|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bazılarının, "Kıbrıs elden gidiyor" sloganı eşliğinde lanetledikleri Annan Planı'nın başlattığı süreç devam ediyor. BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Güvenlik Konseyi'ne sunduğu rapor Kıbrıs sorununu canlı bir şekilde gündemde tutuyor. Annan'ın raporu iki önemli tabuyu yıkıyor. Birincisi, Türkiye'de egemen olan, "biz ne kadar uzlaşsak da dünya bu çabamızı anlamaz kompleksi"dir. Raporda, Türkiye'nin çabaları eksiksiz hatta BM'nin iyi niyet misyonunu sorgulayacak kadar iştahlı takdir ediliyor. Türkiye Başbakanı'na övgüler yağdırılıyor ve özetle "Türkiye üzerine düşeni yapmıştır" deniliyor. İkinci tabu da Rum tarafının 30 yıldır, bizim tarafın yanlış politikalarını da 30 yıldır sürdürdükleri politikanın yerle bir edilmiş olmasıdır. Rumlar artık, avcı değil av pozisyonundadır. Bu durum da onların sinirlerini yıpratmış, dengelerini bozmuştur. Annan'ın Konsey'e sunduğu raporu şiddetli ifadelerle ve öfkeyle eleştiren Rum lider Tassos Papadopulos'un ifadeleri diplomatik havanın Türkiye lehine döndüğünü açıkça göstermektedir. Rumların lideri Annan için, "iyi niyet misyonu sınırlarını aştı" ifadesini kullanıyor. Türk tarafına yönelik ambargonun kaldırılması çağrısını da abartılmış bir methiyenin hedefi olarak değerlendiriyor ve "böyle bir istek yasa dışıdır" diyor. Hızını alamıyor, Annan'ın temsilcisi Alvaro de Soto'yu da uluslar arası metodun dışına çıkmakla suçluyor. Annan'ı ve de Soto'yu Güvenlik Konseyi üyelerine şikayet ediyor. Üyelere yazdığı mektup aslında diplomatik yenilginin ilanından başka bir şey değildir. Papadopulos'un bu paniği, referandumda halkını yanıltıp onların çıkarlarını yanlış adrese yöneltme kararının bir sonucudur. Yaptığı hatanın, KKTC'ye yönelik izolasyonların kaldırılması, Kuzey'in de facto tanınması sonucunu doğuracağını bile bile halkını yanıltan Papadopulos, şimdi çaldığı minareye kılıf hazırlıyor. Ama, görüşmeler bittikten ve yetki Genel Sekreter'e geçtikten sonra, mazeret arama çabası boşunadır. Rum lider, planın hem Kıbrıslı Türklerin hem de Türkiye'nin çıkarına olduğunu söylüyor ve çözüme direncini gerekçelendirmeye çalışıyor. İlginç olan, Papadopulos'un itiraz gerekçeleri ile referanduma "hayır" diyen Türklerin aynı noktada buluşmasıdır. Bizim redciler dolaylı olarak, Rum tezine katkı sağlamışlardır. Rum lider, planda ve raporda Rumlara iade edilecek topraklar ve Kuzey'e dönecek Rum göçmen sayısının yanlış olduğunu iddia ediyor, bizim "hayır"cılar da toprak ve göçmen sayısının Türk tarafının yapısını değiştirecek bir tuzak olduğunu söylüyorlardı. Bizimkiler, Türkiyeli göçmenlerin sayısının az olduğunu iddia ediyordu, Papadopulos da Türkiye'den gelen göçmenlerin yarısının gideceği görüşünün de gerçeği yansıtmadığını söylüyor. Kıbrıs'ta hem Rum hem de Türk şahinlerinin politikası iflas etmiştir. Rumlar, aslında AB üyeliğine layık olmadıklarını göstermişler; Türkler ise üye olmasalar da Avrupalı olduklarını ispatlamışlardır. İçine düştükleri bu açmaz nedeniyle Rumlar, bir süre sonra Annan Planı'nı yeniden oylamak fikrini gündeme getirmek zorunda kalacaklardır. KKTC halkı mevcut düzeyi kabul ettiği için, onların aleyhine yeni bir plan ya da pazarlık mümkün değildir. Rumların ise yeni bir oylama talep etmekten başka çaresi yoktur. Ancak, Türkiye planın yeniden oylanması konusunda istekli olmayacaktır. Olmak zorunda da değildir. Çünkü, bugüne kadar attığı adımların siyasal rantını elde etmeyi bekleyecektir. Bu sabırlı bir bekleyiş de olabilir. Mesela, AB'nin yıl sonunda Türkiye ile ilgili kararına kadar sürebilir. Öte yandan Kıbrıs sorunu, AB üyesi olmasına ve Kuzey gibi bir ambargo altında yaşamıyor olmasına rağmen artık öncelikli olarak Rum Kesimi'nin sorunudur. Papadopulos'un kıvranışı da bunu açıkça göstermektedir. Ambargonun kaldırılmasına yönelik her adım veya başta İKÖ gibi kuruluşlar olmak üzere KKTC'ye uzatılacak her el de kıvranışı artıracaktır.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |