|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Bir kaside de Başbakan Erdoğan'a!
Akşam'dan (galiba gazetenin Ankara temsilcisi aynı zamanda) Nuray Başaran'ın bir zamanların Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan'a hitaben yayımladığı o "tarihi" yazıyı hatırlayanınız var mı? (Unutulmaması gereken bu yazıyı, unutanlar çoktur diye düşünerek sayfamıza tekrar taşıyoruz.) İnanılır gibi bir şey değildi doğrusu... Bir gazetecinin (ve tabii gazetenin) işi buralara vardırdığına o güne kadar şahit olmamıştık. Tamam, basın tarihimiz "devlet büyükleri"ne hitaben kaleme alınmış kasideler açısından hiç de fakir sayılmazdı; ama Başaran'ın başarıyla altından kalktığı iş bambaşka, "eşi menendi" bulunmayan bir şeydi... Yazıyla karşılaştığımızda da şaşkınlıkla sormuştuk: Bir gazeteci böyle bir şeyi niçin kaleme alır; bir gazete böyle bir yazıya niçin sayfalarını açar? Sorularımızın cevabını daha sonra aldığımızı hatırlatmaya gerek yok herhalde! Neyse, Başaran imzalı ve "Politikada 'Dost' bir karakter: Hüsamettin Özkan" başlıklı bu "kaside skandalı"nın üzerinden iki yılı aşkın zaman geçtiği için olay küllenmiş unutulmuştu. Hatta öyle ki biz bile Başaran'ın bu marifetini unutup (!) yazılarına (görev icabı tabii ki!) tekrar göz atmaya başlamıştık. Ve ne görelim; Akşam yazarı Başaran'ın 24 Eylül tarihli köşesinde yine bir "kaside" yer almıyor mu? Peki bu "kaside" kim için kaleme alınmış? Kim için olacak, Hüsamettin Özkan için değil herhalde; tabii ki Başbakan Erdoğan'a hitaben... Başaran "Siyaset takım oyunudur" (evet evet aynen öyledir!) başlıklı bu yazısına üç beş ay önceki bir yazısından alıntılarla başlamış. Başaran'ın üslubunu tanıyor musunuz bilmiyoruz: bilmeyenler için hemen söyleyelim ki, bu köşe yazarımız yazılarını çok "karmaşık" (doğrusu "karışık" ama neyse) cümlelerle örer, uzun "betimlemelere" yer verir. Yani genellikle ortaya öyle bir şey çıkar ki, kırk saat kafa patlatsanız bile işin içinden çıkamazsınız... Örnek mi? Mesela şu ilk cümle: "Yüzündeki arayış çizgilerinin ve kendini ortaya koyma arzusunun yarattığı, bir futbol topunun peşinden baktığında gördüğü bilinmez rüyaların verdiği sevinçle bezenmiş bir çocuk. Kucağına aldığı sıcak ekmekle Kasımpaşa yokuşlarından birini tırmanmaya başlıyor. Bu öylesine bir tırmanış ki, Güneysu'nun yağmurlu Karadeniz havasından etkilenen çamurlu yollarından, yarısı kum, yarısı çim futbol sahalarına ve oradan da siyasetin küçük odalı modellerinden başlayan ve yükseldikçe değiştiren bir tırmanış..."(!) Haksız mıyız, nasıl buldunuz? Başaran'ın kimden söz ettiği ("ipuçları" sayesinde!) anlaşılmıştır herhalde... "Kucağına aldığı sıcak ekmekle Kasımpaşa yokuşlarından birini tırmanan", "Karadeniz havasından etkilenen çamurlu yollardan" geçerek futbol sahasına ve sonraki duraklara yükselen genç tabii ki Başbakan Erdoğan'dan başkanı değil! Başaran, üç beş ay önceki yazısından yaptığı bu alıntıdan sonra sözü bugünün (yani Brüksel sonrasının) Erdoğan'ına getiriyor. Yazının bu faslı da çok duygulu, çok reçelli: "Ve son MYK toplantısında Erdoğan'ın yaptığı konuşmadan ilginç bir cümle: 'Beni yalnız bıraktınız. Hep yalnız bıraktınız.' Ve bugün: Gelinen noktada kriz çözülmüş görünüyor. (...) Ama takım oyunuyla mı? Elbette öyle değil. Eğer Başbakan Erdoğan'ın hayatında önemli bir yer tutan futbol örneğinden hareket ederek söylersek. Hem maçın başlangıç vuruşunu Erdoğan yapmıştır. Hem de golünü... Oysa her topa koşan ve vuran futbolcunun psikolojik yükü artar. Penaltı kaçırır. Kondisyonu düşer. Bir süre sonra seyirci ile de diyaloğu bozulursa onun için maç biter..." Çoook esrarengiz cümleler doğrusu.... İşte görüyorsunuz; gitti Hüsamettin Özkan, geldi Tayyip Erdoğan! Şimdi de sıra geldi Erdoğan'a kaside yazmaya... İsterseniz yazıyı Başaran'ın Erdoğan'dan söz ederken yaptığı bir benzetmeden esinlenerek şöyle bitirelim: İyi güzel de her devlet büyüğüne kaside düzen gazetecinin de psikolojik yükü artmaz mı? Kondisyonu düşüp penaltıları kaçırmaz mı? Bir süre sonra okurları ile de diyaloğu bozulup onun için de maç bitmez mi?! Tek tesellimiz bu "kasideler"in "devlet büyüklerimiz"in bir kulağından girip diğerinden çıktığı yönündeki tahminimiz. Yanılmıyoruzdur inşallah... (K.B.)
Politikada 'Dost' bir karakter:
...Hüsamettin Özkan; Anadolu menşeli, dost vasıflı, diğergam, yüzünden tebessüm eksik olmayan, duruşu, yönelişi, duyuşu ve sezişiyle bir farklı kişilik... Yunusvari bir kızmaz adam... Ecevit'e bağlıydı. Ecevit'e bağlılığı bir bağımlılık değildi. Bağımsız karakterli Özkan'ın Ecevit'e sadakati doğruluğundan ibaretti. Yoksa; kapaklanmak, bel büküp gerdan kırmak değildi...
Okuma parçası
Doygun, dingin ve içkin kişiliklerin en az bulunduğu saha politikadır desek yanılmış olmayız. Beğenilmek, gıpta edilmek ve alkışlanılmak gerekliliğinin en yoğun olduğu saha. Nefislerin kudurgan, şöhretin azgın ve fakat yüceliğin, fedakarlığın ve vefanın en kıt olduğu saha... Böylesine vahşi ve dejenere, ayak oyunlarının bol, dostlukların hançerlenmesinin kanıksandığı bir ortamda, farkında değiliz ama yüzlerce yıllık tarihimizde bile eşine rastlanmayacak bir muhteşem politik yüz ile karşı karşıyayız. Hüsamettin Özkan; Anadolu menşeli, dost vasıflı, diğergam, yüzünden tebessüm eksik olmayan, duruşu, yönelişi, duyuşu ve sezişiyle bir farklı kişilik... Yunusvari bir kızmaz adam... Öfke, gazap ve kin onun yanına hiç girmemiş gibi... Problemleri çözerken zorluk ve usanç değil, zevk ve şevk alan bir zat. Siyasetin, problem çözücülüğünün adeta sanatını inşa ediyor. Ayıplanacak, kusur aranacak bir yanı ve yönü olmamasına rağmen; isminden ve makamından bu kadar uzak birisini Cumhuriyet tarihinde, Osmanlı'da mercekle arayın. Bulamazsınız... Siyasal reklamdan fersah fersah uzak, imaja karşı doygun, makam, koltuk ve cilalanmaya küskün, şöhretten tiksinen böyle birisi şu kriz dönemlerinde Allah'ın bu millete lütfu gibi... En yakın arkadaşlarınca milletvekili ve parti teşkilatına yalan, iftira ve hakaret dolu mektup furyasında bile cevap vermeyecek kadar emin ve ikna edici... Hürrem Sultan'lara taş çıkartacak kadar etkin, kırıcı ve otoriter Rahşan Hanım'a tek bir söz veya mimikle cevap vermekten uzak. Bülent Bey'e üç kişiyken yakınlığı ne ise, şimdi de o. Çatışmanın, kavganın, kopmanın ve uzaklaşmanın uzağında. Birleşmenin, barışmanın, buluşmanın odağında birisi.
'Her kim bana düşman ise,
Dercesine, hatalara ve kusurlara merhametli, iyilere, güzellere ve doğrulara yar ve yardımcı. Birbirinden çok farklı, devlet kurum ve kuruluşlarının ak çimentosu o. 10 yıllarımıza mal olmuş, binlerce gencimizin katili ideolojik ve doktriner kutuplaşmaların bir daha yaşanmamasına azimle MHP ve DSP'yi uzlaştıran yine o. İnsan merkezli, insanca ve insan için anlayış onda kişilik. Nice yıllardır Türkiye'nin Marco Paşa'sı. Hiç kızmaz mısın be adam?.. Gönülsüz müsün? Sinir sistemin pozitiviteye mi kodlandı? Bu kadar politika simsarı arasında, politikayı bir ahlaki görev gören ilginç insan. Bir düşmanı çok, bin dostu az gören bu anlayışın sahibi Hüsamettin Özkan. Ülke yönetiminin en yüce koltuğunu tüm ısrarlara rağmen elinin tersiyle itebilen zengin gönüllükte. Tanıkların ifadeleriyle sabittir ki; Oğuzhan Asiltürk'ten tutun da, Tansu Çiller'e kadar herkesin ve her kesimin cumhurbaşkanlığına uygun gördüğü bu insan, kendi elleriyle cumhurbaşkanı seçtiği insanın, siyasi etik dışı davranışında bile sadece vefası gereği kadar cevap vermiştir. Ecevit'e bağlıydı. Ecevit'e bağlılığı bir bağımlılık değildi. Bağımsız karakterli Özkan'ın Ecevit'e sadakati doğruluğundan ibaretti. Yoksa; kapaklanmak, bel büküp gerdan kırmak değildi. Herkesin sır verip, sır alamadığı bir yüksek davranış sahibi... Çatışmalardan, zıtlaşmalardan, kaynaşmalar oluşturan bir ahlak adamı. Herkese yetecek kadar sevgisi olan devlet adamı Hüsamettin Özkan. Aranılan, beklenen, özlenilen kişi...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |