|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Dünkü gazetelerde, 1 Temmuz 2003'te Kartal'da "tarikata girdiğini" iddia ettiği kızını öldüren Ali Rıza Çağlar'ın "ağırlaştırılmış müebbet" cezasına çarptırıldığı haberleri yer aldı. Oysa mahkeme, başta Hürriyet, medyanın "E, ne yapsın, adamcağız çıldırmış" demeye getiren haberlerini ya da "bir siyasetçi"nin dile getirdiği "cinayetin arkasında yatan nedeni de dikkate almak lazım" "siyaset"ini dikkate alsaydı, sonuç hiç böyle olmayacaktı...
1 Temmuz 2003 tarihli tüyler ürpertici "Tarikatçı kızını pompalı tüfekle öldürdü" haberlerini daha önce iki kez sayfamıza taşımıştık... Hafızası kuvvetli Kronik Medya okurları, cinayet haberleriyle fazla ilgili olmayan bu sayfanın "Dr. Cevahir Çağlar" cinayetine neden özel bir ilgi gösterdiğini hatırlayacaktır: Medya, babanın (üstelik) doğrulanamayan, hatta bütün yakınlarının reddettiği "tarikat" suçlamasında garip bir meşruiyet kaynağı bulmuş, haberler "kızını öldürdü"den çok "tarikatçı kızını öldürdü" vurgusuyla verilmişti... Talihsiz doktorun defnedildiği ertesi gün, gerek "babanın akıl sağlığının yerinde olmadığı" yönündeki iddialar gerekse de Cevahir Çağlar'ın yakınlarının dile getirdiği "dünyanın en zalim adamı" suçlamaları nedeniyle gazeteler frene basmak zorunda hissetmişti kendilerini... Ama onların en büyüğü, Hürriyet epeyce ısrarcı çıkmıştı... Oraya geleceğiz... Ama önce, defin günü Vatan gazetesi yazarı Haşmet Babaoğlu'nun kaleme aldığı "Hâlâ mı 'haklı cinayet?', hâlâ mı 'anlamlı cinnet?'" başlıklı sarsıcı medya eleştirisini bir kez daha hatırlayalım: "Toplumumuzun tüm hücrelerine ve tabii medyaya da sızmış, yerleşmiş, kemikleşmiş 'anlaşılabilir cinayetler' , 'anlamlı cinnetler' mantığı artık yıkıcı bir hale geldi. Hepimizi tehdit ediyor artık bu mantık. Tez elden bu yoldan, bu mantıktan geri dönmeliyiz. Yoksa çeşit çeşit bahanelerle yarısı katil, öteki yarısı maktul bir toplum olmamıza ramak kaldı... "Babanın şu lafı gazetelerin gözdesi olmuş, büyük büyük veriyorlar: 'Kızım 1994'te tarikata girdiğinde benim için ölmüştü, şimdi gerçekten öldü.' Sanki cinneti değil de, 'derin' bir gerçeği anlatıyormuş gibi. Oysa talihsiz genç kadına sorsalardı, o da 'ben 1994'te yaşamaya başladım' diyecekti belki. Kim karar verecek hangisinin 'hayat', hangisinin 'ölüm' olduğuna, bir pompalı tüfek mi? "Sabah gazetesinin başlığın altında kullandığı şu ifade iyice irkiltici: 'Saatlerce süren pazarlıkla teslim olan baba, kızını tarikata katılıp ailesini dağıttığı için öldürdüğünü itiraf etti.' (Niye 'itiraf', kendinize sorun bakalım arkadaşlar, neye itiraf denir?) "Oysa cinayet cinayettir. Cinnet cinnettir. Cinayeti bulandırıp haklılaştran, cinneti 'anlamlı ve hatta makul' yapan zihin en karanlık tarikatlardan daha karanlıktır. Bunu anlamamız gerek. Bu noktada anlaşmalıyız. Yoksa sonu kötü gelecek." Babaoğlu'nun eleştirisinin çıktığı gün, Hürriyet, "hafifletici neden" imasında çıtayı biraz daha yükseltti. Gazetenin habere uygun gördüğü başlık şuydu: "TARİKATIN YOK ETTİĞİ AİLE..." Yani: "Babanın tüm uyarıları karşılıksız kaldığı gibi, genç kızı etkisi altına alan bu cemaat, yavaş yavaş ailenin diğer bireylerini de ele geçirmişti. Artık baba dışında tüm aile tarikata girmişti." Bu haber-yorumu da şöyle değerlendirmişiz o gün: "Söyleyin, bu satırları, 'artık babanın eline silah almaktan başka çaresi kalmamıştı' gibi bir cümle takip etseydi şaşırır mıydınız?" Hürriyet'in haberinde "Tarikat cinayetini yakından takip eden, ancak adının açıklanmasını istemeyen bir siyasetçi"nin sözleri de yer alıyordu. Şöyle demişti bu siyasetçimiz: "Fotoğrafın önündeki kişilere bakıp, arkadaki fonu es geçmek, ağaçlara bakıp ormanı görmemek olur. O fonda 'Türkiye gerçeği' yatıyor. Cevahir Çağlar cinayetinde fotoğrafı iyi okuyalım." Eh, böyle medyaya böyle siyasetçi... Neyse ki yargı onların kafasında değilmiş! Dünkü gazeteler arasında "müebbet hapis" cezasına en geniş yer veren Vatan'ın haberinde rastladık: Kızını öldüren Ali Rıza Çağlar, "Kararı nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusu üzerine, "Bu memlekette örümcek beyinler olduğu sürece daha çok yuvalar sönecek" demiş. Belli, aradan geçen süre, ondaki "meşruiyet" duygusunu, "haklı cinayet" saplantısını sarsmamış. Acaba medya ve "adının açıklanmasını istemeyen bir siyasetçi" ne düşünüyor şimdi? (A.G.)
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |