AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
K R O N İ K  M E D Y A
MİLLİYET YAZARLARI ISRARLI:
Bundan iyi 'yol haritası' mı olur?

Milliyet'in (hem de "sadece 30 kupona") yeni öğretim yılında öğrencilerin kullanımına sunmak için harıl harıl basmakta olduğu "100 Temel Eser için rehber kitap"ı... Gözümüzü tam da AB'den gelecek cevaba diktiğimiz şu günlerde karşımıza çıkan orta sıklette bir skandal bu... Verheugen işitmesin, çünkü eğer işitirse "Siz kendi temel eserlerinizi nasıl okutursanız okutun ama AB topraklarından çıkan yazarları öğrencilere 'hap' olarak yutturmaya çalışmak da Kopenhag Kriterleri'ne aykırıdır!" diye araya girmesi kuvvetle muhtemel...

İsterseniz meseleyi çerçeveyi biraz büyüterek ele alalım: Hatırladığınız gibi üniversiteye giriş sınavları teke inmeden önce adaylar "bilgi ağırlıklı" bir sınavdan daha geçirilirdi. Doğal olarak "Edebiyat" bilgileri de yoklanan bilgiler arasındaydı.

İşte "bilgi ağırlıklı" bu sınavlardan birinde karşımıza çıkan soruda adaydan "beş seçenek" içinden Tolstoy'un yazmadığı (Dostoyevski'ye ait) bir romanın adının bulunup işaretlenmesi isteniyordu.

Takdir edersiniz ki, saçma sapan bir soru ile karşı karşıyaydık. Nitekim o yıllarda (10 yılı çoktan geçmiştir) bu işlere kafası bozulan birisi adayların böyle manasız sorularla sınanmasını şöyle eleştirmişti: "Bunun (bu soru ile adayı sınavdan geçirmenin) anlamı, yararı, beklentisi ne olabilir? Siz zaten hiçbirinin kapağını kaldırmadınız. Beşinci romanın da Tolstoy'a ait olmasının ne gibi bir mahzuru var?"

Bildiğiniz gibi, iş dönüp dolaşıp "roman özeti" meselesine gelince, akla gelen ilk hikaye muhakkak ki Woody Allen'a aittir: "Hızlı okuma" yöntemiyle Tolstoy'un Harp ve Sulh'unu "okuyan" Woody Allen'a sorarlar:

- Nasıl buldun romanı, nelerden söz ediyor?

- Hızla okudum ve bitirdim, olay Rusya'da geçiyor!

VERHEUGEN İŞİTMESİN...

Evet, Milliyet'in (hem de "sadece 30 kupona") yeni öğretim yılında öğrencilerin kullanımına sunmak için harıl harıl basmakta olduğu "100 Temel Eser için rehber kitap"ının "teorik" arka planı böyle....

Gözümüzü tam da AB'den gelecek cevaba diktiğimiz şu günlerde karşımıza çıkan orta sıklette bir skandal bu... Verheugen işitmesin, çünkü eğer işitirse "Siz kendi temel eserlerinizi nasıl okutursanız okutun ama AB topraklarından çıkan yazarları öğrencilere 'hap' olarak yutturmaya çalışmak da Kopenhag Kriterleri'ne aykırıdır!" diye araya girmesi kuvvetle muhtemel...

Milliyet'in bu "kültür hizmeti"ni 'hapçılık" çerçevesinde ifşa eden köşe yazarının Ahmet Kekeç olduğunu hatırlıyorsunuzdur. Kekeç, "Kitap okumayın, hapı çıktı..." başlıklı yazısında bu "kültür hizmeti"ni bakın ne güzel özetliyordu: "Öğretmen ödev mi verdi? Kitapçı kitapçı dolaşıp, örneğin Yusuf Atılgan'ın 'Anayurt Oteli'ni aramanıza gerek yok; açıyorsunuz 30 kupona sahip olduğunuz 448 sayfadan oluşan '100 Temel Eser' adlı kitabı, Yusuf Atılgan bölümünü bulup romanın özetini bir güzel indiriyorsunuz. Çok basit. Hem sizi kitap okumak zahmetinden kurtarıyor, hem de 'beleş tarafından' ödevinizi yapmış oluyorsunuz."

MEHMET YILMAZ'A BİR KOLİ...

Şimdi de gelelim Milliyet yazarlarının gazetelerinin hiçbir fedakarlıktan kaçınmayarak AB yolundaki Türk çocuklarına armağan etmeye karar verdiği bu hizmeti "hafif" bulanlara yetiştirmeye çalıştıkları cevaplara: Görülen o ki, Milliyet gazetesi, genel yayın yönetmeninden başyazarına kadar bu iş için seferber olmuş durumda... Gazetenin 22 Eylül tarihli sayısında dört köşe yazarı Milliyet'in kültür hayatına yönelik bu büyük katkısını irdeliyor. (Bu son sözcüğü bugüne kadar hiç kullanmamıştık ama bakıyoruz da tam yeriymiş!)

Büyükten küçüğe doğru gidelim:

Mehmet Y. Yılmaz, Türk eğitim sisteminde on yıllardır var olan bu maskaralığı rasyonalize etmek için kitapla tanıştığı çocukluk yıllarına kadar gitmiş. "Babamın, Ankara'ya yaptığı bir iş gezisinin ardından Antalya'daki evimize elinde büyük bir koliyle girdiği anı dün gibi hatırlıyorum" diyor. Tabii ki tahmin ettiğiniz gibi; içinden futbol topu çıkması beklenen koliden bir sürü kitap çıkmıştır. Ve Yılmaz ve kardeşlerine de bu kitapları aralarında paylaşıp okumak düşmüş. "Jules Verne'in bütün eserleri ile başlayan kitap tutkum bir yıl içinde Rus klasiklerine yöneldi." Ne güzel; bir koli kitap bakın ne ufuklar açıyor...

İyi ama bu hatıranın "Milliyet'in kolisi"nden 30 gün sonra çıkacak olan "100 Temel Eser" ile ne ilgisi var? Yani ülkenin çocuk ve gençlerinin okuma isteği ve ihtiyacı aradan geçen şu kadar zaman içinde "bir koli kitap"tan "bir kitap"a mı düşmeliydi? Yılmaz kendisine şu soruyu da sormalıdır: Ankara'dan dönen babası elinde "bir koli" kitap yerine tek ciltlik "100 Temel Eser" ile dönse ve kardeşler bu tek kitabı aralarında paylaşarak okusalardı, "Rus klasikleri"nin tadına varabilirler miydi?!

İstersiniz yine Yılmaz'ın bir başka tespiti ile devam edelim:

"Kitap okuyucularının şu ya da bu nedenle bağlandıkları, hatta âşık oldukları kitaplar vardır. Kimi zaman romanların kahramanlarına bile âşık olabilir insan."

Çok doğru... Ama söyleyin lütfen; "kitap okuyucuları"nın "100 Temel Eser" gibi roman özetleri ile dolu bir kitabı okuyarak bir roman kahramanına aşık olması mümkün müdür?

İyi vallahi... Kendine "bir koli kitap", Türk Çocuklarına "bir koli özet"! Adalet bunun neresinde....

ÖZET 'ORTAK BELLEK'

"100 Temel Eser"in Güneri Cıvaoğlu'nu da çok heyecanlandırdığına şahit oluyoruz. Cıvaoğlu meseleye çok daha ciddi girmiş; "ortak bellek"den söz ederek. (Yapmayın yahu, "özet"in "ortak belleği" olur mu? Olursa da bu ancak "özet bir ortak bellek" olmaz mı?!)

Milliyet yazarı -yeri gelmişken- bir zamanlar yönetiminde olduğu gazetenin (o söylemiyor, belki de söyleyemiyor (!) ama biz hatırlatalım: Tercüman, hem de eskinin Tercüman'ı!) düzenlediği "1000 Temel Eser" kampanyasının nasıl 100 sayısını geçemediğini hatırlatarak, dizinin 100'lü rakamlarda kalmasını uygun görüyor. (Düşünün, eğer Milli Eğitim Bakanlığı sayıyı 1000 olarak belirleseydi, Milliyet'in "özetleme" işi de nasıl katlanacaktı.)

Cıvaoğlu, Milliyet'in "100 Temel Eser"ine getirilen "öğrencileri tembelliğe, hazırcılığa teşvik eder" eleştirisini de şöyle yanıtlıyor: "Türkiye'deki edebiyat öğretmenleri, bu açıkgözlülüğü yutacak ve Milliyet yayınındaki 3-4 paragraflık özetin öğrenci tarafından ödev kağıdına kopyalandığını, bütün ödev kağıtlarının aynı satırlarla oluştuğunu göremeyecek kadar geri zekalılar mı?"

Bize göre, Cıvaoğlu'nun edebiyat öğretmenlerine yönelik bu sözleri "maksadını" epeyce aşmış sözlerdir. Bu uzun cümlenin sonunda yer alan "göremeyecek kadar geri zekalılar mı?" ifadesi (niyet öyle olmasa da) çok uygunsuz kaçmış doğrusu... Çünkü biliyorsunuz, "kadar" edatının cümleye bu şekilde girmesi anlam "karmaşasına" neden olur; "kadar geri zekalı mı?" demek, cümlede işaret edilen "geri zekalılık"ı hepten ortadan kaldırmamaktadır. Aynen "o kadar hain mi?" gibi bir şey yani. Yani, "hain" ama "o kadar" değil gibi bir şey yani....

Cıvaoğlu'nun yazısının eleştirilere cevap veren faslı şu "sitem" dolu sözlerle bitiyor: "İşte Milliyet bu katkıda bulunuyor. Daha ötesini başka gazete yapabilir."

Ama biz Milliyet'in katkısının "az" olduğunu söylemiyoruz ki... Ayrıca bu yönde "daha öteye" giden katkıları isteyen de yok. Biz çok basit bir şey söylüyoruz: Milliyet'in bu katkısı az filan değil yanlıştır.

AŞIK VE GÜÇLÜ'NÜN KATKILARI

Sıra geldi Melih Aşık'ın "100 Temel Eser"e katkısına...

Aşık, meseleye bambaşka bir yönden girmiş: "Gazetelerin kitap ekleri de benzer işlev görmüyor mu? Ekler, piyasaya çıkan kitapların özetlerini vererek okurlarını seçim yapmaya ve o kitapları okumaya özendirmiyorlar mı?"

Milliyet yazarı sorusunu çok iyi formüle etmiş doğrusu.

İsterseniz bu iyi formüle edilmiş soruyu hep birlikte cevaplayalım: Hayır, gazetelerin kitap ekleri benzer işlev görmüyor!

Milliyet'in eğitim-öğretim işleri sorumlusu Abbas Güçlü'nün katkısını da unutmayalım. Güçlü gibi, sıfatı gereği bu konuda en ciddi açıklamaları yapması gereken bir yazar bakın neler diyor: "İstedik ki çocuklarımızın gözünü korkutmadan önce bu değerli eserleri kendilerine tanıtalım. Okuyup tadına vardıklarında zaten gerisi gelecektir. Edebiyat dergilerinde yapılan da bu değil mi? Üç beş sayfalık bir kitap tanıtımı, hiç aklınızda yokken, sizi o kitaba gönülden bağlamaz mı? O tanıtımı okuduktan sonra, soluğu kitapçıda aldığınız hiç olmadı mı?"(!)

Olmaz olur mu, tabii ki, hem de kaç kez.... Ama insaf, "edebiyat dergileri" ile roman özetlerinin toplandığı bir kitap nasıl karşılaştırılabilir? Hem sonra "Çocuklarımızın gözünü korkutmadan önce" de ne demek? Okullarda yaşanan korkulu "aşı kuyruğu"ndan mı söz ediyoruz, yoksa öğrencilerin önlerine açtıkları bir metin dolayısıyla kendilerini ve başkalarını keşfetmelerini mi?

Bu kadarı yeter herhalde... Ama isterseniz, noktayı kaymadan önce, Woody Allen'ın Harp ve Sulh'tan söz etmesinden esinlenerek biz de bir hikaye uyduralım:

Milliyet'in "kültür hizmeti" olarak 30 kupon karşılığında okurlarına dağıttığı "100 Temel Eser" adlı "rehber kitap"ta yer alan Yusuf Atılgan'ın Anayurt Oteli maddesini okuyan öğrenciye sormuşlar:

- Nasıl hoşuna gitti mi? Romanda nelerden söz ediliyor?

- Çok güzel, çok hoşuma gitti ve konuyu hemen kavradım... Romanda bir otelden söz ediliyormuş... (K.B.)


26 Eylül 2004
Pazar
 
YÖNETENLER: Kürşat Bumin
Alper Görmüş


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED