|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Dış politikamızın bir yanlışı
Demokrat Parti iktidarından beri Türk dış politikasının yanlış bir uygulaması vardır: Bu uygulamaya göre, bir ülkeye dostluğumuzu kanıtlamak için, onun düşmanlarına da karşı olduğumuzu göstermek istemişizdir.. Yani dostumun düşmanı benim de düşmanımdır esprisini uygular gibi.. Demokrat Parti'nin Birleşmiş Milletler'de Cezayir'in bağımsızlığı için yapılan oylamada, Fransa ile birlikte hareket ederek, bağımsızlık aleyhine oy kullanması bunun en açık bir misalidir. Bu davranışımızla Fransa "sizin düşmanınızla biz de düşmanız" mesajı verilmek istenmiştir. Ancak bu davranışımızla Fransa'nın dostluğunu kazanamadığımız gibi, Cezayir milleti sinesinde unutulmaz bir yara açılmıştır. Aynı durum Milliyetçi Çin yani Tayvan ile olan ilişkilerimizde de devam ettirilmiştir. Amerika, Kıta Çinin Güvenlik Konseyi üyeliğine kabul ettiği zaman, Tayvan ile ilişkilerini kesmek zorunda kalmıştır Bu durumu gören Türkiye, Amerika'dan evvel davranarak Tayvan büyükelçisini 24 saat içinde ülkeyi terk etmeye mecbur etmiştir. Bu olay, Kıta Çin hükümeti ne de Amerika ile olan dostluğumuza hiçbir katkıda bulunmamıştır. Bu olay Türkiye'yi çok seven Tayvan kamuoyunda ve bilhassa Tayvan Büyükelçisi eski Genel Kurmay Başkanı nezdinde hayal kırıklığı yaşatmıştır. Üstelik Tayvan Hükümeti ile resmi ilişkilerini kesen birçok ülke, ekonomik ve kültürel ilişkilerini sürdürmek için formüller bulmuştur. Amerika, onunla resmi ilişkisini kestiği halde onun bağımsızlığını destekleyen en büyük ülkedir. Türkiye bu ülkeyle ilişkilerini geliştirmek için hâlâ bir model geliştirememiştir. İsrail ve Filistin'e yaklaşımlarımız
Ortadoğu'da İsrail ve Filistin ile olan ilişkilerinde de tutumumuz aynıdır. İsrail ile ilişkilerimizi geliştirmek için, Arafat ile olan ilişkilerin alt düzeye indirilmesi benimsenmiş, Arap ülkelerine yaranmak için de, İsrail'le olan resmi ilişkiler de de aynı politika izlenmiştir. Bu yanlış politika sebebiyle ne Filistin halkının ne de İsrail'in sempatisini kazanabilmiştir. Arafat ülkesinin bağımsızlığı için mücadele verirken, Türkiye içinden istediği halde, onu destekliyor görünmemeye dikkat göstermiştir. Bu ilgisizliğin temelinde, İsrail devletine ters düşmemek, onun sempatisini kazanmak arzusu vardır. Oysa Yaser Arafat, ölünceye kadar, Türkiye'nin dostu olduğunu söylemekten çekinmemiştir. Arafat'tan geriye kalan
Onun Türkiye'ye bağlılığı, Osmanlı'ya olan sempatisinden gelmektedir. Arap ülkeleri Türkiye aleyhine karar almak, eylemde bulunmak teşebbüsünde bulunduğu zaman, buna şiddetle karşı çıkmıştır. Açıkça "ben, Türkiye aleyhine olan hiçbir eyleme katılmam" demiştir. Ona bu sözleri söyleten, Türkiye'nin ona verdiği destek değildir. Ona bu sözleri söyleten, Arafat'ın kendisini hâlâ bir Osmanlı olarak hissetmesinden ileri gelmektedir. Arafat çok iyi anlamıştır ki, Osmanlı yıkılmasaydı, Ortadoğu'da bu felaketler yaşanmayacaktı. Arafat'ın hür dünyaya karşı olan bir çağrısı da vardır: Benim elimde bir zeytin dalı vardır. Bu dal düşerse, olacak fecaatten korkuyorum demiştir. Hakikaten de, uluslararası camianın duyarsızlığı yüzünden bu zeytin dalı onun elinden kayıp gitmiştir. Olanların çoğu bundan ileri gelmektedir. Türkiye bu çelişkili politikasıyla ne İsrail'le gereği kadar dosttur. Ne de Filistin halkı nazarında bir hamidir. Kaba tabiriyle ne İsa'ya, ne de Musa'ya yaranabilmiştir. Arafat, bağımsızlığı için mücadele ettiği ülkesinin işgal altındaki bir köşesinde ebedi hayatına başlamıştır. Fakat Türk olarak zihinlerimizde, onun Türkiye aleyhine hiçbir eyleme katılmam demesi ile elindeki zeytin dalını işaret eden sözleri kalacaktır.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |