|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Üniter bir devlet olan Makedonya'da geçtiğimiz pazar günü bir referandum yapıldı. Sayım sonucunda kayıtlı seçmenlerin sadece yüzde 26'sının oylamaya katıldığı ortaya çıktı. Referendum geçersiz ilan edildi. Çünkü referandumun geçerli olabilmesi için katılımın yüzde 50'nin üzerine çıkması gerekiyordu. Böylece, ülke nüfusunun dörtte birini oluşturan Arnavutlara yeni bazı azınlık haklarının verilmesi ve başta başkent Üsküp olmak üzere çoğunlukta olduğu yerleşim bölgelerinde Arnavutça'nın da resmi dil sayılmasını kabul eden yasanın yürürlükte kalmaya devam edeceği anlaşıldı. Arnavutlara verilen haklara karşı çıkarak, referandum için gerekli olan 150 bin seçmenin imzasını 30 bin fazlası(!) ile toplayarak kanunu halk oyuna götüren Makedon milliyetçilerinin hevesleri kursaklarında kalmış oldu. Oylama öncesinde hem Üsküp hükümeti hem de Avrupa devletleri seçmenlere boykot çağrısı yapmıştı. Bu çağrılarda sandık başına gitmenin ülkedeki barış sürecini ve Makedonya'nın AB ve NATO üyeliklerini tehlikeye atacağı belirtilmişti. Hükümet koalisyonunda yer alan Arnavutlar sonuçtan çok memnun oldular. Arnavut liderlerden Mehmeti, "Halkımız çok uluslu ve Avrupa değerlerine sahip çıkan bir ülkede yaşamak istediklerini gösterdi" diye konuştu. Bundan çok değil, üç yıl önce Arnavutlar bazı haklarını elde edebilmek için silahlı mücadeleye başladılar. ABD, AB, NATO ve diğer bazı uluslarararası kuruluşların araya girmesi ve merkezi hükümetin Arnavutların talep ettikleri bazı siyasi ve kültürel hakları tanımaya ve bu amaçla anayasada değişiklikler yapmaya razı olması üzerine çatışmalar sona erdi. Silahlı mücadele sürecinden böyle bir demokratik uzlaşma noktasına gelindi. Milliyetçilerin referandum oyunu da boşa çıkarıldı. Makedonya, Arnavut azınlığa bu hakkı tanımakla parçalanmak bir yana, birlik ve beraberliğini daha da pekiştirmiş oldu. Ülkenin önü açıldı. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Yunanistan da, yıllar önce AB süreci çerçevesinde Batı Trakya'daki Türk azınlığa 'Müslüman azınlık' demekten vazgeçerek Türk azınlığı olarak tanımak zorunda kaldı. Henüz Batı Trakya'da herşey güllük gülistanlık değil ama, eskiye nazaran birçok şeyin olumlu anlamda değiştiği de muhakak. Yunanistan, adını koyarak toprakları içinde yaşamakta olan Türk azınlığı tanımakla milli birlik ve beraberliğinden birşey kaybetmişe benzemiyor. Tam tersi, özellikle son on yılda refah seviyesinin Türkiye'dekinin birkaç kat üzerine çıktığını bazı ekonomik verilerden kolayca anlamak mümkün. 2007 yılında AB'ye tam üye olarak katılacak olan Bulgaristan ve Romanya'nın durumu da malum. Bu ülkeler kendi içlerindeki azınlıklara son yıllarda siyasi ve kültürel yeni haklar tanıdılar. Türkiye, özellikle Bulgaristan Türkleri'ne yönelik olumlu gelişmelerden çok memnun olduğunu her fırsatta dile getiriyor. Buna karşılık bu ülkelerin üniter devlet özelliğinden birşey kaybetmediği görmezden geliniyor. Tek tek bütün Avrupa'yı dolaşmak mümkün. Özellikle bizim 'üniter devlet' meraklılarının her zaman örnek saydıkları Fransa'nın son yıllarda bu alanda yaptıkları dikkate incelenmelidir. Söz gelimi Fransa, Korsika'ya özerklik vererek üniter devlet olma özelliğini yitirmiş değildir. Genelkurmay İkinci Başkanı İlker Başbuğ'un bir brifing vesilesiyle yaptığı son açıklamaya baktığımızda, sayın generalin Avrupa ve dünyadaki bazı gelişmelerin Türkiye tarafından izlenmediği zehabına kapıldığı düşünülebilir. Artık Avrupa'ya turist olarak gidip gelen bir ortaokul çocuğu bile gerçeğin böyle olmadığını anlayacak durumdadır. Buna rağmen şu şablon sözler hâlâ sarfedilmektedir: "Türkiye ile Avrupa ve hatta Balkan ülkeleri bir değildir. Türkiye düşmanlarla çevrilidir, içerde de cumhuriyet düşmanları vardır. İç düşmanlar dış düşmanlardan daha tehlikelidir." Benim burada General Başbuğ'un azınlıklar ve üniter devlet hakkındaki bilinen resmi görüşlerini değerlendirmeye niyetim yok. Bazı yazar arkadaşlar bu açıklamaların suç teşkil ettiğini söylemiş. Bazıları da generallerin kendi işlerine bakması gerektiğini dile getirmiş. Ben bu açıklama konusunda iki noktaya değinmek istiyorum. Birincisi, General Başbuğ, "Türkiye'nin üniter devlet yapısını tartışmaya açmak TSK tarafından tasvip edilemez" diyerek, düşünce açıklama özgürlüğüne ambargo koymak istiyor. Bunun beyhude bir çaba olduğu ortada. Kimse bu sözlerden korkmuş falan değil. İkincisi de, generalin azınlıklara karşı çıkarken etnik farklılıkları, çeşitlilikleri yok farzetmesi. Azınlık meselesini Türkiye'nin güvenliği meselesine bağlaması. "Millet bir bütündür" demesi. "Millet bütündür" denildiği zaman kendini o bütünlüğün çoğunluğundan farklı görenleri, mesela Kürtleri yok saymak, hatta onları düşman olarak değerlendirmek normal sayılıyor. Hayır, onlar bu cumhuriyetin vatandaşlarıdır ama, kendilerini Türk gibi hissetmek mecburiyetinde değillerdir. Bulgaristan'daki Türkler de öyledir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |