|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Dördüncü öykü kitabı "Tamir Görmüş Aşk"ı İz Yayınları arasından çıkaran Kâmil Yeşil, örselenmiş ve hasar görmüş olsa da hâlâ 'aşk'ın olduğunu söylüyor. İnsan hakikat ehli ise, aşk da kelimenin arşıdır, diyor.
MEHMET AYCI Kâmil Yeşil'e şunu sormak istiyorum: Neden öykü ? Öykünün ince eleyip sıkı dokuyan duyarlı yapısı ile kişiliğimdeki duyarlılığın birbirini bulduğunu düşünüyorum. Şairlere mahsus duyuş tarzının, ruh tetikliğinin bende öykü hassasiyetini beslediğini ve beni öyküye yönlendirdiğini gördüm. İnsanın ruhi iniş çıkışları bu hassasiyetimi harekete geçiriyor. Onu öykü kalıbı ve üslûbu içinde anlatıyorum ve rahatlıyorum. Yoksa boğulacakmışım gibi bir hal gelip üstüme çörekleniyor. Ben de Yunus Emre'yim kendi çapımda ve "Ya ben öleyim mi söylemeyince?" diyorum. Kısacası yaşadığım için öykü. Zamir adlı öykünüzde 'Ben bir ateş yakacağım, ateşi çalmayacağım' diyorsunuz. Bir ateş yakmakla ateşi çalmak arasında nasıl bir fark var ? Bu, Promete'ye bir gönderme mi ? Öyküleri satır aralarıyla değerlendirme gibi bir hassasiyetiniz olduğu anlaşılıyor. Ben öykülerimde bir medeniyet duruşunu gözetmeye çalışıyorum. Bu, öykünün kaldıramayacağı bir yük olarak görülebilir. Oysa ben: "Tasrihe mecal kalmadı îmâ ile geçtik" diyen şair gibi, işaret etmenin bile önemli olduğunu ve bu özelliğin beni diğer öykücülerden ayırdığını görüyorum. Evet, ben bir ateş yakıyorum. İsteyen ısınsın isteyen ışısın onunla. Bunun bir şartı var yalnız: başkalarının ateşine pervane olmaktan vazgeçmek. Biz kendi ateşimizi yakıp büyütmeliyiz. Öykülerinizde bir klâsik şiir tadı ve dünyası var. Bunu üçüncü öykü kitabınız "Kayıp Dilin Öyküleri"nde daha ağırlıklı olarak gördüm. Sanki bir yazma eseri yayına hazırlamışsınız gibi. Son kitabınız "Tamir Görmüş Aşk"ta da var aynı duyarlık. Hangi kandillerin ışığında yazıyor Kâmil Yeşil öykülerini? Hangi damarlardan alıyor duyarlıklarını ? Buraya kadar konuştuklarımızdan sanırım flu da olsa bir fotoğraf çıktı. Küpün içinde ne varsa dışına da o sızmaz mı? Tamir Görmüş Aşk'taki öyküler tensel olanla tinsel olanı bir arada veriyor. Kitabın ikinci bölümü "Gece Yürüyüşü" adı üzerinde 24 saatimizin diğer yarısını gösteriyor. Ben diyorum ki; aşk tamir olmaz. Belki âşıktır tamir gören, ne dersiniz? Bence bir bozulma var ve o sadece âşık'a ait değil; aşk da örselendi, hasar gördü. Aşk; gün geldi tutku ile karıştırıldı, an geldi merhametle. Çıkar amaçlı kullanılanları, tenin kokusunda boğulanları saymıyoruz zaten. Ama ben tamir görmüş de olsa bir aşkımız var; diyorum. Çünkü artık "aşk" gitti yerine "ilişki" geldi. Kitabınızın arka kapak yazısında şöyle diyorsunuz: "Dağın kulağına fısıldamışlar bir gün. O basacak üstüne, omzunda K. Yeşil'i taşıyacaksın, demişler. O zaman benliğinden geçmiş. Sahra olmuş" Ama aynı öykünün hemen öncesindeki 'Önemli Adam'da günümüzün bütün önemli görülen meslek sahipleri, kişileri önemini kaybediyor; bunların içinde siz de varsınız. Bu bir çelişki değil mi? Önemli adam hakikati bilen adamdır ki biz hakikati bilen insanlar değiliz; sadece hakikate talip kişileriz. Ona olan yakınlığımız nispetinde önem kazanıyoruz. Kitabın arkasında yer alan o isim hakikate talip olanları temsilen konulmuştur; Adem'in bütün insanlığı temsil etmesi gibi. "Ben Aşk: Kelimenin Arş'ı" diyorum öykümde. Sonra devam ediyorum: "Ben Rabbimin attığı bir harfim." Eğer kişi hakikat ehli ise dağ onun karşısında benliğinden geçer, onu omuzlarında taşımak için ovalaşır. Son dönem öykücülüğünde kendinizi nasıl bir yerde görüyorsunuz? Türk öykücülüğü nereye gidiyor sizce?
İsmet Özel bir şiirinde "Hiçbir şey söylemeyen sözlere varmak için herşeyin sonuna kadar söylenmesi gerekti" diyor. Öykümüzde de var bu. Yani hiçbir şey söylemiyor bazı öyküsel kitaplar, metinler. Bunu sağ, sol veya başka bir çevre ile sınırlandırmıyorum. Tamam, öyküde 'ne'yin anlatıldığı kadar 'nasıl' anlatıldığı da önemlidir ama bazı öykücüler var ki hiçbir şey anlatmıyor. Yazılan metne şiir denilse anlarım; fakat öykü denilince insan bir kişi, bir durum, bir mekan arıyor. Ne olmuş, sorusunu sormak istiyor. Böyle baktığımda İsmet Özel'in şiir için söylediğinin son dönem öyküsü için de geçerli olabileceğini düşünüyorum. 'Öykü yazıyorum çünkü yaşıyorum'
İz Yayınları'ndan çıkan Tamir Görmüş Aşk, "Yaşadığım için öykü yazıyorum" diyen Kâmil Yeşil'in dördüncü öykü kitabı. İlk öykü kitabı Ankebût'u izleyen Balın Tuzu Eksik ile Türkiye Yazarlar Birliği Yılın Hikâyecisi Ödülü'nü alan yazarın bir diğer öykü kitabı da Kayıp Dilin Öyküleri. 'Anlatılarda Hoca Tiplemesi' adlı bir incelemesi de bulunan Kamil Yeşil Ankara'da ikamet etmekte ve edebiyat öğretmenliği yapmakta.
|
|
|
|
|
|
|
|