|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Venüs'ün güneş ile buluştuğu gün güneşe çıplak göz ile bakmanın retinada körlüğe varacak tahribata yol açabileceği konusunda uyardı medya. Bakmadık güneşe. Retinamızı koruduk. Aynı günün akşamında haber bülteninde iki haber daha vardı ki, tahribatından korunmamız hiçbir şekilde mümkün değildi. Adı Fırtına olan alkollü sürücünün kendini "alt tarafı bir taksici öldürdüm" diye savunması... Böyle bir vahşet böyle bir duyarsızlık!!! Katlini sınıf takıntısı üzerinden savunan bir vicdan!!! Nereden besleniyor bu sınıf takıntısı? Dört bir yandan. Reklamlardan haberlere, dizi filmlere köşe yazılarına kadar herşey azgın bir sınıf takıntısını daha da azdırmak için gayret gösteriyor. İmajı "en demokrat aydın" olanlar bile kalemlerini sınıf ayarımı üzerinden kuruyor. Ben ve o diye hizalıyor dünyayı derhal. Ben ve benim gibi her şeyin en iyisine layık olanlar ve girdikleri her yeri talan eden çöplüğe çeviren ötekiler. Türkiye nereye gidiyor? Eski bir Yeşilçam repliği olan "Paramız yoksa da haysiyetimiz var" sözü, sonradan görmüşlüğün dişlileri arasında yok ediliyor. "Alt tarafı bir taksici öldürdüm" diyor adına Fırtına konmuş olan bir sürücü. "Bir kişinin ölümünü bütün bir kainatın ölümü bilen" bir dine mensup olanlar için bu ne korkunç cümledir. Bu ne dönüşümdür! Helalinden para kazanmak için ek iş yapan rahmetli şoförün anneciği "Gelsin de benim yavrumun evini, ailesini, çocuklarını görsün" diyor, ölmüş evladına ağıt yakarken.Oğlunun bir sarhoş tarafından öldürüldüğüne yanarken bir de hayatının küçümsenmesinin acısıyla kavruluyor yüreciği. İkinci haber Eskişehir'den. Eli değnekli şehir magandalarından bir grup genç sokaktaki ağaçları parçalamış. Adamcağız kolu kanadı kırılmış ağacın başında inliyor: "Ben bunu ta Yalova'dan getirmiştim" diyor. "Ne isterler ağaçtan?" "Haberler"den habersiz kalmalı mıyız? Sadece kötünün haber değeri taşıdığını ne zaman farkedeceğiz? Gençlere rol model oluşturan "kötü haberlere" karşı nasıl bir dil geliştireceğimizi tartışmak için, bu konuda kafa yormak için, başımıza neyin gelmesini bekliyoruz? Taksicinin ölümünü ölümden saymayanlar... Bir gece yarısı bütün bir sokağın, caddenin ağaçlarını parçalayanlar... Bunlar bu toplumun içinden çıkıyor. Daha ne kadar şiddet haberi? "Kötüyü ortaya getirmeyin, muhakkak bir alıcısı çıkar" hükmünü, haber alma özgürlüğü adı altında geçersiz kılmaya devam mı edeceğiz? "Alt tarafı bir taksici öldürdüm." İnsana dair hiçbir umudum kalmamıştı neredeyse. Ertesi sabah güzel bir kız çocuğu gördüm. Köşe başında dilenen yaşlı adamın avucuna para koymak için, annesine yalvarıyordu. Dondurma almak için değil, o yaşlı adama para vermek için yalvarıyordu küçük kız. Bekledim. Annesi parayı verdi. Küçük kız da yaşlı dilencinin avucuna koydu parayı. Buraya kadar şaşırılacak hiçbir şey yok. Ama beş-on adım gittikten sonra küçük kız yavaşça arkasına döndü ve yaşlı dilenciye el salladı. Ağrıyan kalbimde, küçük kızın küçük avucu merhem gibi gezindi. "Dilenci dedenin çocukları var mıdır anne?" diye sordu küçük kız.. "Dilencilere dede denmez!" dedi annesi buz gibi bir sesle. Verdiği cevabın, küçük kızın dünyasında nasıl bir kırılma yaptığını biliyor muydu? Hayır. Güzel bir fıtrat ile dünyamıza emanet edilmiş çocuklar ve gençlerin fıtratını korumak için ne yapmamız gerekiyor? Bu soruyu her dakika yeniden yeniden sormalı ve cevabını bulmaya çalışmalıyız.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |