AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Kültür işi, "saplantım" oldu

Hani,o meşhur "Ecyad Kalesi" yıkımında, bizim medya'da bir feryad koptu ki, sormayın. Amma Suudî Yönetim, kulak asmadı ve kaleyi yıkıp, yerine ihaleyi kazanan şirket bir "kocaman otel" yapmaya başladı ve nerede ise bitirdi bile...

Ve aynı şekilde, on beş yıl öncesinde gittiğimizde, kalıntılarını gördüğümüz Şeyhülislam Arif Hikmet Bey Kütüphanesi'nin "Ravza-yi Mutahhara"nın sağındaki yerde, bu sefer, hiç bir eser yoktu.

Bina gitmişti. Orada bulunan binlerce matbu ve el yazma eser de, bir başka "kütüphane"ye nakl edilmişti. Amma, yeni kayıt işlemine başlarken, kütüphane müdürü, bağlı bulunduğu kültür değerlerinin bir kanıtı olarak, ne kadar "Sünnî ve tasavvufî el yazma eser" varsa, hepsini imha etmiş, kayıttan düşmüştür.

Ve şimdi öğrendik ki, adam felç olmuş, elleri kurumuştur.

Ve Harem-i Şerîf sükkânından dr.Necati Öztürk'ten öğreniyoruz ki, daha nice asar yeni bir yapılanma için, yıkılıp heba oluyormuş...

Kutsal topraklarda sürüp gelen bu zihniyete sorulduğunda, onların verdiği cevap, çok daha düşündürücü ve o derece de sorumluluk yükleyen bir yapıda olmaktadır:

" - Siz bize serzenişte bulunacağınıza, önce sizin eserleriniz ve kültür varlıklarınızı tahrip ve yağmadan kurtarınız... "

Şimdi bu cevap karşısında ne yapılır ki?

Gözünüzün önünden koca bir tarihî yağma gelip geçer, değil mi?

Tıpkı Arif Hikmet Kütüphanesi gibi, benim de ömrümün 40 yılını geçirdiğim Fatih'teki Ali Emirî Kütüphanesi'nin perişan hali, belgesel bir siname şeridi gibi, geldi geçti.

O aynen Ravza-yi Mutahhare'de Cenab-ı Peygamber'in kabrinin yanı başındaki binlerce yazma kitabın bulunduğu kütüphanenin akibeti diğer yüzlercesi gibi, Fatih'teki kütüphanenin de çok geçmez, yerinde ya bir maganda veya bir çobanın apartman veya hanının yükselmiyeceğini kim garanti edebilir ki?

O zaman düşündüm ki, önce kendimize bir çeki düzen verelim, tarihî ve kültürel mefahirimizi koruyup, ihya edelim ve ondan sonra eski topraklarda beraber yaşadığımız insanların tarihî mirasını korumada tavsiye ve destekte bulunmuş olalım...

Yoksa bu perişan halle, ne yüzle "kutsal topraklar"daki sakin yönetimin Avrupa hayranı şeyhlerine serzenişte bulunmuş olacağız...

Onun için bendeniz şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da, Fatih'deki Ali Emirî Kütüphanesei'nin ihyası ve yeniden eskisi gibi, oradaki el yazma ve matbu eserlerin tozlarını silip, gerekli gördüğüm çalışmaları yapmak üzere, her türlü yazıyı yazmak, her çeşit eylemi yapmakta kararlılık ve direnci göstermeye çalışacağım...

Artık, eski dinamizm ve hareketlilikte, kırk yıl öncesindeki eforu göstermem mümkün değil... Zaten, "eski dostlar" da kalmadı... Ya ötekeki aleme veya bir başka semte göçtüler...

Öyle ise, Suudîler karşısında, komik duruma düşüp, "Sultanahmet dilencisi" gibi el-aleme yalvaracağına, Kültür Bakanı Sayın Erkan Mumcu'dan bu işe bir "vaziyet" etmesini beklemiş olacağız.

Çünkü, Sayın Bakan'ın ANAP'tan gelen alışkanlıkları terk etmesi ve kabinesinde yer aldığı 59. Hükümet'in Başbakanı'nın yatırım, temel atma ve açılış programlarında takip ettiği "yöntem"e sarılması gerekmektedir.

Zira ki, "Osmanlı eserlerimizi yok ettiler, Vahhabiler kültürümüzü tahrip ettiler" gibi lafları edeceğine, önce kendi evlerinin yanında, mahalle ve kazalarının kültür mirası kalıntıları etrafında gereken çalışmayı yapmalıdır.

Yoksa, Rumeli Hisarı içinde yer alan yıkık mescidin mihrabı üstünde tepinip, yarım kalan minaresinin etrafında dolap beygiri gibi dolaşıp, sahne alanların gösterilerine aldanıp, yer almakla kültür ve sanata hizmet edilmez, sanırız...

Amma, "Yeni Şafak"ın yaptığı kültür hizmetlerinden son olarak, İbni Haldun'un "Mukaddeme"sini iki cild halinde vermesi, Kültür Bakanlığının görevlerini ne kadar ciddiye alması gerektiğine yeni bir ikazdır.

Hasılı, demek isteriz ki, şu kültür mirası ve el yazma eserleri korumada, gereken hassasiyeti göstermede, bendenizde "ide-fiks/saplantı" öyle bir payda oldu ki, gelip yârin hançeri gibi göğsümüze saplandı.

Bir gün, Ali Emirî Kütüphanesi önünde yığılıp kalmamızı istemiyorlarsa, şu Kültür Bakanı, bir an önce, tahribe yüz tutan kültür mefahirimizi kurtarmanın adımlarını atıp, bizim de gönlümüze su serpmiş olsunlar!...

Eğer, derseniz ki, "varak-ı mihr-i vefayı / Kim okur, kim dinler." O zaman da biz biliriz ne yapacağımızı...

Çünkü bu ülke hiç kimsenin değil, hepimizindir: Kültür değerleri ve varlıkları; kilise ve sinagogları, heykel ve resimleri, vazo ve sinileri, cami ve mescidleri, tekke ve bazilikaları... Kütüphane ve sebilleri ile...


www.sadikalbayrak.com

26 Eylül 2004
Pazar
 
SADIK ALBAYRAK


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED