AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

R A M A Z A N
Mutluluğun anahtarı YARDIMLAŞMA

Yardımlaşmanın doruk noktaya çıktığı Ramazan ayında "zekat ve fitre" ile yoksulları sevindirmek İslam'ın güzellikleri arasında yer alıyor. Fitre ve zekat ise topluma dönük bir ibadet olarak nitelendiriliyor. İhtiyaç sahiplerine verilecek fitre ve zekat, yüzlerin gülmesini, onların da bayramı huzurlu ve güleryüzlü geçirmesini sağlayacak.

İnsanı, 'yaratılanların en şereflisi' olarak kabul eden dinimiz, güvenli ve huzurlu bir toplum oluşturulmasında yardımlaşma ve dayanışmaya büyük önem veriyor.

Dünyadaki tüm Müslümanların 'onbir ayın sultanı' olarak kabul ettiği Ramazanlar ise ihtiyaç sahiplerine zekat ve fitrelerle yardımlaşmanın doruğa çıktığı ay olarak biliniyor. Ramazan ayında verilmesi daha makbul olan zekat ve Peygamberimiz'in verilmesini istediği fitrenin önemine işaret eden din adamları ise toplumsal barışın tesis edilmesinde yardımlaşmanın büyük önemi haiz olduğunu belirtiyorlar. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Bekir Karlığa ile Prof.Dr. Salih Tuğ toplumsal barış ve kardeşliğin tesis edilmesi ve toplumsal mutluluk için yardımlaşmanın ana faktör olduğunu belirterek "Başkasını düşünmeyi tetikleyici fitre ve zekatlarımızı vermemiz gerekiyor. Müslüman toplum olarak verdiğimiz zekat ve fitre toplumumuzu bütünsel mutluluğa götürüyor ve barış ve kardeşlik tohumları ekiyor" diye konuştular.

Prof. Dr. Bekir Karlığa, zekat ve fitrenin, İslam toplumu ile diğer toplumlar arasında en büyük farklardan olan yardımlaşmayı tetiklediğini ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü: " İslam Medeniyeti birbirini ezen, büyük balık küçük balığı yutar, zihniyeti ile kurulu diğer medeniyetlerden uzak bir medeniyettir. Bu medeniyetin temelinde de barış ve kardeşliği tesis eden onları mutlu birer toplumlar haline getiren yardımlaşma olgusu vardır."

"Zekat, fitre topluma dönük bir ibadettir"

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr.Salih Tuğ, zekatın farz olduğu hükmünün Kur'an-ı Kerim'de açıkça kendisini gösterdiğini söyledi. 30'dan fazla ayette zekatın dini ve mali bir ibadet olduğunun açıkca görülebileceğini ifade eden Tuğ, şöyle konuştu: "Zekat, kişiye ve topluma dönük bir ibadettir. Hem şahıs için hem de toplum için büyük faydaları vardır. Doğal olarak zekatın ihmal edilmesi halinde toplumda eksikler ortaya çıkacaktır. Zengin kimseler üzerinde çekişmelere yol açacaktır. Buğz ve hasımlaşmaya sebep olacaktır. Sosyal bünyedeki boşluklar ve çöküntüler ortaya çıkacaktır. Fitre ise Peygamberimiz'in Ramazan boyu varlıklı kimselerin muhtaç insanlara verilmesini istediği bir bayram hediyesidir."

  • İSTİHBARAT SERVİSİ-İSTANBUL

    ZİRVE İNSANLAR

    Sen ilim taleb et!

    SALİM ŞEBŞİRİ

    Sâlim Şebşîrî'nin talebelerinden Nûreddîn Ali Şebrâmelîsî isminde bir zât, bir gün İmâm-ı Gazâlî hazretlerinin İhyâ kitâbından gurûr bahsini mütâlaa ediyordu. Orada ilim sâhiplerinden bâzılarının, ilimlerine güvenerek ve ilimlerinin kendilerini kurtaracağını zannederek aldandıklarını, kendini beğenmeye, kibre ve gurûra kapıldıklarını, böylece felâkete sürüklendiklerini okuyunca birden çok duygulandı. Kendisinin de o tehlikelere düşmesinden çok korktu. Şimdiye kadar öğrendiklerim bana yeter düşüncesiyle ilim öğrenmeyi bırakıp, devamlı Kur'ân-ı kerîm okumakla, oruç tutmakla, sırf ibâdet ve tâat yapmakla meşgûl olmaya karar verdi. Artık Sâlim Şebşîrî'den okumayacaktı. Ertesi gün derse gitmeyecekti. Fakat hocası derste göremeyince merak edip sorar veya yanıma gelir diye sırf hatırını gözetmek için derse gitti. Fakat, o günkü dersi mütâlaa etmemişti. Ders esnâsında hep susuyor, derse iştirak etmiyor, hep İhyâ'da okuduğu yeri düşünüyordu.
    Ders esnâsında Sâlim Şebşîrî de, onun bu hâlini anlamıştı. Bir ara ona;
    "Yâ Ali! Sana ne oldu. Bugün çok suskunsun" dedi.
    O da;
    "Efendim, bu günkü dersi mütâlaa etmedim" dedi.
    Sâlim Şebşîrî onun hâlini kerâmet olarak anladı ve İmâm-ı Gazâlî'nin eserlerini sayarak;
    "Yâ Ali! İmâm-ı Gazâlî, Müstesfâ, Vecîz gibi şu şu eserleri telif etmedi mi?" dedi.
    Ali Şebrâmelîsî;
    "Evet efendim" dedi.
    Bunun üzerine sâlim Şebşîrî; "Anlaşılıyor ki, sen İhyâ'dan Gurûr bahsini okumuşsun ve o sana çok tesir etmiş. İlim ile meşgûl olmamak îcâbetseydi, İmâm-ı Gazâlî hazretleri ilimle bu kadar meşgûl olur ve bu kadar eser yazar mıydı? Sen ilim taleb et! Gücün yettiği kadar Allahü teâlâdan kork. Çeşitli tehlikelere, kibre, gurûra düşmekten O'na sığın. Ümid olunur ki, Allahü teâlâ seni ihlâs sâhibi kullarından eyler" dedi.
    Ali Şebrâmelîsî diyor ki: "Hocamın bu sözleri bana çok tesir etti. Ben önceki düşüncelerimden vazgeçtim. İlim öğrenmeye devâm ettim. Vakitlerim hocamdan okuduğum ve okuyacağım dersleri mütâlaa etmekle geçti."

  •  
    FIKIH KÖŞESİ
    Prof.Dr.
    VECDİ AKYÜZ

    Zekat ödeme ilkeleri - 1
    Ramazan Seyahatleri
    Mutfağımızın pirinçle tanışması
    BİR AYET
    Her kim de Allah'a salih ameller işlemiş bir mü'min olarak varırsa, işte onlar için en yüksek dereceler, içinden ırmaklar akan, içinde ebediyyen kalacakları Adn cennetleri vardır. İşte bu günahlardan temizlenenlerin mükafatıdır.
    Tâ-hâ, 20/75,76
    BİR HADİS
    Zenginlik mal çokluğuyla değildir. Bilakis zenginlik göz tokluğuyladır.
    Buhari, Rikak
    8 Kasım 2004
    Pazartesi
     
    Künye
    Temsilcilikler
    Abone Formu
    Mesaj Formu
    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
    Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv
    Bilişim
    | Dizi | Çocuk

    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
    © ALL RIGHTS RESERVED