AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Anlamak mecburiyetindeyiz

Bugünkü konumuz yine, Başbakan Erdoğan'ın Brüksel öncesi ve sonrasında ortaya koyduğu iki farklı politikanın nedenlerini anlamaya çalışmak... Meseleyi uzattığım yönünde bir yargıya kapılmayın lütfen çünkü böyle bir niyetim kesinlikle yok. Tabii ki ben de, "sonuç itibariyle" meselenin çözülmüş olmasından memnunum. Ama bu yeter mi? Son bir haftada olup biteni anlamak mecburiyetinde de değil miyiz? Eğer AB'den de önce kendimizi ciddiye alıyorsak anlamak mecburiyetindeyiz. Yoksa her işte olduğu gibi bu işte de kendimizi aldatmış oluruz.

Hem bakın Başbakan hâlâ, zinanın ceza yasasına girmesini protesto eden (ve kadınların taşıdığı) bazı pankartlardan "Bu ahlak değerleri içine sığmayacak pankartlara ben Türk kadını adına alkış tutamam, evet diyemem" diye söz etmiyor mu? Burada anlamaya mecbur olduğumuz husus da şudur: Doğru dürüst memleketlerde başbakanların hoşlarına gitmeyen pankartlar hakkında bu derece ("ahlak değerlerine sığmayacak..") ağır bir dille açıklama yapmaları, "kriter" belirlemeleri âdetten midir? Benim bu son çıkıştan anladığım şudur: Başbakan "ahlak" meselesini de hükümetin işleri arasında görmektedir. Yani AKP Hükümeti toplumun "refah ve hürriyet" içinde yaşamak için gerekli düzenlemeleri yapmakla yetinmeyerek, "yurdum insanı"nın ahlaken kendi koyduğu ölçüler içerisinde "iyi" olmasını da sağlayacaktır... Bir hükümet programı için fazla "yüksek çıta" değil mi?

Dediğim gibi, meseleyi uzatmak gibi bir niyetim yok; sadece olup biteni anlamak mecburiyetinde olduğumuzu hatırlatmak istiyorum. Hürriyet'ten İlter Türkmen'in şu değerlendirmesine tabii ki ben de katılıyorum:

"Neyse, basiret sonunda her iki tarafta da galip geldi ve AB ile güven bunalımı aşıldı."

Türkmen'in bu cümleden hemen önce çizdiği şu çerçeveyi de unutmadan tabii ki: "Zinayı suç saymak gibi bir niyetin hiç olmadığını ileri sürmek, kamuoyunun sağduyusuna saygıyla bağdaşmaz. Sadece Başbakan ve AKP içinde bir grup değil, CHP de açıkça zinanın suç sayılması görüşünü benimsedi; fakat CHP sonradan çark etti."

"Anlamak mecburiyetindeyiz" demiştim. Son bir hafta içinde oradan buraya nasıl gelindi?

Hatırlayanlar vardır, dünkü yazımda Ömer Lütfi Mete'nin "fikir babası" olduğu tezden özellikle söz etmiştim. Bu tezi merkez alan çeşitlemelerin varlığından da... Fakat dün aynı çerçevede geliştirilen yepyeni bir tez ile daha karşılaşmayayım mı?

Bu yeni tezi ortaya atan Tercüman'dan (Ilıcaklar) Murat Çelik. Tezin adı da şöyle seçilmiş: "Zina krizinin perde arkası". İyi seçilmiş, okuyana "Hadi bakalım nihayet!" dedirtecek bir başlık. Nitekim ben de üşenmedim ve Çelik'in kaleminden çıkan bu yeni tezi baştan sona okudum. İsterseniz gecikmeden edindiğim izlenimi aktarayım: İnanılır gibi değil, müthiş bir "perde arkası" hikayesi!

Vaktinizi fazla almamak için tezin özetini vereceğim: Bir buçuk-iki ay önce, Başbakan'ın makamında yapılan ve hükümetin bazı üyelerinin katıldığı bir toplantıda, Adalet Bakanı Cemil Çiçek, Erdoğan'ın "zinanın suç kapsamına alınıp alınmaması" yönündeki düşüncesini sorar. Başbakan, bu konuda AB ülkelerindeki uygulamaları bilmek istediğini söyler. Çiçek'in cevabı şöyledir: "AB üyesi dört ülkede zina suçtur." Başbakan da bu cevap üzerine "O zaman bizde de böyle olmasında bir sakınca yok" der ve bu kararının hemen arkasından da görüşünü kamuoyuna açıklar... Ama çok kısa bir süre sonra, ortaya bambaşka bir gelişme çıkmıştır: Başbakanlıktaki toplantıya katılan bir bakan eylül başında Hollanda'da resmi temaslar yaparken söz "zina"dan açılıp da "Biz de aynen dört AB ülkesinde olduğu gibi zinayı ceza yasası kapsamına alıyoruz" der demez muhatabı olan Hollandalılar "Böyle bir şey yok. Bu yanlış bilgiyi size kim verdi bilmiyoruz ama, bize zinanın suç olduğu bu AB üyesi dört ülkeyi söyler misiniz?" diye kükremezler mi? Hollanda'daki bakan ne yapsın, bu "dört ülke"nin kimler olduğunu öğrenmek için o da açar telefonu Cemil Çiçek'e. Hayret, bu kez Adalet Bakanı da tereddüt etmektedir, "Bu yöndeki bilgilerin henüz kesinlik kazanmadığını" söylemekle yetinir...

Görüyorsunuz, "masal" gibi bir şey.... Başbakan Erdoğan'ın yanlış bilgi ile yanıltıldığının, kendisine verilen bilgiler doğru olsa ortaya hiçbir tartışmanın çıkmayacağının, "kriz"de bütün sorumluluğu Adalet Bakanlığı'nın ellerindeki bilgilere bir türlü kesinlik kazandıramayan bürokratların taşıdığının tatlı tatlı anlatıldığı bir "masal" bu.... Masalcının gözünde hiçbir şey ciddiye alınmayı haketmiyor. Ne siyaset, ne siyaset-toplum ilişkisi, ne siyaset-ahlak ilişkisi/ilişkisizliği, ne AKP-ahlak-siyaset ilişkisi, hiçbiri... Hiçbiri olması gerektiği gibi, hakettikleri gibi düşünülmemeli, tartışılmamalı, ilişkilendirilmemeli... Olup bitenler illâ ki basit, yüzeysel, "masalımsı" bir plana çekilmeli...

Soru: Başbakan -Brüksel öncesi- "zina"nın ceza yasasında yer almasında niçin ısrar etti?

Cevap: Amma da basit bir soru; tabii ki kendisine bu uygulamanın dört AB ülkesinde de bulunduğunun bildirmesinden ötürü!

Sizi bilmem ama olup bitenin bu türden "nedensellik" ilişkileri içinde açıklanmaya çalışılması, bende "ciddiye alınmadığımız" duygusunu uyandırıyor.


26 Eylül 2004
Pazar
 
KÜRŞAT BUMİN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED