AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

D Ü Ş Ü N C E    G Ü N L Ü Ğ Ü
Japonya'da İslam ve Müslümanlar

Japonya'da Müslümanların sayısı kesin bir bilgi olmamakla birlikte 50 bini Japon asıllı olmak üzere yaklaşık 300- 350 bin civarında. Japonya'nın her tarafına dağılan Müslümanlara ait 100 İslami kurum ve kuruluşun yanısıra 180 kadar da cami var. Son zamanlarda Japonların İslam'a olan yoğun ilgisinin arttığı ve binlerce Japon'un İslam'a girdiği Tokyo İslam Merkezi Müdürü tarafından ifade edilmektedir.

Osmanlı-Japon ilişkileri çerçevesinde, 1890 yılında Osman Paşa emrinde 600 kişilik Osmanlı asker ve subayı Ertuğrul gemisiyle Japonya'ya giderken Japon Denizi'nde fırtınaya yakalanır ve batar (16.9.1890). 550 kişi şehit düşer ve Japonya'da gömülür.

1891 Ostaro Noda adında bir Japon gazeteci, Japon halkından toplanan yardımları, şehit ailelerine vermek üzere İstanbul'a gelir. Sultan II. Abdulhamid'le görüşür. İngiliz asıllı bir Müslüman vasıtasıyla Müslüman olur; Abdulhalim adını alır. Olay, gazetelerde yayınlanır. Üçüncü Japon Müslüman ise, 1909'da Kur'an'ı ilk defa Japonca'ya tercüme eden Ahmet Erca'dır.

Son yüzyılda İslam'a yoğun ilgi var

Osmanlılarla temas neticesinde İslam'la tanışan Japonların son yüz yıl içinde, İslam'a ilgileri giderek artmaya başlar. İkinci Dünya Savaşı esnasında Çin, Endonezya, Malezya ve Filipinler'e giden Japonların bir kısmı, savaş sonrası Müslüman olarak Japonya'ya döndüler. Bu Japon Müslümanlar 1953'de ilk İslami cemiyetlerini kurarlar. Japonya'da inşa edilen ilk cami Kobi Camii'dir. Tarihi 1935. Bundan üç yıl sonra da Tokyo Camii yapılır. Zamanla tahrip olan Tokyo Camii birkaç sene önce Türkiye Diyanet Vakfı tarafından yeniden inşa edilir. 1975 yılında da Tokyo'da Japonya İslam Merkezi inşa edilir. Japonlara İslam dinini doğru bir şekilde anlatmaya ve tanıtmaya başlayan İslam Merkezi vasıtasıyla binlerce Japon İslam dinine girmiş oldu. Merkez halihazırda, İslami bir okul inşaatını sürdürmektedir. Japon hükümeti tarafında resmen tanınan ve bağımsız dini bir müessese olan İslam Merkezi, Japonca İslami kitapların dağıtımı, Japonlar için İslam ve Arapça dersleri vermek, konferans ve sempozyum düzenlemek, Japonca'ya dini kitaplar tercüme etmek ve Müslümanlara evlenme ve İslam kimliği belgelerini vermek gibi işler yapmaktadır.

Japonlar fıtri olarak İslam'a çok yakın

İslam Haber Ajansı'na bir açıklama yapan İslam Merkezi Başkanı Dr. Salih Samurai, Japon halkı ve Japonya'da İslam'ın geleceği hakkında şunları söylemektedir: "Her gün Merkez'de 4-10 Japon kelime-i şehadet getirerek Müslüman oluyor. Eğer İslam doğru bir şekilde Japonlara anlatılırsa, Japonlar kitleler halinde İslam'a girecekler. Daha önce İslam hakkındaki bilgiler, tahrif edilmiş bir şekilde yalan yanlış olarak Avrupa ve Amerika kanalıyla geliyordu ve Japonların ilgisini çekmiyordu. Halbuki Japonların örf adet ve gelenekleri, fıtratları İslam'a oldukça yakındır. Mesela Japon halkı, sabah akşam el ve ayaklarını yıkar, temizliğe önem verir, sade hayat yaşar, içki ve kadına düşkünlükleri yok, anne-babaya saygı gösterirler. Fazla yemek yemezler. Şiddeti sevmezler, kötü arkadaşlardan uzak dururlar. Bütün bu güzel sıfatlar zaten İslam'da var. Onun için Japonların İslam'a girmeleri kolay oluyor."

Japonya'da Müslümanların sayısı

İslam Haber Ajansı dergisinin, Japon Müslümanları Birliği Başkanı Dr. Halid Galluş'a dayanarak verdiği bilgiye göre, Budizm ile Şintoizm gibi iki temel inancın hakim olduğu Japonya'da Müslümanların sayısı kesin bir bilgi olmamakla birlikte 50 bini Japon asıllı olmak üzere yaklaşık 300- 350 bin civarında. Japonya'nın her tarafına dağılan Müslümanlara ait 100 İslami kurum ve kuruluş yanısıra 180 kadar da cami var. Son zamanlarda Japonların İslama olan yoğun ilgisinin artığı ve binlerce Japon'un İslam'a girdiği Tokyo İslam Merkezi Müdürü tarafından ifade edilmektedir.

İslam Merkezi Başkanı Samurai'nın ifadesine göre, Budist bir profesörün yazmış olduğu bir kitapta İslam hakkında şu görüşlere yer veriliyor: "Eğer İslam Japonya'da biraz istikrar bulursa, Malezya ve Endonezya'da olduğu gibi kıssa zamanda her tarafa yayılacak." Mukayeseli Hukuk Enstitüsü Başkanı ve Şou Üniversitesi Dekanı Prof. Sanada ise, yazdığı kitapta İslam hukukunun, beşeri hukuklardan üstün olduğunu belirterek, Japonların İslam gibi bir dine ihtiyaç duydukları ve Müslümanların, Japon halkına ve bütün dünyaya İslamiyet'i anlatma ve tanıtma sorumluluğunu taşıdığını söylüyor.

İslama olan ilgi her geçen gün daha da artıyor

Japonya'da İslam için aktif çalışanların ekserisi Japon asıllı Müslümanlar olup çoğu üniversite mensubu kişilerden oluşuyor. Bunlardan bir kısmını şöyle sıralayabiliriz. Prof. Kosoji, Kiyoto Üniversitesi (Televiziyonlara çıkar ve konferanslar verir). Prof. NHK Şiro Tanaka, Kiyoto Üniversitesi (Hafız). Prof. Hişam Koroda, Uluslararası Niyaga Ünversitesi, (birçok yayınlanmış eseri var). Prof. Eşref Yasoi (Japon Enstitülerinde Arapça Profesörü). Bunların dışında Avrupa, Asya ve Amerika'da yaşayan Müslüman bilim adamları olduğu gibi Müslümanlıklarını açıklamayan Japonlar da var. Irak savaşından sonra binlerce Japon Müslüman oldu.

Bahreyn Tribün gazetesinin haberine göre, Tokyo Üniversitesi profesörlerinden Tsujitaka Sato, Tokyo'da düzenlenen "Ortadoğu ve İslami Araştırmaların Önemi" konulu konferansında, Irak savaşı ve sonrasında, Japon gençlerinin başta Arapça ve Kur'an tefsiri olmak üzere her alanda İslam'ı araştırmaya koyulduklarını ve bunun neticesinde, kültür düzeyi yüksek ve üst tabakadan binlerce erkek ve kadın Japon'un İslam'a girdiğini ve bugün dünyanın da global İslam'la karşı karşıya olduğunu söyledi. Öyle görünüyor ki yakın gelecekte Japonya'da büyük gelişmeler ve fütuhatlar olacak. Çünkü Japonya resmen İslam'a kucak açmış bulunmaktadır.

Japon Dışişleri Bakanlığı bünyesinde kurulan İslami Araştırmalar Komisyonu ve Yusuf Kardavi'nin başkanı olduğu 'İslamonline.net' sitesi işbirliğiyle kurulan bir İslami site ile İslam tanıtılıyor. Söz konusu komisyon, bütün Japon okullarına İslam dersleri koyma yönünde tavsiyede bulundu. Her yıl yurt dışına çıkan 17 milyon Japon turistten bir bölümünün Müslüman olarak geri dönmesi, Japonya'da okuyan Müslüman öğrencilerin varlığı ve bugün 15'ten fazla elektronik gazetede İslam dininin tanıtılma gayretleri, Japonya'da yayılan İslam dininin hızına hız katmaktadır.

İlgi duyanlar için Japon İslam Merkezi adresi: Islamic Center Japan 1-16-11, Ohara, Se tagaya-ku Tokyo-JAPAN Tel-(03)34606169, Fax-4606105.

  • AHMET ALTUN / ARAŞTIRMACI - YAZAR


  • Yerel yönetimler ve kültür
    AK Parti, Cumhurbaşkanı veto etmesine karşın yerel yönetimler yasasında ısrarlı. Israrcı olması da gereklidir. Çünkü gerçek demokrasinin yolu yerel demokrasilerden geçer. 28 Mart yerel seçimleriyle birlikte belediye başkanlıklarının büyük bir kısmını kazanan AK Parti'nin bu seçim başarısının üzerinden aylar geçti. Bu seçim başarısı acaba halka hizmet olarak nasıl yansıyacak diye merak ediyoruz.. Biz özellikle işin kültürel yönünü merak ediyoruz. Kültürel yozlaşmanın yaşandığı günümüzde yerel yönetimlerin bu yozlaşmaya karşı projeler geliştirmelerini beklemek her vatandaş gibi bizim için de temel bir haktır diye düşünüyoruz.

    Bazı belediyelerin zaman zaman kültürel etkinlik olarak sünnet şölenleri, âşıklar gecesi, amatör şiir geceleri düzenlediklerini gazetelerden okuyup televizyonlardan da izliyoruz. Bunlar hiç yoktan iyi şeyler ama daha fazlası neden olmasın? Son günlerde bu etkinliklerin adı kültür ve sanat festivali olarak ilan ediliyor. Ama ne yazık ki ilan edilenler ile gerçekleşenler bir bütünlük oluşturmuyor. Peki durum gerçekten böyle yakındığımız kadar kötü mü, kültür adına kültürsüzlükler mi icra ediliyor, yoksa bizler yerel yönetimlerden fazla bir şey mi bekliyoruz?

    Kendi adıma söyleyeyim; İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin Recep Tayyip Erdoğan döneminin ilk yıllarından sonraki yıllarda (Ali Müfit Gürtuna dönemindeki Doğu Konferansları hariç ) ciddi anlamda, kültür adamlarınca hazırlanan; yankı ve heyecan yapan programlara fazla rastlamadım. Yapılan atölye çalışmalarının bir çoğu (bazen 3-5 kişinin katıldığı bazen de seyircisiz yapılan programlar gerçekleştirildi.) düzenleyenlere ve konuşmacılara cüz'i de olsa konuşma ücreti sağladı.

    Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere her şeye rağmen yerel yönetimlerce bazı etkinlikler düzenlenmektedir. Ama önemli bir sorun orta yerde varlığını sürdürmekte: Belediyeler etkinliklere davet edilen şairlere ve yazarlara ciddi anlamda telif vermezken, bir türkücüye veya bir şarkıcıya istediği ücreti ne yapıp yapıp ödemektedirler. Van'dan şiir şölenine davet edilen bir şaire bir belediye tarafından takdim edilen 100.000.000 (yüz milyon TL) o şairin ne yol ne de konaklama masrafını karşılamaya yetecek kadar düşük bir rakamdır. Ama birçok belediye başkanının veya kültür müdürü diye görev verilenlerin genel yaklaşımı ne yazık ki bu şekilde. Kitaptan, kültürden, edebiyattan hayli uzak kişilerin 'kültür müdürü' olarak karşınıza dikilmesine şaşırmaktan başka bir şey yapamıyorsunuz. Demek ki bazı mekanlara ekmek kapısı gözüyle bakılınca durum bu şekilde normalleşiyor.

    Yukarıda da belirttiğimiz üzere Türkiye'de birçok konuda ne yazık ki şaire ve yazara ciddi telif de teklif de yok. Şair ve yazarlarla istişare yok. Türkücüye, şarkıcıya ve stand-upçuya ise hem para ve hem de itibarda ölçü yok. Muhafazakarların oylarıyla seçilen bu yöneticiler, çocukları küpeli ve göbeği açık vaziyetlere bürünmüş, sonra Neşet Ertaş yerine bilmem hangi sözde 'sanatçı'yı dinleyen Kübraların, Büşraların, Sümeyyelerin, Erkamların, Muhammedlerin ve Yunusların babaları olarak karşınıza çıkarlarsa hayret etmemek gerekir.

    Yerel yönetimler tarafından Ramazan ayı boyunca düzenlenen programlara da baktığımızda ilk göze çarpan husus eğlence ve popüler kültüre boyun eğildiğidir. Daha çok kalabalık toplayacak isimlere verilen öncelik ramazanlarında dejenere olmasına yol açmaktadır.

    İsterseniz konuyu bir iki soruyla zenginleştirelim. Bu başkanlardan kaç tanesi gerek kendi yörelerinde ve gerekse meşhur olmuş kaç şairin veya yazarın ölüm yıldönümünü anma programı yaptı? Bu başkanlardan kaç tanesi kaç şairi ve yazarı yeni nesillere tanıtmak için bir çaba içerisine girdi? Ama başka çabalar kimsenin gözünden kaçmıyor. Kendi fotoğraflarının büyükçe (varoşlarda binlerce insan aç ve sefil iken bu kadar lüks takılmak neyin nesi?) kuşe kağıtlara basılan belediye veya faaliyet raporları için ajanslara bu işler için ne kadar para yatırdıkları da merak ediliyor. Olayı sadece AK Parti'yle sınırlandırmamak gerekir. Başka partilerin de bu konuda yeterince verimli projeler geliştirdiklerinden söz edemiyoruz.

    Belediyelerin tümü hiç kültürel etkinlik yapmıyor, belediyeler hiç kitap çıkarmıyor değil. Ama bunlar da ya depolarda bekliyor ya da yeteri kadar yankı bulmuyor. Son seçimde başkanlar ağırlıklı olarak aynı partiden olunca belediyeler arasında rekabet olmuyor. Rekabet için de şimdilik dikkat çeken çalışmalar göze çarpmıyor. Aslında konuyla ilgili yazılacak çok şey var. Ama daha fazlasını ise bizlerden oy ve yetki alanlar gayret göstererek çevrelerindeki dar ve çıkarcı çemberleri kırıp daha geniş düşünenlerle istişare yaparak ve emeğe saygılı davranarak yapsınlar. Eli kalem tutanları, farklı bir görüşü ve tepkisi olan kimseleri bu konuya katkıda bulunmaya davet ediyoruz.

  • MAHMUT BALCI / YAZAR


  • 'Yol'un sonu görünüyor (mu)?
    Bazı aydınlar, Batılılaşmayı tahlil etmek yerine, sıradan yaşam biçimlerini kendi hayatlarının biricik gayesi haline getirmişlerdir.

    Osmanlı'nın gerileyiş sürecinde bir çıkış ve çözüm seçeneği olabileceği varsayımı ile başlayan Batılılaşma serencamı, Tanzimat'la birlikte 'resmiyet' kazanmış, Cumhuriyet'le birlikte 'olmazsa olmaz' alternatifsiz bir amaç haline gelmiştir. Bu süreci tahlil ederken, İbni Haldun'un güçlüler ve zayıflar arasındaki ilişkilerin neden olduğu çelişkileri dikkate almak son derce yararlı olacaktır.

    Ülkemizin statükodan yana aydınları, bir asırdır Batılılaşmayı, tahlil edip, ortaya çıkacak olumlu ve olumsuz kanaatler çerçevesinde bir bakış açısına sahip olmak yerine, sıradan yaşam biçimlerini kendi hayatlarının biricik gayesi haline getirmişlerdir. İşin enteresan tarafı, Türkiye'nin AB'ye girme konusunda olumsuz tavır takınan Avrupa ülkelerinin muhafazakâr grupları ile bizdeki statükocular arasında bakış açısı açısından çok ilginç mentalite benzerlikleri dikkati çekmektedir. Tabiî ki, Türkiye'nin AB'ye giriş sürecinde, gelecekte ortaya çıkabilecek sorunlar ve zorluklar vardır. Bu zorlukları ve ihtiyatlı olunmazsa kaybedilebilecek değerlerin olduğunu altını çizerek vurgulayan aydınlarımız mezkur statükocu grubun dışındadır. Şimdiye kadar özellikle halk nezdinde ekonomik olanakların en önemli adresi olarak görülen AB, son günlerde yoğun 'bilgilendirme'lerle öyle anlaşılıyor hiç de bilindiği gibi değilmiş. Türkiye'nin AB sürecine dahil olmasıyla ABD'nin AB ülkeleri üzerindeki etkinliğinin daha artacağı endişesi, özellikle Almanya ve Fransa'yı kaygılandırmaktadır.

    Öyle ya da böyle Türkiye bütün riskleri göze alarak AB'ye giriş çabalarını yoğunlaştırmış ve nihayet Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın tartışılmaz etkinliği ile AK Parti Hükümeti müzakerelere başlama konusunda çok önemli bir engeli aşma başarısı göstermiştir. Başbakan Recep Tayip Erdoğan'nın şahsında AK Parti Hükümet i'ni tebrik etmek ve takdirle karşılamak gerekir. Müzakereler başladıktan sonra AB'den gelebilecek muhtemel 'istek'ler karşısında ortaya konacak pozitif, etkin, 'kazan kazan' odaklı tutum ve tavırlar öncelikle ülkemiz ve ülkemiz açısından büyük ve çok önemli bir görev, sorumluluk ve yetkiye sahip olan AK Parti için tahminlerin ötesinde büyük bir öneme sahiptir. Bu süreç, 'Medeniyetler Çatışması' tezine karşı 'Medeniyetler Buluşması'nın ötesinde ve ülke olarak kazanacağımız ekonomik olanaklardan çok, Batı'nı kaybettiği ve belki de hiç sahip olamadığı 'değerler', kültürel zenginlikler konusunda katkıda bulunup bulunamayacağımız daha mühim bir mesele olduğuna kuşku duymamak gerekir.

    Batılıların geçmiş tarihlerden gelen ve yanlış bilgilerden kaynaklanan, fevri tepkileri, bilinmeyene insanların genel olarak 'düşmanca' bakabildikleri gerçeğini düşünürsek, Türkiye'nin dört başı mamur ciddi bir bilgilendirme projesini hayata geçirmesi gerekiyor. Yüzyıllar öncesinde yaşananlar bilinç altında onlar açısından deyim yerinde ise 'kuyruk acısı' bırakmışsa, bizde de 'evlat acısı' bıraktığı gerçeği göz ardı edilmemelidir. Bu süreçte dürüst, onurlu, adaletli, ihtiyatlı bir şekilde ortaya konacak bilgilendirme çabalarının çok olumlu sonuçlar doğuracağına şüphe duymamak gerekir.

  • BEKİR HAŞİMOĞLU / YAZAR



  • 8 Kasım 2004
    Pazartesi
     


    Künye
    Temsilcilikler
    Abone Formu
    Mesaj Formu

    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
    Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv
    Bilişim
    | Dizi | Çocuk
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
    © ALL RIGHTS RESERVED