AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Kesintisiz Reji'den kesintisiz IMF'ye

Reel faizler yarıya indi, bu bir başarı. Fakat bu arada enflasyon da yüzde 40'tan yüzde 10'a geriledi. Yani iki yıl önce reel faiz, enflasyonun dörtte üçü kadardı, şimdi birbuçuk mislidir. Hasılı, kesintisiz Reji devam ediyor. İhale memurlarının hâlâ gözleri parlıyor, halka da bağrına taş basmak kalıyor.

Türkiye'de milli gelir 3-4 bin dolar, Amerika'da 30-40 bin dolar. Fakat Türkiye'de petrol daha pahalı. Niçin? Çünkü petrol fiyatının dörtte üçü vergi. Aslında yeni bir "Reji" siyaseti bu. Ağır vergilerle toplanan paralar, içeride ve dışarıdaki alacaklılara faiz olarak ödeniyor. Bu gidişle, çocuklarımız belki de petrol kullanamayacak!

Reji kelimesine yeni nesiller pek aşina değil. Oysa son dönem Osmanlı ekonomisini Rejisiz anlamak mümkün değil. 1881 yılı sadece Mustafa Kemal'in doğum yılı değil, ünlü Muharrem Kararnamesi ile Düyun-i Umumiye İdaresi'nin kurulduğu yıldır. Düyun-i Umumiye, devletin 'yerli' ve yabancılara olan borçlarına karşılık "rüsum-i sitte" denilen altı temel gelir kaynağına el koymuştu: Damga, müskirat, balık avı, tuz ve tütün resimleri, ipek öşrü. Tütün işi için iki yıl sonra Müşterek-ül Menfaa İnhisar-i Duhan-i Devlet-i Aliye-i Osmaniye namiyle ayrı bir şirket kurulmuştur ki buna halk arasında kısaca Tütün Rejisi deniliyor. Böylece tüttürülen her cıgaranın bedeli, devleti köşeye sıkıştırmış bulunan Galata bankerleriyle Avrupalı finansörlerin kasasına akıyor. Memlekette yetişen ve düşük bir bedelle kapatılan tütün, halka o kadar yüksek bir fiyatla satılıyor ki, Namık Kemal bir makalesine şu beyitle başlamak ihtiyacını hissediyor:

Tiryaki ah çeksin hasretle yana yana Üçyüz kuruş verilmez bir kıyyecik duhana

Reji'nin "en büyük âsar-i terakkiden (ilerlemenin eserlerinden) biri olduğunu" istihza yollu dile getiren şair, bu idarenin halka yük olmaksızın işleyeceğine dair resmî açıklamaları da mizahî tarzda eleştiriyor. Yazı şöyle noktalanıyor: "Reji kolcuları Rumeli devlet postasını bastılar, evrak-ı resmiye çantalarında tütün aramak istediler! Zannımızda hükûmetin her hal ve kârını nezaret altında tutmak terakki-i medeniyetin âzamı esbabı addolunuyor ya, bu muamele o maksad-ı âliye vüsul için bir mukaddeme değil midir? Mukaddeme olduğu teslim buyurulursa, dünyada bundan büyük vatanperverlik olur mu?" (Kısaca, hükümetin her işini gözlem altında tutmak medeniyetin ilerlemesinin en büyük nedeni sayıldığından, bu muamele o yüce amaca ulaşmak için bir giriş olacağından, dünyada bundan daha büyük bir yurtseverlik olur mu?)

Bu vatanperverlik ondokuzuncu asırla sınırlı kalmadı, 1920'lere kadar uzandı. Dış finansörler ve Galata bankerlerinin yönlendirmesiyle altın karşılığı iç borçlanma hızlandırıldı. Reji İdaresi de tütün ve sigara kâğıdı paketlerine iç borçlanmayı özendiren etiketler koymayı ihmal etmiyordu. Borçlanmayı halka mal etmek için afişler yapılıyor, filmler çekiliyor, şarkı ve marşlar besteleniyordu. Mahalle çocuklarının ağzından şöylesine tekerlemeler dökülüyordu: "Kaydıraktır kaydırak/ İçi altından varak/ İnanmazsan al da bak/ Kâğıt veren bu oyuna/ Altın çeker boyuna." Lazların kendi aralarında düzenledikleri bir tekerleme de şuydu: "İstikrazdır istikraz/ Bize derler yiğit Laz/ İstediğin kadar yaz/ Korkmayız, devletimiz/ Koca bir altın deniz." Bugün de devletinin koca bir altın deniz olduğunu düşünenler, düşen enflasyona rağmen reel faizleri enflasyonun birbuçuk misli bir seviyede tutmada ısrar ederek, borç yükünü her geçen gün ağırlaştırıyorlar. Son 15 yılda devletin iç borç tuzağına kıstırılmış olmasından ötürü reel faizler yüzde 40'lara kadar tırmanmış ve IMF'nin gözetimi altında modern mütegallibeye (ulusal ve uluslararası korsan sermayeye) takriben 120-150 milyar dolar arası bir "rant" ödenmiştir. AKP hükümeti reel faizleri yarıya indirdi (yüzde 30'dan yüzde 15'e). Bu bir başarı, fakat bu arada enflasyon yüzde 40'tan yüzde 10'a geriledi. Yani iki yıl önce reel faiz, enflasyonun dörtte üçü kadardı, şimdi birbuçuk mislidir.

Hasılı, kesintisiz Reji devam ediyor. Muhafazakâr, milliyetçi veya liberal etiketler taşıyan ihale memurlarının hâlâ gözleri parlıyor. Halka da bağrına taş basmak kalıyor.

Dördüncü papaz bulunacak mı?

- Alo, Sayın Horovitz ile görüşmek istiyordum.

Benim, buyrun.

- Merkez Bankası Başkanı Bay Horovitz siz misiniz?

İsrail Bankası desek...

- Banka bankadır. Mühim olan, sizin Poyktoanger bankasını iflastan kurtarmış olmanız, değil mi? Adım Ştoks. Holon şehrinden tesisatçı Ştoks. Başım dertte, Bay Horovitz.

Anlayamadım.

- İktisadî kriz beni yıktı, Bay Horovitz. Bir gün olsun doğru yoldan ayrılmadım. Birlikte çalıştığım müteahhitlere sorun, size "Ştoks dürüstlük abidesidir" diyecekler. Son günlerde kriz nedeniyle o kadar sinirliydim ki, bankaya büyük paralar sürmeye başladım.

Hangi bankaya?

- Vaksler ile oynarken. Biz her akşam oynarız. Dün mesela banka 1200 liraydı. Elimde üç papaz vardı. Düşündüm: Ülkemizde işsizlik var, yoksulluk var, o halde neden dördüncü papazı bulamayayım, değil mi? Fakat Vaksler "3 bin daha" dedi! Ştayner ve ortaklarının yatırdığı kaparoyu çıkardım. Bu parayı binanın boruları için almıştım. Başka türlü davranamazdım, elimde üç papaz vardı.

Bunun benimle ilgisi ne Beyefendi?

- Bu herkesi ilgilendirir Bay Horovitz. Bankayı 6 bin liraya yükselttim. Ama Vaksler'in elinde ne vardı biliyor musunuz? Üç as! Bütün param gitti. Hükümet öyle bir hava yaratıyor ki, insan işine dört elle sarılıp kendini tam veremiyor. Anlıyor musunuz?

6 bin lira dünyanın sonu değil.

- Evet ama bu yalnız dündü. Daha önceki oyunlarda müteahhitlerin verdikleri bütün avansları kaybettim.

Ne kadar?

- 26 bin lira.

Aferin sana. Müteahhitler ne diyor bu işe?

- Henüz bilmiyorlar. Aslında sizi bunun için aradım. Belki çok geç değil, yapılabilecek bazı şeyler var belki.

Ne yapalım Bay Ştoks?

- Para konusunda başımın derde girdiği duyulursa, herkes "Ştoks da böyle şeyler yapıyorsa, dünyada güvenilir insan kalmadı demektir!" diyecek. Halkın morali korkunç biçimde düşecek. Bütün Holon şehrinin ülkeden göç etmesini herhalde istemezsiniz Bay Horovitz. Biraz olsun sorumluluğunuzu bilin lütfen.

Sizin yaptıklarınızdan ben mi sorumluyum?

- Elimde üç papaz vardı... Müteahhitlere gidip her şeyden şahsen sorumlu olduğunuzu söylerseniz durum düzelebilir. Yoksa bağırmalar, çağırmalar, mahkemeler; kısacası skandal.

Bunu önceden düşünmeliydiniz.

- Öğüt değil yardım istiyorum. Atölyemi sizin veya eşinizin adına geçireyim. Bana 45 bin lira verin yeter.

Yanılmıyorsam şimdiye kadar 32 bin liralık bir meblağ söz konusuydu.

- Cumartesi de oynayacağız...

Yüzsüzlüğün böylesini hiç görmedim.

- Yüzsüzlük mü? Ne yüzsüzlüğü? Ştoks'un Poytoanger bankasından eksiği ne? Benim de onlar gibi başım dertte; olur böyle vakalar. Başımızda neden hükümet var? Ona niçin vergi ödüyoruz? Böyle durumlarda halk arasında paniği önlemek için.

Ama...

- Dinimi değiştirmemi mi istiyorsun?

Hayır, tabiî ki hayır...

- O halde bana sizin zırhlı arabayla para yollayın. Mümkünse 50 liralık banknotlar halinde olsun.

Parayı ne zaman geri vereceksiniz?

- Ne geri vermesi? Bu bir yardım değil mi?

Ne münasebet.

- Peki, ne yapalım. Sıkıştık bir kere. Pazar günü veririm. Cumartesi günkü oyunda dört papazdan aşağı bankayı yükseltmeyeceğim.

Bu bir çözüm yolu değildir Bay Ştoks.

- Peki, dört as olsun.


26 Eylül 2004
Pazar
 
MUSTAFA ÖZEL


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED