AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

K R O N İ K  M E D Y A
Herkes şaşkına döndü ama Süsoy hâlâ 'dünya sakini' bir gazeteci!

Bu işlerin tesadüfi olmadığına neredeyse biz de inanmaya başladık... Hürriyet'in "Yener Süsoy röportajı" altında sayfalarına yerleştirdiği röportajların özel bir "mantığı" olsa gerek herhalde...

İçinizden hatırlayanlar vardır herhalde... Yener Süsoy röportajlarından bu sayfada birkaç kere söz ettik. Yener Süsoy'un mülakat aldığı şahsiyetlerin hepsinin aynı "daire"den olmadığı muhakkak. Röportaj verenlerin arasına sırasında magazin dünyasından isimler de karışıyor. Ama bu röportajların neredeyse muntazam aralıklarla "emekli askerler"i de konuk ettiğine de şahit oluyoruz.

Yani gazete açısından sanki şöyle bir "mantık" söz konusu: "En iyisi, açıklamaları olay yaratabilecek bu şahsiyetlerle röportaj için Yener Süsoy'u görevlendirelim!"

Eğer durum böyleyse, fena bir seçim değil doğrusu... Çünkü böylece "olay yaratması" muhtemel açıklamalar "Yener Süsoy röportajı"nın klasik "eğlenceli" ikliminde neredeyse bir "magazin" haberi niteliğine bürünecek ve böylece gazete de (Hürriyet) aslında her biri birer "bomba" özelliği taşıyan bu açıklamalar karşısında "sorumluluk" hissetmeyecek...

Bu çerçeveye Yener Süsoy'un muhatabının ağzından çıkan hiçbir (ama hiçbir!) açıklama karşısında etkilenmeyen, istifini bozmayan o "duruş"unun getirdiği avantajı da olumlu bir puan olarak katmak gerekir. Gerçekten de, Yener Süsoy bu röportajları sırasında hiçbir açıklamadan etkilenmiyor... Karşısına aldığı şahsiyet "Yener Bey, biliyor musunuz ki yarın askeri darbe olacak!" bile demiş olsa, eminiz ki Yener Süsoy'un kılı bile kıpırdamayacak ve o bu fevkalade "soğukkanlı" tarzıyla belki de elindeki röportajı bir hafta sonra yayımlamak üzere sakin sakin yine bürosunun yolunu tutacak...

Neyse, biz gelelim Hürriyet'in dün (21 Haziran) yayımladığı en son "Yener Süsoy röportajı"na: Gazete haklı olarak (haklı olarak, çünkü açıklamalar gerçekten birer "bomba" niteliğinde) röportajı sürmanşetten girmiş. Bu haftanın konuğu "Eski Kara Kuvvetleri Eğitim ve Doktrin Komutanı emekli Korgeneral İzzettin İyigün"ün ağzından şu sürmanşet: "Tank yürütüp, balans ayarını yapan benim".

Hadi bakalım, işte size üzerinde "medeni" bir tartışma açabileceğiniz güzel bir itiraf....

Söylediğimiz gibi röportajı yapan Yener Süsoy çok "soğukkanlı"; ama itiraf etmek gerekir ki, röportajı veren emekli general ondan da "soğukkanlı"!

Yener Süsoy soruyor: "Vay...Vay... Vay... Biz kimleri biliyorduk, meğer kimler neler yapmış..."

Bu soru üzerinde fazla durmak, vakit geçirmek istemiyoruz ama hiç değilse şu kadarını söyleyelim: Şahitsiniz; soru cümlesi olağanüstü derecede "sempatik" değil mi?! "Vay....Vay....Vay..." diye başlaması, Sincan olaylarından değil de sanki bir "yemek tarifi"nden söz ediliyormuşcasına ufak ufak "takılmalar" tek başına bir anlam ifade etmiyor mu?

Emekli generalin cevabı gerçekten çok sarsıcı (zaten "bomba" demedik mi?): "28 Şubat'ta Sincan'da tankları yürüten, balans ayarını yapan benim. Öncesinde ne Karadayı'nın haberi vardı, ne de Çevik Bir'in. Sadece üç kişi biliyorduk."

Çok sarsıcı değil mi? Tabii ki sarsıcı çünkü unutmayın ki emekli generalin anlattıkları çok öncelere, mesela "Balkan Harbi"ne filan ilişkin bir "itiraf" değil; tabii ki 28 Şubat'tan, yani şunun şurasında üzerinden on yıl bile geçmeyen çok yakın tarihten söz ediliyor....

Yener Süsoy'un "Vay...Vay... Vay..." çekmesi de yersiz değil; baksanıza, bir dönem ismi gündemden düşmeyen Çevik Bir'in bile tankların Sincan'da yürütülmesinden haberi yokmuş...

Röportajda (uzun uzun aktarmayağız tabii ki, ama herkesin bulup okumasında yarar var) bizim ilgimizi en çok çeken açıklamalardan birisi şu oldu: "Genelkurmay'ın yürüyüşten haberi ancak 4 saat sonra oldu. Çevik Bir ise sabah 8.00'de öğrendi. Doğu Paşa kendisini aramış, durumu karadayı Paşa'ya iletmesini söylemiş. Çevik de engeller endişesiyle yürüyüşü Karadayı'ya duyurmamış. Karadayı Paşa olayı ilk duyduğunda darbe zannenip korkmuş, Çevik de kendisine böyle bir şey olmadığını temin etmiş....."

Nasıl buldunuz? Masal gibi devam ediyor değil mi? Peki herşey iyi güzel de, tankların Sincan'da yürümesinden Genelkurmay'ın "ancak 4 saat sonra " haberi olduğu yolundaki iddiaya ne diyorsunuz? Dedik ya, emekli general olup biteni bir "masal" gibi anlatıyor...

Öyle bir röportajla karşı karşıyayız ki, işin içine Yener Süsoy'un sempatik takdimleri de girince okurların "Hayır doğru olamaz, bu bir şaka muhakkak!" dememesi imkansız...

Dün (21 Haziran) röportajın henüz ilk bölümünü okuyabildik. Devamı ertesi güne imiş... Bakalım bu haddinden fazla erken gelen "itiraflar" daha nasıl çeşitlenecek? Yener Süsoy yemeğe oturmadan (mönü: "Erzincan çorbası, Kilis dolması, tas kebabı, sarma, baklava, dondurma") önce veya yemekten sonra emekli generale "eğlenceli" olmayan bir sboru yöneltecek mi?

Bu arada Mazlumder'den yine dün yapılan bir açıklamada şu satırları okuduğumuza da hatırlatalım: "Emekli bir generalin Kara Kuvvetli Komutanı'nın 'suç' niteleği taşıyan emrini uygulaması gazete manşetlerinden itiraf ve ifşa edilirken, bu ülkede yargının sadece hükümetten değil ama gerçekten bürokrasiden de bağımsız olup olmadığını göreceğiz. Savcılar harekete geçebilecek ya da Adalet Bakanlığı bu konuda adım atacak mı? En azından bu cesareti gösterecek yargı mensuplarını koruyabilicek mi?"

Güzel açıklama doğrusu.... (K.B)


Oh be: 'Çimlere basmak yasak değildir'

Birkaç gün önce, adını şimdi tam olarak hatırlayamadığımız bir gazetede okumuştuk... Orman Bakanı Osman Pepe, "Çimlere basmayınız", "çimlere basmak yasaktır" türünden levhalara gönderme yaparak, "Hayır basın, hem sizin hem çimler için iyidir" diyordu...

Hayatları, çimenlerin üzerinde gezme özlemiyle geçmiş bir neslin gazete okurları, bu haberi okuyunca neler hissetmiştir acaba? Sevinç mi, hayıflanma mı, öfke mi, aldatılmışlık mı? Düşünsenize, "çimenlerin doğası"na vakıf birilerinin mutlaka bildiği, ama kimsenin bu bilgiyi, tabulaştırılmış bir yasağa karşı kullanmayı aklının ucundan bile geçirmediği bir "kamusal hayat" alanından söz ediyoruz...

Bu birkaç cümlelik haberin içinde barındırdığı karmaşık hissiyat başka gazetecileri de etkilemiş olmalı ki, sonraki günlerde birkaç kez vurgulandı. Haber, dün de Star'daydı... Star Ankara Temsilcisi Metin Özer, 2B konusunda bakanla yaptığı söyleşide "çim" meselesini de sormuş, bakanın cevabını "Çimler basılmak içindir" başlığıyla çerçeve içine çekmiş... İşte Orman Bakanı Osman Pepe'nin okurlara "oh be" dedirten sözleri:

"Çimin üzerinde tepinmedikten sonra, kökünü koparmadıktan sonra çocukların üzerinde dolaşmalarının, insanların çimlere basmasının hiçbir zararı yoktur. (...) Böylece çimin kökü daha fazla toprağa oturuyor. Bunun zarardan çok çime faydası vardır." (A.G.)


22 Haziran 2004
Salı
 
YÖNETENLER: Kürşat Bumin
Alper Görmüş


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED