AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

K Ü L T Ü R
İstanbul'a dair ne varsa

1997'den bu yana Türk müziği enstrümanları ile Türk müziği formunda ama bugünün insanına hitap eden parçalar üreten İncesaz grubu, son albümleri "Üç-İstanbul'a Dair"de, bu şehre dair herşeyi müziğin lisanına aktarıyor.

  • ÖMER ÇAKKAL
    1997 yılında kurulan İncesaz grubu, üçüncü albümü 'Üç-İstanbul'a Dair'de, İstanbul'a dair ne varsa müziğin diliyle anlatıyor. Muhallebicinin Oğlu, Sarnıç Sokak, Bindokuzyüzellibeş Mezunları, Balıkçılar, Sekizonbeş Treni, Son Vapur ve Bayram hem parçaların adları, hem de albümün teması. Birbirleriyle iyi anlaşan altı kişilik İncesaz grubundan Cengiz Onural, Murat Aydemir ve Derya Türkan'la müziklerinin renkleri üzerine konuştuk.

    Pop müzik uzun yıllardır iyi kazandırıyor. Siz ise ısrarla dinleyici kitlesi sınırlı olan klasik Türk sanat müziği alanında çalışmalar yapıyorsunuz...

    Murat Aydemir: Bizim ürün verdiğimiz dala sanat müziği denileceğini sanmıyorum. Bu yeni bir tür. İhtimal bu türü, dinleyici zaman içinde tanımlayıp, adlandıracak.

    Derya Türkan: İncesaz'a ne tür denirse densin, bizim için bir şey değişmiyor. Biz bu müziği zevkle ve benimseyerek yapıyoruz.

    Grup, adını nereden aldı?

    M. Aydemir: Kavram olarak hem yaptığımız müziği, hem de içinde kullandığımız enstrümanları taşıyabileceğini düşündüğümüz için 'İncesaz' adı bize sıcak geldi.

    İncesaz albümleri içe doğru yapılan yolculuğun ürünü olarak dikkat çekiyor. Bu içsel yolculuk nereye doğru ilerliyor?

    Cengiz Onural: Hakîkâte. Gönlümüzdeki sesleri duymaya çalışıyoruz.

    M. Aydemir: Eğer dinleyen insanın böyle bir yolculuğu varsa nereye isterse oraya gider. Böyle bir yolculuğu olmayan birine de İncesaz sadece hoş bir sada olarak gelir. Biz içimizden gelen müziği yapıyoruz.

    D. Türkan: Bu yolculuk bizim için bir yandan da, aramızdaki muhabbeti herkesle paylaşma yolculuğu.

    Baba Evi, Deliyürek, İkinci Bahar ve Ekmek Teknesi dizilerinin başarısında, İncesaz ekibinin elinden çıkan müziklerin de etkisi oldu. İnsanları böylesine derinden yakalayan müzikler nasıl çıkıyor ortaya?

    C. Onural: Film müziğinde unutulmaması gereken bir husus var. O da müziğin, filmin bir parçası olduğu. Tabiki filmin yönetimi, oyunculuğu, görüntü yönetimi, ışığı veya diğer bir yönü zaman zaman öne çıkabilir. Ancak eğer müzik rol çalacak, filmin bütünlüğünü bozacak kadar öne çıkıyorsa, bana göre o filmde yürümeyen bir şey var demektir. Müziğin ilhamı ise senaryoyu okumaktan, öykü yazarı, yönetmen ve yapımcıyı dinlemekten ve çekilenleri izlemekten geçiyor. Tüm bunları yaptıktan sonra hâlâ ilhamla dolmadıysanız, bu işi bırakmanızı tavsiye ederim.

    Grup elemanlarının birbirlerini küçük yaşlardan beri tanıması stüdyoda ve konserlerde işinizi kolaylaştırıyor, doğaçlamanın sonsuzluğunda size geniş bir çalışma imkanı sağlıyor olsa gerek. Ancak bu tanışıklığın bir de olumsuz tarafları olmalı. Grup kendini yenileyememe gibi bir sorun yaşıyor mu?

    D. Türkan: Çocuk yaştan beri birlikte çalmak, bize ortak bir müzik dili kazandırdı. Birlikte çalarken bu müzik diliyle sohbet ediyoruz. Öyle ki, bu sohbette dilimiz sürçse, bu bile eşzamanlı oluyor ve hep birlikte bir hata yapmak müzikal açıdan bir hoşluğa yol açabiliyor.

    M. Aydemir: Daha yapacak o kadar çok şey var ki, kendimizi yenileyememeye ne zaman sıra gelir bilemiyorum.

    Son zamanlarda enstrümantal müzik de revaçta. Geçmişte 'Yedi Karanfil' ve 'Kervansaray' albümleriyle yetinen küçük kitle, bugün sayıları epeyce artan enstürümantal sanatçılarını takip ediyor. Bu gidişat nereye sizce?

    C. Onural: Dünyada ve ülkemizde enstrümantal müziğin tüketicisi bindeli kesirler mertebesinde. İnsanlık, müziği yeterince 'kolay' bulmayıp, onu sözlerle daha kolay algılanır hale getirdi. Şimdi bu da yeterli olmuyor, görüntü desteği olmadan müzik sunulamıyor. Sözleri olmayan müzik ise, müzik sanatının yalın ve en üst düzeyde soyutlaması. 'Kelâm'ın dinleyicisi, 'kelâm'a göre olur, yapacak birşey yok.

    M. Aydemir: Bu gidişat daha eğitimli, daha seçici, müzik zevkinin çok daha ileri olduğu bir Türkiye'ye inşallah...

    İncesaz ekibinde herkes müzikle içiçe

    Uyumun ve ortak bakışın başarıya ulaştırdığı İncesaz grubu üyeleri müzikle içiçe bir hayat sürüyor. Sağdan sola:

  • Akın Aral İstanbul Şehir Tiyatroları'nda orkestra üyesi.

  • Murat Aydemir İstanbul Devlet Klasik Türk Müziği Korosu'nda saz sanatçısı.

  • Engin Gürkey İstanbul Devlet Konservatuarı'nda öğretim üyesi, on yıldan beri de 'Yansımalar' grubunun üyesi. Vurmalı çalgılar atölyesinde ders veriyor ve kendi yetiştirdiği öğrencilerle konserler yapıyor.

  • Taner Sayacıoğlu İstanbul Devlet Klasik Türk Müziği Korosu'nda saz sanatçısı.

  • Cengiz Onural, Bora Ebeoğlu ile film müzikleri yapıyor.

  • Derya Türkan TRT İstanbul Radyosu'nda kemençe sanatçısı. Murat Aydemir ve Derya Türkan'ın 'Ahenk' adıyla klasik saz müziği içerikli bir albümleri var.

  •  
    Drina'nın öbür yakası üzerine
    5 asır boyunca Osmanlı egemenliğinde kalan Sancak üzerine kapsamlı bir kitap yayınlandı.
    Her gün Aşura her yer Kerbela
    Ortadoğu'da yaşananlar Harbiye Açıkhava'da düzenlenen bir geceyle protesto edilecek. Gecede müziğin her türü aynı sahneyi paylaşacak.
    Ödüllü piyanistler Festival'de çalıyor
    Uluslararası İstanbul Müzik Festivali, dünyanın en saygın yarışmalarından 'Kraliçe Elisabeth Piyano Yarışması'nda geçtiğimiz yıl dereceye giren üç sanatçıyı, bu sene ilk kez Ödüllü Piyanistler Konserleri adlı bölümde ağırlıyor. Darphane-i Amire binalarında gerçekleşen konserler serisinin ilkinde dün, yarışma dördüncüsü Roberto Giordano sahne aldı. Bugün saat 18.00'de ikinciliği kazanan Wen-Yu Shen ve yarın da yarışma birincisi Severin von Eckardstein seyirci karşısına çıkacak. Yarışmanın en genç katılımcısı ve ikincisi Wen-Yu Shen, Belçika Ulusal Orkestrası ve Monnaie Senfoni Orkestrası'nın yanı sıra Hollanda, İsviçre ve İstanbul'da konserler verdi. Yarışma birincisi Severin von Eckardstein ise pek çok ödülün sahibi ve uluslararası müzik festivallerine davet alan bir piyanist. Bilgi tel: 0216 556 98 00
    Gürcü çocuklarına resimli kitaplar
    Gürcistan Müslümanlarına yönelik dini kitaplar yayınlayan Muhammed Yunus Kaya yeni bir kitap serisini daha Gürcü diline kazandırdı. Abdülkadir Dedeoğlu tarafından, okuma-yazmayı yeni öğrenen çocuklara dini ve dinin güzelliklerini öğretme gayesi için hazırlanan ve Osmanlı Yayınevi'nin Türkçe 'Oku' başlığı ile 4 kitap halinde çıkardığı kitap serisi Gürcüce olarak yayınlandı. Osman ve Zebur Şantadze kardeşler ile Kemal Tsetskhladze tarafından, 'Tsaikitkhe da İstsavle (Oku ve Öğren)' adı ile Gürcüce'ye tercüme edilen kitapları yayınlayan Kaya, "Biz 15 yıldır Gürcüce dini kitap yayını yapmaktayız. Bunlar arasında çocuklara yönelik kitaplar, önemli bir yer tutuyor." dedi.
    22 Haziran 2004
    Salı
     
    Künye
    Temsilcilikler
    Abone Formu
    Mesaj Formu
    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
    Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
    Bilişim
    | Dizi | Çocuk

    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
    © ALL RIGHTS RESERVED