|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Ankara'dan Brüksel'e kadar geniş bir coğrafyada tartışma konusu olan Türk Ceza Kanunu ve zina konusundan geriye, bir kanun tartışmasından öte anlam taşıyan siyasi malzemeler kalmıştır. Türkiye, pek az kanunu böylesine derinlikli bir şekilde tartışmıştır. İktidarın kimliği üzerinden başlayıp Avrupa Birliği'ne varan stresli bir zihin jimnastiği süreci yaşanmıştır. Avrupa Birliği baz alındığında Ak Parti için sonuç pozitiftir. Toz bulutu çöktüğünde Türkiye'nin müzakerelere başlayabilmesinin önünde engel kalmadığı anlaşılmıştır ve sonuçta bir aday adayı ülke için bundan daha anlamlı bir sonuç bulunmamaktadır. Geriye, TCK sürecinin iç politikaya etkileri ve izlenen siyasetin fayda-maliyet analizi kalmaktadır ki Ak Parti grubu hem bunu, hem de daha fazlasını yapmak için Kızılcahamam'da toplanmıştır. Sürecin CHP ayağını da ayrıntılı bir şekilde değerlendirmek gerekiyor. Bir uzlaşma zemininde başlayan TCK görüşmeleri, sonuçta Anayasa Mahkemesi kapısına varan bir ayrışmanın filizini verse de birkaç madde hariç TCK'nın; ittifakla kanunlaştığı bir gerçektir. CHP bu süreçte kendisi için en doğru olan rolü üstlenmiş ve sonuna kadar buna sadık kalmıştır. Özellikle, Genel Başkanı Deniz Baykal'ın kavgacı profili terkedip sabırlı ve toparlayıcı bir performansta ısrarcı olması dikkat çekicidir. Genel başkanlarının bu tavrı nedeniyledir ki CHP, Ceza Kanunu tartışmaları sürecinden elde edebileceği maksimum faydayla çıkmıştır. Baykal üzerine vurgu yapmaya devam ederse, topluma ve tabanına daha sempatik gelebilecek yeni bir politik kimlik yaklaşımının ipucunu vermiştir. Önceki akşam, Habertürk Televizyonu'nda Melih Meriç'in sunduğu Basın Kulübü'nde bazı gazetelerin (Sabah, Milliyet, Cumhuriyet, H.O. Tercüman ve Habertürk) Ankara temsilcileriyle birlikte Baykal'a sorular yönelttik. CHP liderinin sürecin sonunda varılan noktadan memnuniyeti açıkça gözleniyordu. TCK ve zina sürecinin öyküsünü uzun uzun anlattı ve Ak Parti'ye zina konusunda bir destek vaadinde bulunmadıklarını; hatta anlayışlı davranacaklarını ima etmediklerini söyledi. AK Parti ile yaptıkları her görüşmede zina konusu bir şekilde gündeme gelmişti, tartışma kamuoyuna da taşmıştı. Bu noktada Baykal'a, zina konusunun Ak Parti için bir yumuşak karın haline geldiğini düşünerek uzlaşma görüşmelerinde bunu bir taktik olarak değerlendirip değerlendirmediklerini sordum. Kesin bir dille, "hayır" cevabı verdi. Bu cevabın samimiyeti gerçekten önemli, çünkü, Türkiye AB'ye doğru ilerlerken iç siyasetteki tarzın ve geleneksel rekabet kurallarının düzeyinde bir değişikliğin zamanı gelmiştir. AB içindeki uzlaşma kültürünün Türkiye siyasetine de nüfuz etmesinin zamanı gelmiştir. Konvansiyonel siyaset tarzı yeni dönemde ne Türkiye'yi, ne de AB hedefini taşıyabilecektir. Modern demokrasilerde, siyaseti oluşturan parçaların iştirakinin, ülke için ortak değer üretebilir olması rutin bir işleyiştir. TCK'nın değiştirilmesi ne kadar önemliyse, siyasette değişim rüzgarlarına katkı da o kadar önemlidir. Demokratik uzlaşma ihtiyacı Baykal'ın programda dile getirdiği şu önemli tesbitle de yakından ilgilidir: "İlk kez bir sosyo-politik süreçte asker işin içine girmeden siviller ortak bir karara varmışlardır. Böyle bir şey Türkiye'de ilk defa olmaktadır." Yani, asker demeçler yoluyla veya dolaylı baskı girişimlerine müracaat etmemiştir; sürece müdahaleyi bir obsiyon olarak düşünmemiştir. Zaten, doğru olan da budur ve siyaset, sivil kurumların ittifakı veya çatışmasıyla üretilen bir şeydir. Ancak, Türkiye pratiğinde ucunda dini çağrışımlar bulunan bir konuda askerin sessiz kalmasının da önemsenmesi lazımdır. Öte yandan bu küçük tecrübenin işlerin siyaset dışı unsurlar olmaksızın da pekala karara bağlanabildiğinin anlaşılması açısından da değeri büyüktür. Baykal'da gözlemlediğimiz şudur: Belirli standartlar etrafında yapıldığında, siyaset üreteni kimse, ona huzur ve özgüven vermektedir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |