|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Irak'ta bilinmeyenler, bilinenlerden çok daha fazla. Direnişçi örgütlerin niteliği, gücü, aralarındaki ilişki, toplu katliamları kimlerin yaptığı, işgal güçlerinin direniş mevzileri olarak bildirip bombaladığı yerlerdeki ağır sivil kayıplar, rehineleri kimlerin kaçırdığı, ihalelerde ne tür pazarlıkların yaşandığı, rehine olayları ile ihaleler ve bazı ülkeler arasında ne tür bağlantı bulunduğu, hangi ülkenin direniş adı altında kimlerle iş yürüttüğü, ABD'nin kayıplarının az gösterilip gösterilmediği gibi... Rehine olayları dışındaki gerçeklerin, onlarca kadın ve çocuk ölse bile, haber değeri kalmadı. Sadece Cumartesi günü Irak'ta 25 Amerikan askeri öldü. Bir günde bu kadar ABD askeri ölürken, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, "Irak'ta yoğun bir direnişle karşı karşıyayız" derken, direnişçiler ülkenin büyük bölümünde kontrolü ele alırken, ABD'nin atadığı İyad Allavi yönetimi çökme noktasına gelirken, seçimlerin yapılması imkansız hale gelirken, ülkenin geleceğine ilişkin hedefler belirsizleşirken nasıl bir Irak var karşımızda? Burada kamuoyuna yansımayan iki çok kritik konuda bilgi vermek, böylece bilinmeyenlere dikkat çekmek istiyorum. "Cesur insanlara çağrı: Esir kadınları kurtarın"
Birincisi: Ebu Gureyb cezaevindeki esirlere yönelik uygulamalarla şok olan dünya, artık ne direnişi, ne Irak halkının içinde bulunduğu kaosu, ne Irak'ın geleceğini, ne işgali ne de katliamları konuşuyor. Oysa Ebu Gureyb'de işkence hala devam ediyor. Lisa Ashkenaz Croke imzasıyla The New Standart'ta yayınlanan "Irak hapishanelerinde işkence ve tecavüz kolgeziyor" başlıklı yazıda, işkence ve tecavüzlerin aynen devam ettiği, bunu ABD yönetiminin de bildiği belirtiliyor. Başta Ebu Gureyb, Bağdat'taki Salihiye hapishanesi, Bağdat Havaalanı, Ummul Kasr hapishanesi, Diyala'daki ABD üssü, Felluce ve Hille dışındaki ABD üsleri, Habbaniye, Bakuba ve Musul'daki hava üsleri olmak üzere, Irak'ta ABD denetiminde bulunan 50 hapishane ve tutuklama merkezinde işkence ve tecavüzler devam ediyor. Özellikle bunlardan 25 tanesinde işkence olaylarına dikkat çekiliyor. İşkence ve tecavüzlerin devam ettiği yerlerin özellikle yerleşim birimlerinden uzak olduklarına dikkat çekiliyor. ABD ve Irak geçici hükümetinin hapishanelerde kadın mahkum bulunmadığına dair açıklamalarının gerçekleri yansıtmadığı ortada. Bu kişilerin listesinin Irak yönetimin elinde olduğunu açıklayan direniş grupları, konu ile ilgili bir çağrı yayınlayarak dünyadan Iraklı kadınları kurtarmak için yardım istedi. "Cesur insanlara çağrı" başlığı ila yayınlanan bildiride, işkence merkezlerinde bulunan kadın esirlerin serbest bırakılması için dünyaya çağrı yapılıyor, sivil toplum kuruluşlarından kampanya başlatılması isteniyor. Arap dünyasının sembol isimlerine yer verilen bildiride, Cezayir bağımsızlık savaşının sembol isimlerinden Cemile Bu Hared, Filistinli Sonya Errai ve Lübnanlı Süha Bişara'ya atıf yapılarak, Irak'taki işkence merkezlerinde bulunun kadınlar da bu sembol isimlerle anılıyor. Bildiride şu ifadelere yer veriliyor: "Onlar diz çökmedikleri için, Allah'tan başkasının önünde eğilmedikleri için, işgalcilere dost olmadıkları için, Irak'a karşı onlarla işbirliği yapmadıkları için hapsedildiler. Arap kardeşlerimize, bütün organizasyonlara, kurumlara, otoritelere, siyasi partilere, bütün Arap devletlerine çağrı yapıyoruz: Esir kadınların serbest bırakılması için harekete geçin. Bu sizin yapacağınız son şeydir. Sadece konuşarak Irak'ı hayal kırıklığına uğratmaktan vazgeçin." İçinde Amerikan askeri bulunan toplu mezarlar
Dikkat çekeceğim ikinci konuyu ilk kez duyuyorsunuz. 22 Eylül'de Felluce'nın kuzeybatısında bir toplu mezar bulundu. Görgü şahitlerinin Alman Haber Ajansı'na aktardığı bilgiler, ABD'nin Irak'taki kayıpları ve karanlık noktalar hakkında açık ipuçları veriyor. Çarşamba günü sabah 11 civarında çevreye yayılan pis koku nedeniyle bölgeye giden Iraklılar, kokunun yayıldığı noktayı kazınca 16 cesetle karşılaşır. Yerel giysiler içinde öldürülen kişilerin hiç biri Iraklı değil. Görgü şahitleri bu kişilerin Amerikan askeri olduğunu söylüyor, haberle birlikte yayınlanan resimler de bu tezi güçlendiriyor. Daha sonra Irak polisi gelir ve bölgeyi kapatır. Cesetlerle ilgili tam 29 fotoğrafı internetten yayınlayan direniş grupları, bu askerleri Amerikalıların toplu mezara gömdüklerini, böylece kayıp sayısını az gösterdiklerini iddia ediyor. Irak'ta Amerikan askerlerinin dışında bir başka güç daha var: Paralı askerler. Mezarda bulunan cesetlerin bu kişilere, paralı askerlere ait olabileceği, çünkü ABD ordusunun ölen paralı askerleri kayıp olarak görmediği ve kayıtlarını tutmadığı belirtiliyor. Benzer bir toplu mezar da Bakuba'da bulundu. Irak Tarım Bakanlığı'na aitken işgal sonrası ABD karargahına dönüştürülen, Ocak 2004'e kadar kullanıldıktan sonra direnişçilerin yoğun saldırıları nedeniyle terkedilen bölgede... Şubat 2004'te işgal gücü olup olmadığını belirlemek için bölgeyi denetleyen direniş grubu, köpeklerin ve kurtların bir yeri eşelediklerini farkeder. Kontrol ettiklerinde kazılmış çukurlar bulurlar. Çukurlardan siyah ceset torbaları çıkar. Torbalardan da kurşun ve şarapnel parçalarıyla öldüğü anlaşılan işgal güçlerine bağlı askerlerin cesetleri. Cesetlerin birkaç ay önce gömüldüğü anlaşılır. Direniş grupları, işgalin başlangıcından bu yana ABD ve İngiliz askerlerinin bazı cesetleri bu şekilde gömdüğünü, cesetleri "uygun bir zamanda" Kızılhaç yetkililerine teslim edeceklerini ve yine "uygun bir zamanda" konuyla ilgili daha ayrıntılı bilgi yayınlayacaklarını belirtiyorlar. Direnişçiler, bunun bir skandal, yeni bir savaş suçu olduğunu belirterek, Irak'ta kız ya da oğullarını kaybeden Amerikalı anne/babalara, çocuklarının akıbetini Amerikan ordusundan değil, başka kuruluşlar üzerinden araştırmaları çağrısı yapıyorlar. Bu gün yazmayı planladığım iki konu vardı. Biri Şam'daki İsrail terör saldırısı, diğeri Irak'ta ihale kavgası ve devletlerarası rekabetin sembolü haline gelen "rehine diplomasisi." Bir "devlet", başka bir ülkede, resmen terörist saldırı yapıyor ve bunu üsleniyor. Yarın İstanbul'da bunu yapmayacağına dair hiçbir garanti yok. İki olay da "Devlet" ile "terör" arasındaki çizgiyi ortadan kaldıran vahim gelişmeler.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |