|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Yıllardır, özlemini duyardım. Bir fırsat olsa da, protokol dışı bir "Rumeli Gezisi" yapabilsem, diye... Geçen cuma sabahı, bizim Fuad Demirci, Bursa'dan yola çıkıp, geliyorum, hazır ol ağabey, dedi... Plan yaptık. Tekirdağ köftesi yiyip, cuma namazını da kılıp, İpsala'ya doğru yol almayı planladık. Öyle de oldu. Cuma namazını Orta Cami'de kıldık. Yeni kilimler üzerinde, ağaçlar altında kıldık namazı... Cenaze vardı, ve onun için bir kısım adamlar da vardı ortada... Fakat saygısızlar yok değildi. Bir iki adam, gözlüklü, ellerinde sigara, ayak ayak üstünde bir bankta oturmuş, okunan ezan, tilavet olunan Kur'an ayetleri karşısında "ineğin trene bakması gibi" aval aval bakar dururken, namaza iştirak eden cemaatın ne kadar olgun ve sabırlı olduğunu görüp, yola çıkarken, aklımıza, 35 yıldır bir türlü ziyaret edemeediğimiz Malkara geldi. Fuad'a: "-Kır direksiyonu Malkaraya doğru..." dedim... Amma ne gezer, Belediye binasının arkasındaki evde oturan Üzeyir Dede... ve hanımı... Kimse kalmamıştı, Gülerman ailesinden o eski evde... O Üzeyir dede derdi ki; "Ah o bizim yerler.. Nerede o yeşil yamaçların eteklerinde konuşlanan Selanik'teki köyümüz..." Aynı şekilde, beş-on yaşında iken, bize Balkan savaşlarında geçirdiği yılları ballandıra ballandıra anlatan, Hacı bendiko Mustafa'nın Ohri gölü kenarındaki behçelerde dolaşırken, Balkan komitacıları'nın karşısında uğradıkları baskınlardan ötürü, duyduğu hüzünlü hikayeler de, bizi buraları götürmeye zorluyordu. Amma bizim asıl niyetimiz, Manastır'a gidip, orada bulunan "İdadi-yi Askerî"nin yetiştirdiği, Mustafa Kemal Bey'in lise binasının hal-i hazırını görmekti... Sahi, Manastır Asekrî Lisesi, nasıl bir yerdi ve ne tür bir programla "Mustafa Kemal" gibi bir "dahi" adamı yetiştirip, xx. yüzyıla damgasını vurmasının alt yapısını sağlamıştı? Bu hal içinde bir de baktık ki, İpsala sınır kapısına dayandık... Akşam karanlığında geçecektik, o Meriç Nehrini... Hani, bize o ezberletilen şiirdeki gibi değildi aslında... "Koca Balkanlardan çıkar da gelir/Geçtiği yerleri yıkar da gelir.." Nerede o heybet... Etrafı sazlıklarla kaplı, kurumuş bir vadi... Ve iki cağrafyayı birbirine bağlayan uzun bir köprü... Tam ortasında yerini almış, iki ülkenin asker nöbetçileri... Amma, son çıkış yerinde, bir namaz kılalım dedik... Abdest alalım derken, karşımıza ilk defa şöyle bir tabela çaktı: "Gusülhane ve Mescid." Biz mescidi anladık da, o "Gusülhane" neydi, dersiniz? Yani; biz Ziya Paşa gibi: Diyar-ı küfrü gezdik, beldeler, kaşaneler gördük. Dolaştık İslam mülkünü, bütün viraneler gördük. Amma hiç bir zaman, müslümanları "cenabet" görüp, onları mescide yönlendiren bir "gusulhane" tabelasına rastlamadık.. Demek ki, buranın, yani İpsala gümrük binasının işletmesini yapan firmanın çarpık zihneyeti bu "cenabet cinliğini" ortaya attı... İçimizde uyunan bir bir sürü şüphe vardı. Acaba AB içinde yer alan Yunanistan'da bizi neler bekliyordu? Öyle ya, daha gümrükte başlıyordu çarpıklık, şarklı kafalılık ve kaşıntılı- mıymıntılı bekleyiş tavırları... Beş metre ara ile, başlıyordu, iki ülke arasındaki zihniyet ve mantalite farkı... Yedek subayken, bizi ilk önce Meriç'e sürüp, karşı tarafa doğru hamleye zorlamak varken, 35 yıl sonra "Schenger" vizesi ile Gümülcine, İskeçe topraklarına geçiyorduk. Gelişme asarı hemen fark edildi. Son üç yılda büyük gelişme gösterdi o topraklar... Yollar, uluslararası standartlara göre dizayn edilmişti. Amma, bizim topraklarda gördük ki, geçmişte köy hizmetlerinin muattal kalan araçları, hizmete koşulmuş ki, yollar iki şeritli /duble olacak şekilde hummalı bir çalışmayı gözledik... Bu da bizim AB için, daha şimdiden, kesintiyi ortadan kaldıran ve Türkiye'yi AB yoluna Batı Trakya ile birleştirecek yolun çok geçmez bir köprü ile bağlanmış bir halde, Meriç üzerinden Mehmetçiğin türküleri ile, barış ve dostluk rüzgarları baş gösteren nemli ve buharlı havayı dağıtmış olacaktır. Artık Yunanistan'ın içlerine doğru yol almaya başlamış, giderek, rotamızı, Makedonya'ya göre ayarlamıştık. Ki, Yunanistan, "Makedonya" diye bir "devlet" tanımıyordu. Onlara göre, "Özerk Üsküp Bölgesi" vardı. Neyse ki, Makedonya'ya geçerken, aynen Türkiye gibi... Bir araştırma ki sormayın gitsin... Neyin var, bağajda ne sakladın vs vs.. Amma Yunanistan farklı... Ne bir polis ne bir zabıta ve ne de bir otaban zabiti görürsün... Turisti, gelip geçeni hoş etkmek "turizm" yönünden çok önemli Yunanistan için.. Amma kendi vatandaşlarına, hiç bir tolerans yok. AB standartları ne ise hepsi harfiyyen uygulamada mahir bir ülke haline gelmişler... Geçmiş bir kaç yıl öncesinde onların yolları bizden feci bir manzara arzediyordu. Şimdi Türk TIR'ları da Yunanistan üzerinden geçip Batı'ya mal taşıyorlar... Hele hele Bulgarlar ve Sırplar yollarda insanları soyduktan sonra... Emin bir halde Makedonya'a geçtik ki, bir yağmur bir yağmur ki... Hani merhum Necip Fazıl'ın dediği gibi:
"Bu yağmur, bu yağmur, bu kıldan ince...
Bizi de tanımayan topraklar, bir yağmurla karşıladı ki, yol tesviyesi yapılan bir düzlükte, diğer araçlarla, suya "gark" olacak gibi, saplanıp kaldık. Uzak Doğu ülkelerindki manzara gözümüzün önünden gelip geçti. Gök gürlemesi altında çakan şimşeklerle, birazcık aydınlanan vadide, " selevat" getirmekten başka elden ne gelirdi. Zifiri karanlıkta, Üsküp'teki İsmail (Bayramî)ye ulaşmak ne mümkün... Gece yearısını geçktik, herkes uykuda... TIR'lardan sadece "sinyalizasyon"la kırmızı ışık belirtileri arasından, bizim Fuad'ın cin fikirliliği imdada yetişti: Bursa'da oğluna, oradan da Üsküp'teki İsmail'e ulaşmasını haber verir. Ve İsmail, sabaha doğru yola çıkar bir jiple... Mübarek yeni bir Rus jibi olduğu gibi, motoru açılmamış, ben anlamam ya, l00 km'den fazla yol almıyor... Yarım saatlik yolu, bir iki saatte alıyoruz... Sabaha doğru, Üsküp'e varıyoruz... Namaz derken, derin bir uykuya dalıyoruz... Bir kaç yıl öncesinden Bulgaristan'dan gelip, Cuma namazı kıldığımız, Yahya Kemal'in "Üsküp" şehrindeydik artık... Merkez orasıydı... Oradan başlayacaktık Makedonya gezisine bir Cumartesi sabahı...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |