|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Amerikan başkanlık seçimlerinin sonuçları farklı değerlendirmelere konu oluyor. Gazetelerde atılan manşetler, yapılan yorumlar ve değerlendirmeler Başkan Bush'un seçimleri kazanmasından duyulan kaygıları dile getirmektedir. 12 Eylül saldırısından bu yana takip edilen hukuksuzluk temelindeki politikaların daha da güçlenerek devam etmesi tüm dünya için ciddi bir tehlike anlamına geliyor. Seçim sonuçlarıyla ilgili değerlendirmelerde herkes Başkan Bush'un kazanmış olması ve bunun dünya güvenliği için ifade ettiği olumsuzluk noktasına dikkat çekmektedir. Oysa ki bunun yanında bu seçimlerin ortaya koyduğu sosyoloji, belki de Bush'un kazanmasından daha da önemli bir gelişmedir. Amerikan halkı daha çok sandığa gitti... Bu seçimlerde Amerikan halkı, öncekilere nispetle daha yüksek oranda sandığa gitmiş bulunuyor. Genelde seçime katılma oranlarının yüzde 46-48'lerde seyrettiği ülkede bu seçimde seçime katılma oranı yüzde 56'lara yükselmiş bulunuyor. Bütün siyasal toplumlarda seçime katılma oranının artması önemli bir gelişme olup vatandaşların siyasal sürece katılması, siyasal aktörler tarafından mobilize edilmesi ve sandığa yönlendirilmesi bazı toplumsal hassasiyetlerin daha bir yoğunlukla yaşandığı veya algılandığı anlamına gelmektedir. Şüphesiz özellikle Bush, terör tehlikesini Amerikan toplumunu mobilize etmede iyi kullanmış ve toplumu sandığa yöneltmesini bilmiştir. Bush'a oy veren seçmen için önemli olan kendi güvenliğidir, dünyada takip edilen saldırgan politikalar umurunda bile değildir! Bush'a oy veren toplum kesimlerine ve bunların oy verme saiklerine bakıldığında son derece ilgi çekici faktörler gündeme gelmektedir. Genelde Amerika Birleşik Devletleri'nin orta ve güney kesimlerinin Cumhuriyetçi Parti'ye yöneldikleri görülüyor. Bu bölgeler nispeten az gelişmiş, kırsal denebilecek bir kesimi ve dinsel olarak da Katolik ve daha dindarları temsil ettiği belirtilmektedir. Bush'a oy verenlerin siyasal kimlik olarak "muhafazakar" olmaları ile mensup oldukları toplum kesimleri arasında bir çelişki yoktur. Her yerde muhafazakarlar nispeten dindar, toplumun orta ve orta alt kesimleri ile daha kırsal alanlarda yaşayanlar olduğu gözlenmektedir. Bu kesimlerin muhafazakarlıklarıyla uyumlu bir önemli gelişme ise seçimlerde yürütülen tartışmaların temelinde ahlâkî değerlerin ve geleneksel kalıpların önemli rol oynamış olmasıdır. Bundan dolayı Amerikan seçimlerinin ahlâkî değerler tarafından kazanıldığını yazanlar bile olmuştur. Ahlâkî değerler siyasetin merkezine oturuyor... Siyasetin klasik tartışma konularından biri siyasetle ahlâk arasındaki ilişkilerdir. Pozitivist ve materyalist felsefenin hakimiyet kurmasıyla sadece siyasi hayattan değil toplumsal hayatın pek çok alanından ahlâkın ve geleneksel değerlerin tasfiye edilmeye çalışıldığı ve giderek metafiziğin insanların vicdanlarına mahkum edildiğine şahit olmuştuk. Pozitivist ve materyalist anlayışın giderek hakimiyetini kaybetmekte olduğu ve yeniden metafiziğin toplumsal ve siyasal hayatın merkezini etkisi altına almakta olduğu yönünde güçlü bir eğilimin varlığı dikkat çekmektedir. 19. yüzyıl sosyologları insanlığın metafizik ve teolojik çağdan geçerek pozitivist çağa girdiğini ve artık bundan sonra metafizik ve teolojik çağa dönülmeyeceğini savunmuşlardır. Ama anlaşılan o ki bu öngörü anlamını yitirmiş bulunmaktadır. Din ve metafizik değerler yeniden toplumsal hayata geri dönmekte, bütün hayat süreçlerinde etkili olmaktadır. Geçen asırda belli dine mensup olanlara karşı küçümseyici, şüpheci bir bakış yöneltiliyordu. Şimdi ise dine karşı olanlara karşı bu refleksin döndüğü görülüyor. Başkan Bush'un seçimleri kazanması ve dört yıl daha pervasız politikalarını takip edecek olması tüm dünya için büyük bir kayıp ve şanssızlık. Ancak bu durumun Amerikan karşıtlığını besleyecek ve giderek güçlendirecek bir gelişme olması da mümkün. Amerikan saldırganlığı, keyfiliği ve hukuk tanımazlığı karşısında dünyanın birleşmesi neden mümkün olmasın? Bush faktörü bir yana seçimlerde ortaya çıkan sosyolojinin sunduğu tabloda geleneksel değerlerin, kurumların ve ahlâkın yeniden merkezi bir faktör haline gelmesi çok önemli bir gelişmeye işaret etmektedir. Bu durum sadece Amerika için değil dünyanın diğer yerlerinde de gözlenmektedir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |