|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Türk Ceza Kanunu (TCK) gibi temel bir kanunun değişmesinin başlı başına önemli bir gelişme olduğunu herkes kabul eder. Her ne kadar yeni yasanın içeriğinde bazı problemler üzerinde duruluyorsa da TCK'nin değişmesinin önemli bir sembolik değeri vardır. Öncelikle TCK İtalyan Ceza Kanunu'nun bir tür çevirisi idi. Yeni TCK ise bir çeviri değil başlı başına özgün bir yasadır. Türkiye kendi ceza kanununu kendi yapabilecek durumda olduğunu göstermiştir. Bunu küçümsememek gerekiyor. İkincisi TCK'nın kabul edildiği 1926'lardaki şartlarla bugünkü şartlar tamamen değişmiştir. O tarihteki anlayış ile bugünkü anlayış farklıdır. Cumhuriyetin ilk yıllarında gözetilen hedef ve siyasi iktidar erkiyle toplumun dönüştürülmesi yönteminin en önemli uygulama aracı tercüme şekliyle yürürlüğe konulmuş olan kanunlar olmuştur. Böyle bir ortamda yürürlüğe sokulmuş kanunların baskıcı, siyasi erk yoluyla toplumu dönüştürücü, devletçi, devlet otoritesini önceleyen, bireyi önemsemeyen bir yapıda olması normaldi. Değişen toplum ve yönetim anlayışı... Oysa ki bugün bu anlayış hem dünyada hem de Türkiye'de yavaş yavaş terkedilmektedir. Çok partili demokratik sistemin gereği olarak toplum dönüştürülmesi gereken bir yapı olarak değil geliştirilmesi, önünün açılması ve yardımcı olunması gereken bir sistem olarak kabul edilmektedir. Toplum verili bir durumdur ve bu verili durum çerçevesinde yönetmek gerekmektedir. Yeni anlayışta toplumun kanunlar, siyasi iktidar erki eliyle yeniden inşa edilmesi, mevcut verili yapının tamamen tasfiye edilmesi, bir bakıma tümüyle düzlenmesi söz konusu değildir. Verili yapının iyileştirilmesi, bireylerin özgürlük alanının açılması, yaşama şartlarının geliştirilmesi söz konusudur. Bu bakımdan TCK'nın önceki ve yenisi arasındaki en önemli fark bu anlayış, yaklaşım ve yüklenilen misyonda ortaya çıkmaktadır. Bunun diğer temel yasalara ve düzenlemelere de intikal etmesi gerekir. Mesela hâlâ toplumun ve hükümetin gündeminde olan Kamu Yönetimi Temel Kanunu da böyle bir gelişim sürecini yaşamaktadır. Klasik kamu yönetimi anlayışı ile çağdaş anlayış arasındaki uyumsuzluk bu konudaki tartışmaların özünü oluşturmaktadır. Toplumu yeniden kurmak ve inşa etmek amacının merkezi konumda olduğu bir dönemde geliştirilmiş kamu yönetimi örgütü, toplumun her alanda önünün açılması, demokratikleştirilmesi, özgürleştirilmesi ve çağdaş gelişmelere taşınmasının hedeflendiği bir çağda anlamsız ve bütün bunlar için ciddi bir engel teşkil etmektedir. Anlayış değişikliğine özellikle dikkat edilmesi gerekiyor. Adalet Bakanı'nın yasanın kabulü üzerine yaptığı konuşmasında yeni TCK'nin kusursuz ve mükemmel olmadığına işaret etmesi ve süreç içerisinde yeni değişikliklerin yapılacağına dikkat çekmesi de önemli bir yaklaşımı sergilemektedir. Bir şeyin mükemmelini beklemek o şeyi hiç yapamamak anlamına da gelmektedir. Mükemmeliyetçi olarak anılan kişilerin bir türlü bir adım öne gidememelerinin temelinde bu anlayış yatıyor. Önemli olan mükemmeli yaratmayı beklemek değil bunun için adım atmak ve görülen eksiklikleri zamanında değiştirebilmektir. Değişikliklerde dış faktör önemli rol oynuyor... TCK'nin değişmesi için Avrupa Birliği'ni (AB) beklememiz mi gerekirdi? diye insanın aklına bir soru takılmıyor değil. Yıllardır bu kanun üzerinde tartışmalar var, değişmesi yönünde ciddi talepler söz konusu. Ancak değişiklik bir türlü gerçekleşmemiştir. Değişebilmesi için illa dışardan bir "dayatma" veya "yönlendirme" gerekmiştir. Bu durum en hafifinden onuru zedelemektedir. Ne var ki Türk siyasi hayatında ciddi ve köklü tüm düzenlemelerin gerisinde muhakkak bir dış faktörün olduğu bir gerçektir. Türkiye'nin modernleşme tarihi biraz da dış faktörlerin baskısı veya yönlendirmesiyle değişme tarihidir. Keşke olmasa ama, böyledir. Zaten Türk kamuoyunun AB'ye bu kadar yüksek seviyede olumlu yaklaşmasının geri planında bu dönüştürücü özellik yatmaktadır. Türk halkı AB sürecini bir bakıma Türk siyasi yapısının dönüşme ve modernleşme, çağdaşlaşma süreci olarak değerlendirmektedir. Çünkü ciddi bir dış faktörün olmaması durumunda mevcut çürümüş yapının dönüşmesinin çok zor olduğunu görmektedir. Sandığa atılan oylarla teşekkül etmiş iktidarların yapıyı değiştirme noktasında nasıl bir kayaya çarptıklarını hep biliyoruz. Bu engeller ancak dış faktörlerle aşılabilmektedir. Bu da Türkiye'nin bir gerçeğidir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |