AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Sendikalaşmanın şirketler açısından faydaları

Avrupa Birliği ile gerginleşen diyalog geçen hafta Türk tarafının girişimi ile tatlıya bağlanınca, gündemde geri planda kalan kimi meseleler de biraz daha ön plana çıkmaya başladı. Bunlardan önem açısından başlarda gelenlerden biri de hiç şüphesiz memurlara yapılacak zamlar vesilesiyle kamu sendikalarının açıklamaları olsa gerek. Türkiye'de kamuoyuna hep problem olarak yansıyan kamu personeli zamlarının oranını belirlemek, şu sıralar IMF ile yeni bütçe üzerine çalışan hükümetin başlıca önceliği sayılır.

Kamu görevlilerinin reel gelir düzeylerinin son birkaç yılki seyri ile ilgili çeşitli yorumlar yapılıyor ilgili tüm kesimlerden. Şüphesiz ki, bu da tartışılması gereken bir husus. Ancak bugün burada bizim üzerinde durmak istediğimiz asıl mevzu, Türkiye'nin siyasi ve iktisadi hayatında belli bir ağırlığa sahip olan sendikalar. 1980 öncesinde siyaset ve ekonomide ciddi bir gücü elinde tutan sendikalar, bilindiği gibi, 12 Eylül ihtilalinin ardından susturulmuş ve dışa açık bir ekonomik çizgi belirleyen Türkiye'nin ihracat potansiyeli, büyük ölçüde ucuz emek maliyetleri üzerine kurulmuştu. 90'lı yıllarda sendikalar yeniden ihya olmuşlarsa da, tüm dünyadaki gelişmelere uygun bir şekilde, eski siyasi (ve iktisadi) etkilerini hissettirememişlerdi.

Liberal ekonomi, sendikaları emek piyasasında tekel oluşturdukları gerekçesiyle hoş görmez. Bu yaklaşıma göre, sendikalar tekelci güçleri sayesinde emek fiyatlarının aşağıya hareket etmesini engellediği için özellikle iktisadi daralmanın yaşandığı dönemlerde şirketlerin normalden fazla işçi çıkarmalarına sebep olur. Emek piyasasında denge daha yüksek bir fiyatta, daha az istihdamla gerçekleşir. Şüphesiz ki, bu yaklaşımın belli bir haklılık payı var. Ancak emek piyasaları yapıları gereği, sendikalar olmasa da zaten tam rekabetin sunduğu etkinlikten uzaktır. Her şeyden önce, bu piyasalarda bilgi edinme maliyetleri muazzam seviyelerdedir. Bu bile tek başına emek piyasalarını etkinlikten uzaklaştırmakta. Dahası, şirketler kendi içlerinde bir okul olarak çalışır. Her işte belli bir öğrenme süreci bulunur. Şirketler için uzun süredir bünyelerinde çalıştırdıkları personel, her zaman için dışarıdakinden daha değerlidir. Bir kriz anında işten ilk çıkarılanlar, bu sebeple genellikle daha kıdemsiz olanlar arasından seçilir.

Fazla bilinmese de, sendikalaşmanın esasında şirketlerde kaynak dağılımının etkinliğini arttıran bir yönü de var. İşçi ile işveren arasındaki ilişki, Nobel ödüllü iktisatçı Ronald Coase'ın ifadesiyle, "işçinin işverenin talimatlarına belli sınırlar içinde kalmak kaydıyla uymayı ahdettiği geniş kapsamlı bir sözleşmedir." İşe alındıktan sonra başlayan ve işçilerin işverenin "otoriter" talimatlarına genel olarak uymak durumunda olduğu süreç, demokratik olmadığı gibi, piyasalarca da belirlenmez. Böyle bir ortamda işçilerle işverenler arasındaki ilişkileri sadece ücretler belirlemez. Parasal olmayan şartlar da, en azından ücretler kadar emek kalitesini, verimliliğini ve miktarını etkiler. Liberal iktisat, bu tip ortamlarda gelişen menfi durumlarda işçilerin "çıkış davranışı" sergilediklerini öngörür. Bu davranış biçimi, sadece istifayı değil, işi yavaşlatma, işe geç gelme, sessiz protesto ve gizli grev gibi bireysel davranışları kapsar. Liberal iktisatçılar, bu tip davranışlarla karşılaşan şirket yöneticilerinin, davranışın şiddeti ve yaygınlığı ölçüsünde, iş verimliliği düştüğü için durumu inceleyeceklerini ve işçilerden gelen talepler doğrultusunda ortamı müspet yönde değiştireceklerini varsayar.

Ancak çoğu zaman bu tip davranışlar, özellikle açıktan istifalar olmadıkça, yöneticilere fazla bir bilgi aktarımı sağlamaz. Bu davranışları gösteren işçiler, işlerinden olmamak için açık gerekçeler sunmazlar. Şirketler genellikle oluşan durumun sorumlularını işten uzaklaştırdıktan sonra düzeltme yönünde girişimde bulunur. Tabiatıyla işçiler de genel rahatsızlık oluşturan durumu dillendirmekten çekinir. Verimliliği azaltan faaliyetler çoğu zaman gizli yapıldığı ve takibi zor olduğu için şirketler ancak ciddi verimlilik düşüşleri yaşandıktan sonra tedbir alabilir.

İşte bu noktada, işçilerin ortak sözcüsü sıfatıyla sendikalar şirket içi işleyişi geliştirici ve işçi - işveren ilişkilerinin sağlığını koruyucu bir rol üstlenebilmektedir. Harvard Üniversitesi ekonomistlerinden Richard Freeman'ın sendikaların bu rolüyle ilgili 1970'lere kadar uzanan çalışmaları, oldukça dikkat çekicidir. Freeman'a göre, ucu açık sözleşmelerde iş ortamına ait problemlerde bir taraf olarak ortaya çıkan sendikalar, istihdam sonrası işçi - işveren ilişkilerini piyasa - tipi bir mekanizma içine çekmektedir. Bu çerçevede sendikaların varlığı, şirket içi ortamın gelişmesinde etkili olmakta ve "gizli" verimsizlik gerekçelerini ortadan kaldırarak şirketlerin daha etkin bir şekilde faaliyet göstermesine yardımcı olmaktadır.

Sendikal harekete çekimser bakan Türk iş âlemi, sendikalara bir de bu açıdan bakmayı öğrenmeli.


28 Eylül 2004
Salı
 
MELİKŞAH UTKU


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED