AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Sayın Başkan hocasını sinirlendirmiş

Bir toplantıda İstanbul'un ilçe belediye başkanlarından birisi, üniversiteden hocasıyla karşılaşır.

Hal hatır sorulur, ayak üstü kısa sohbet edilir, iltifatlar havada uçuşur.

Görüşemiyoruz der başkan.

Hoca istediğin zaman görüşebiliriz der.

Cep telefonunu verir.

Ne zaman istersen arayabilirsin diye ekler.

Aradan günler geçer, telefonu çalar hocanın.

Açar ki karşısında tanımadığı birisi:

- Sayın filancayla mı görüşüyorum?

- Evet, benim.

- Efendim ben feşmekanca belediyesinden arıyorum.

- Buyurun.

- Başkanımızla görüşmek için bir talebiniz olmuş. Hangi konuda görüşecektiniz acaba?

- Ne talebi kardeşim?

- Efendim kayıtlarımıza göre randevu talep etmişsiniz...

- Yok öyle bir şey!..

- Fakat efendim, elimdeki listede...

- Kardeşim... Bırak şimdi listeyi misteyi!

- Bir saniye efendim, bir saniye...

Kısa bir bekletmeden sonra belediyeden arayan adam şöyle bir açıklamada bulunur:

- Çarşamba, 15.30

- Ne çarşambası, ne onbeşi, ne otuzu kardeşim!

- Uygun değil mi efendim?

- Bak kardeşim... Sizin başkan benim öğrencim olur. Üniversiteden. Geçenlerde bir toplantıda karşılaştık. Görüşemediğimizden yakındı. Ben de telefonumu verdim. Anlatabiliyor muyum? Benim randevu talebim falan yok!.. Hem görüşecek olsam... Tövbe tövbe!.. Bak sinirlendim durup dururken!.. Söyle o başkanına...

- Efendim, kem küm...

- Bak şimdi sözümü kesme. Söyle başkanına, bu yaptığı büyük bir terbiyesizlik. Sakın bir daha aramayın. Numaramı da kayıtlarınızdan çıkarın!

Belediyedeki o görevlinin, yaşanan durumu sayın başkana aynen aktaramayacağını düşündüğümüzden, en azından hocanın kullandığı "terbiyesizlik" kelimesini telaffuz edemeyeceğini varsaydığımızdan, burada isim vermeden özetleyip aktarmayı uygun bulduk.

Belki arkadaşımız olan hocanın sinirlerine biraz olsun iyi gelir.

Ve ola ki bir daha öyle bir davranışta bulunmaz.

En azından bundan sonra karşılaşacağı diğer hocalarına karşı.

TESBİH SATAN ADAM

Seyyar satıcıların kendine özgü bağırma şekilleri var. Her satıcı kendi tarzını oluşturmuş. "Baklava bunlar baklava" diye bağıran adam, bakıyorsunuz kavun satıyor.

"Patate-uğan" diyense patates-soğan satıcısı."İyeskici" sesinin sahibi, eski eşya ile plastik kap kacak değiştiren adam.

"Yuurt" diye bağıran biri vardı önceleri, sırtında taşıdığı odunun iki ucundan sarkan iplerde yoğurt tepsileri olurdu. Ve elinde bir zil. İki şıngırdatır, bir bağırırdı.

Geçen gün ilginç birini gördüm.

Elleri kolları, boynu tesbihle doluydu.

Çeşit çeşit, renk renk, boy boy tesbihler.

Kolunda ufak bir çanta; onun içi de tesbihle dolu. Nasıl bağırıyordu tahmin edemezsiniz.

"Çeken bilir!.."

Ne kadar çarpıcı bir slogandır o öyle!

Felsefe profesörü müsün, tesbih satıcısı mı?

Çeken bilirmiş!

Öyle bilgiç bir edayla söylüyor ki, ondan tesbih almayan veya elinde-cebinde tesbih bulunmayanlar sanki hiç çekmemiş, hiç bilmemiş, neredeyse boşa yaşamış insanlar.

Ver hepsini desen, kaç liraysa parasını ödeyip çanta dahil elindeki bütün tesbihleri alsan, muhtemelen adam memnun olmaz.

Boşluğa düşer.

Öyle bir sözü bağırıp dolaşmaktan bir günlük de olsa geri kalacağı için bunalıma dahi girebilir.

MÜSEBBİBİ

Kamusen Başkanı Bircan Akyıldız memur maaş zamlarıyla ilgili konuşurken, şöyle bir cümle kullandı:

"Bunun müsebbibi hükümette olacaktır."

Biz ne dediğini anlamasak bile, bir anlayan vardır mutlaka.

Rica edelim de anlayan her kim ise lütfen beri gelsin.

ATA'YA ÖVGÜ

Abdullah Öcalan'dan Atatürk'e övgüler gelmeye başladı.

Tıp ne kadar ilerledi, görüyorsunuz!

Kimse hayret etmiyor!


28 Eylül 2004
Salı
 
MEHMET ŞEKER


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED