AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Kürt meselesi din meselesi

"Zevahir kurtuldu!" Eskiden böyle yazılırdı. Anlamı: "Görüntü kurtuldu" demek. Muhtevası farklı olan şey, görüntüde bir takım hassasiyetleri dikkate alıyorsa, yapılan iş zevahiri kurtarmış olmaktaydı.

DEP'lilerin tahliyesi ve Kürtçe yayın da böyle bir şey. Hükümetin gayreti, yargının ve TRT'nin o gayrete denk düşen kararı, zevahiri kurtarıyor, yani bütün bu şeyler, AB baskısıyla değil, Türkiye'nin iç sisteminin işleyişiyle gerçekleşmiş oluyor. Gerçek öyle mi? Hayır. Gerçek şu ki, AB baskısı olmasa, DEP'liler daha bilmem kaç yıl içerde kalacaklar, Kürtçe yayın diye bir şey de olmayacaktı. Çünkü iş, başından, milletvekilllerinin boynuna basarak otomobile tıkılması gibi, hukuksuzlugun meydan okumasıyla başlamıştı.

Yani içerdeki keyfimize kalsa, milletvekili falan demez, boynuna basabilirdik.

Avrupa Birliği gibi bir hedef ise, bizi tanzim ediyordu. İçerdeki uygulamalarda aslan kesilen güç odaklarımız, dış baskılar karşısında ne kadar dirense de sonunda "tanzimat"a boyun eğmek zorunda kalıyordu.

Bunun tercümesi şöyle yapılıyordu.

Türkiye'de demokratikleşme vs, iç dinamiklerle gerçekleştirilemez. Onun için dış baskıları bir ölçüde kaçınılmaz telakki etmek lazımdır!

Tabii, dış baskıların niteliğini görmezden gelmemek kaydıyla....

Yani dış baskılar salt hukuk arayışı, salt demokrasi, salt insan hakları duyarlılığını yansıtmaktan ziyade seçiciydi.

Nasıl yani?

İşte şöyle:

Herhalde, birkaç kere kendisini "Zana için ziyarete gelen" Avrupalı temsilcilere "Ben içerdeyken neredeydiniz? Bir kere bile halimi hatırımı sormadınız!" diye serzenişte bulunan Başbakan Tayyip Erdoğan, dün bir kere daha, bu dramatik çelişkiyi hatırlama ihtiyacı hissetmiştir.

Refah Partisi davası, Avrupa İnsan hakları Mahkemesi'nde DEP - MEP davaları gibi mi görülmüştü?

Başörtü davalarına AİHM, Abdullah Öcalan davası gibi mi hassasiyet göstermişti?

Ya da, Avrupa Birliği'nin Türkiye'deki "azınlık dinleri" alanında gösterdiği "insan hakları hassasiyeti", "çoğunluk dini" mensupları, yani Müslümanların karşılaştığı insan hakları ihlalleri karşısında gösterdiği duyarsızlıkla neden mütenasip - uyumlu değildi?

"Kürt meselesi" konusunda hükümetin köklü adımlar atması gerektiğini yazıp duruyorum. Hükümet de, bu alandaki derin rezervler sebebiyle ucundan - kıyısından da olsa adımlar atmaya çalışıyor.

Ama aynı hükümetin, üyelerinin bizzat yaşadığı "inanç hürriyeti" sorunları karşısında adımlar atmasının son derece güç olduğunu da adım gibi biliyorum. Çünkü hükümet, "Kürt meselesi" konusunda adım atarken, dış dinamiklerin hassasiyetini devreye sokabilirken, "İslami alan"la ilgili inanç özgürlüğü talepleri konusunda yine dış dinamiklerin duyarsızlığının, hatta belki negatif duyarlılığının bilincinde bulunuyor.

"Negatif duyarlılık"tan kastım şu: Ak Parti hükümeti, Avrupa Birliği ile ilişkilerde "islami hassasiyeti yüksek bir siyasi iktidar" gibi görünmeme gibi de bir dar alana sürüklenme durumunda.

Böyle olunca, dış desteğe sahip "Kürt meselesi" alanında özgürleşme, buna mukabil, dış ve iç kuşatmaya tabi "Din meselesi"nde derin direnişin pekişmesi olgusu ortaya çıkıyor.

Bu trajik durumu Türkiye'de Kürt asıllı bir vatandaşın şahsında düşünsek, ortaya şöyle paradoksal bir görüntü çıkar:

Kürtçesini kullanan, Kürt kimliğine saygı duyulan, Kürtçe dil eğitimi yapabilen, çünkü bu alanda AB desteği bulan, ama kızını başörtülü okutamayan, çocuğuna yeterli din eğitimi veremeyen çünkü bu alanlarda dış destekten mahrum kalan ve içerdeki yapının kuşatmasına maruz bulunan bir insan... Nasıl? Kürtçesi özgür, İslamcası daraltılmış bir insan tipi nasıl duruyor?

Sistem sorunlarını çözüyor, rahatlıyor mu?

-Dış dinamiklerin ilgi alanlarında bir ölçüde, evet.

-Dış dinamiklerin ilgisizliği veya negatif ilgi alanlarında hayır!

İçerdeki "kuva-yı milliyeci" kahramanlarımız, olan biteni nasıl okur bilmem, ama Avrupa Birliği evire çevire, "Kürt meselesi"ndeki derin kuşatmaları akamete uğratmış bulunuyor.

Şimdi kuva-yı milliyecilerin de arkasında durduğu jakoben laiklik yorumu, toplumun yüzde 99'unun inanç alanı üzerinde az veya çok hissedilir bir kuşatma niteliği taşıyor ve bu alanda AB çizgisiyle neredeyse bütünleşiyorlar. Hatta insanlarımız, AB'den bir takım adımlar ümit ediyor, kuva-yı millliyecilerden asla!!!

Bilmem bu dramatik yapıyı okuyan bir aklı selim var mı o cenahta?


11 Haziran 2004
Cuma
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED