AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Liberal - muhafazakar gerilimi

Tam anayasal bir suç işlemeyi göze alıp, "Artık seçimleri kaldıralım" diye yazacaktım. Çünkü anlamsızlaşıyor.

Türkiye'nin dünlerinde halk oyu ve sandık, kemalist laik seçkinler için çok anlam taşımıyordu, bazı şeyleri halka rağmen yapmak gerekti, 1946'dan sonra çok partili hayat kerhen benimsenmişti, demokratik zevahiri kurtaran görüntülerden ibaretti. Demokrasi "cici" diye niteleniyordu. O dönemde Batıcı çizgi oradaydı.

Şimdilerde AB ile ilişkiler bu defa liberaller ile elele, halk oyunu o seviyeye indirgiyor. Laik - kemalist kutsallardan AB kutsallarına... Liberal çizgi, farklı bir değer dayatma mekanizması haline geliyor. Halk iradesini ıskalamak, AB ile girilen yeni sürecin ayırdedici vasfı oluyor.

Böyle düşünüyordum.

Liberal demokrat çizgi, Cem Boyner'in Yeni Demokrasi Hareketi ile seçime girmiş, binde 48 oy almıştı, Liberal Demokrat Parti (LDP) olarak girdiği son seçimde ise ancak binde 28'de kalmıştı. İster siyasi felsefe deyin, ister kadro, seçimlerin bir anlamı varsa, liberal çizginin Türkiye'de karşılığı buydu.

Buydu ama, bu çizgi, Türkiye'nin demokratlaşmasının liberal çizgi ile muhafazakar çizginin işbirliği ile gerçekleştiğini düşünüyor, ve bu işbirliğinin halk oyunda var olandan çok artı bir ağırlık sağlaması gerektiğine inanıyordu. Üstelik, bu ağırlık sağlanmazsa, muhafazakarlık "ahali, köylü" hareketine dönüşürdü.

Ben bunları düşünürken, Taha Akyol'un dün Radikal'de Neşe Düzel'e verdiği mülakat yayınlandı. Taha Akyol'un değerlendirmesini birlikte okuyalım:

"Türkiye'de demokratların desteğini kaybettiğiniz zaman, sizi devletin müdahalelerine karşı savunacak felsefeyi de kaybetmiş olursunuz. AKP demokratların ve liberallerin desteğini kaybetmemeli. Türkiye'de demokratik gelişmeyi sağlayan muhafazakâr, liberal ittifakıdır. Muhafazakârlar olmadan liberaller güçsüz kalır. Liberaller olmadan da muhafazakârlar 'pusulasız' kalır. Menderes liberal aydınların desteğini kaybedince bir ahali hareketi durumuna düştü. Bir hareket ahaliye dayanır ama bir ülkeyi ahali yönetmez. Ahalinin seçtiği vasıflı insanlar yönetir. Adalet Partisi'nin handikapı da liberal desteği hiç sağlayamaması ve hep köylü kalması oldu. Erdoğan, demokratlara ve liberallare, onların toplumdaki ağırlığından daha fazla ağırlık vermek zorunda."

"Devletin müdahalesine karşı korumak... Pusulasız kalmak... ahali hareketi... ülkeyi ahali yönetemez... köylü kalmak..."

Bu sözcüklerin kodlarını tahlil ettiğinizde, kemalist kadroların yukardan aşağı reformlar mantığına benzer biçimde "Ülkeyi çarıklılar mı yönetecek?" gibi bir sonuca ulaşılır.

Taha Akyol'un, bu jakoben çizgiyi nasıl reddettiğini bilmesem, kendisinin liberalizm adına jakobenliğe yöneldiği kanaatine ulaşacağım.

Taha Bey, "Muhafazakarlar olmadan liberaller güçsüz kalır" derken, liberal çizginin halkta karşılık bulmadığını belirtmiş oluyor. Bu, seçim sonuçlarının da ortaya koyduğu bir gerçeklik.

Peki "Liberaller olmadan muhafazakarlar pusulasız kalır"ın gerekçesi ne?

Muhafazakarlık bir ahali işi, köylü çizgisi!!! Muhafazakarlığın bir siyasi felsefesi yok!!!

Bu bakış, şu sıralar, kendini "liberal" olarak tanımlayan epey bir insana egemen. AB şablonlarını da arkasına alan bu çevre, liberalizmin özüyle çelişen bir dogmatizme yönelmiş gözüküyor.

"AKP demokratların ve liberallerin desteğini kaybetmemeli... Erdoğan, demokratlara ve liberallere, onların toplumdaki ağırlığından daha fazla ağırlık vermek zorunda."

Taha Bey'in durumdan çıkardığı vazife bu. Bu vazifeyi anlaması için AKP ve Erdoğan'ın öncelikle muhafazakarlığın bir ahali ve köylü hareketi olduğunu, bir felsefesinin bulunmadığını, bu desteği kaybederse pusulasız kalacağını kabul etmesi gerekiyor.

Bilmem, belki de öyledir. Eğer öyleyse, bir pusulaya ihtiyaç duyacakları, bunun için de iki yıldır hükümeti yönettikten sonra, kendilerine bir pusula ayarlayacakları tabiidir.

Geçen hafta "Siz halktan oy alın, biz memleketi yönetelim" diyen bir çizginin Türkiye'de hep varolageldiğini yazmıştım. Şimdi bu işe liberal çizgi talip.

"Aşırı mütevazı olma, öyle sanırlar" diye bir söz var. Demek Ak Parti kadroları, dışardan bir "pusulaya muhtaç" nitelikte gözüküyor. Ak Parti'yi en iyi anlayan insanlardan birisi olması gereken Taha Akyol bile böyle gördüğüne göre...

Doğrusu ben, liberal - demokrat çizgi ile birlikte yürümeyi Ak Parti'nin de önemseyeceğini düşünüyorum. Ancak, bu ilişkinin "ağabeylik rolleri" oynamaya yönelmesi, diyete dönüşmesi, daha önemlisi, muhafazakar bir kadronun halkla bütünleşen hassasiyetlerini dışlaması sorun üretir. Nitekim sorun üretiyor.

Belki liberallerin halk zemininde neden karşılık görmediğinin de sorgulanması gerekiyor. "Halk yanlış, biz doğruyuz", yerine biraz daha özeleştirel bakış doğru olmaz mı?

Ayrıca Ak Parti'yi liberalleştirmenin, bu partinin halk tabanını, LDP tabanına benzer biçimde yontması ihtimalini de dikkate almak lazım...

Liberaller, kendi çizgilerini Ak Parti'ye giydirmeyi düşünmek yerine, halktan oy alarak etkinlik kazanmaya yönelen ayrı bir siyasi yapılanmayı tercih etseler belki de Türk siyasi hayatı açısından daha sağlıklı bir siyasal oluşum gerçekleşmiş olacak.


28 Eylül 2004
Salı
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED