz." Bu da elbette bir yaklaşım tarzı ve fakat sayın Aktan, dikkatimizi başka bir yöne çevirmemizi istiyor bizden. - "Önemli olan amaç. Yani Cumhuriyet ile dini inanç sistemimizi günün şartlarında bağdaştırmak; toplumu çağdaşlaştırırken demokratikleştirmek ve geçmişten gelen sağlam etik değerleri güçlendirmek. Bunun için İslam'ın ilk üç yüzyıllık oluşum (formative) tarihine bakmak lazım." Niçin ilk üç yüzyıllık oluşum, işte burasını anlamak mümkün değil. Köken kazıcılığı yapmak başka birşey, bugünden geçmişe sıçramalar yapmak suretiyle yaklaşmaya çalışmak, çok daha başka birşey! Aradaki asırları ne yapacaksınız? Varsayalım ki sıçradınız ve 12 yüzyılı atladınız, geriye, tekrar bugüne nasıl geleceksiniz? Yaklaşık iki asırdır, İslâm dünyasının sözümona düşünürleri bu sıçrama yöntemini kullanıyorlar ve geçmişe, ancak bugünden alıp oraya götürdüklerini tekrar geri getirmek amacıyla başvuruyorlar. - "O dönemin dini ekollerine mensup kişilerin, hayatlarını da tehlikeye atarak yaptıkları muhteşem entelektüel mücadele, Sünni İslam doktrininin oluşmasını sağladı. Şimdi bizim önümüze çıkan birçok sorunun çözümü bu birikimin içinde yatıyor." Sayın emekli Büyükelçi'nin hem fikrî, hem de siyasî mirasımızı anlamak bakımından Selçuklu ve Osmanlı tecrübesini bu denli ıskalamasına yol açan sebep şayet bilgi yetersizliği değilse, o halde nedir? "Sıçrama yöntemi", ne bilimsel, ne de verimli bir anlama tarzıdır. Bilâkis bu yöntem, tarihimizin en zengin asırlarını, yani Selçuklu ve Osmanlı asırlarını paranteze almak yönündeki Batılı çabaların kullandığı bir aldatma mekanizmasından ibarettir; bu devirlerin kendilerine "Kayıp Halka" (el-Halkatu'l-Mefkude) olarak benimsettirildiği çağdaş Arap entellektüllerinin yakalandığı tuzağa yakalanmaktır. [Nitekim bu tuzak, yeni çıkan "Keşf-i Kadîm" adlı eserimizde yeterince tasvir edilmiştir.] - "O dönemin sadece Mutezile değil, tüm düşünürleri klasik Yunan görüş ve yöntemlerini, taklit etmeden özümsediler ve kendi amaçları doğrultusunda olağanüstü bir başarıyla kullandılar. Bugün biz Yunan klasiklerini genel bilgi sahibi olmak için okumanın ötesine gidemediğimizden, düşünce hayatımız sığlıktan kurtulmuyor." Eh burası biraz doğru. Peki şurası: - "Kısaca Türk toplumu din kökenli sorunlarının çözümünü, Sünni doktrine hâkim olan Hanbeli çizgisindeki Eşari ile Hanefi-Maturidi arasındaki görüş farkları bağlamında irdelemeli." Sayın Aktan'ın bilgileri sadece yetersiz ve elverişsiz değil, aynı zamanda yanlış da. - "Böyle bir tecdit akımı, Selefi (Wehabi) yaklaşımın tümüyle terk edilmesini gerektiriyor. 'Hüküm Allah'ındır', tekfir, takiye, iç hicret ve küçük grup aracılığıyla kurtuluş orijinal Harici kavramları. Ve Haricilik Sünni İslam'da mürtet bir akım. Bununla ne demokrasi olur ne de çağdaşlaşma." Vehhabî sözcüğünün 'w' harfiyle yazılmasını, işaret ettiğim zaaflara bir 'delil', hatta 'karine' olarak kullanmayacağım; zira artık böyle şeyler beni şaşırtmıyor. Lâkin söylemem gerekirse, İslâm siyaset ve fikir akımlarına ilişkin yorumlarda bulunmak veya sırf iktidar partisini eleştirmek için her halde magazin tarihçiliğinden fazlası gerekiyor. Ansiklopedi karıştırır gibi 'rapor' (!) türünden birkaç kitap karıştırıp çağdaş müslüman gruplarının hususiyetlerini, tarihe irca etmek için kişinin dersini biraz daha çalışması gerekmiyor mu? Okuru etkilemek başka, bilgilendirmek başka. Herhangibir ciddî tedkike dayanmaksızın beylik kavramlar aracılığıyla güncel siyaseti değerlendirmek, siyasetten ve siyasî eleştiriden çıkarları olanlar için belki sonuç alıcı olabilir. Fakat bu strateji, bu toprakların çocuklarının kendi tarihlerinden, kendi ilim ve irfan miraslarından istifade etmelerini engelleyecek tarzda yürütülüyorsa, hiç değilse ilim ve fikir adına susmamak gerekir. Selçuklu ve Osmanlı asırlarının mahsulü olan Kelâm, Felsefe ve Tasavvuf mirasımız, hakikaten bugünü anlamak ve yorumlamak isteyenler için fevkalâde elverişlidir; yeter ki önyargılarımızı biraz hesaba çekebilelim, yeter ki biraz olsun bu memleketin insanının inançlarında -ne mutlu ki hâlâ yaşamakta olan- o zenginlik ve derinliği farkedebilelim. Görmüyor musunuz, İstanbul ayağımızın altından nasıl da kayıyor?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |